30 Ağustos 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
22.08.2008

Yanlış bilinen cinsel bilgiler

UĞUR İLYAS CANBOLAT

Cinsellik insan yaşamının en önemli bir noktasıdır. Peki stres cinselliği öldürüyor mu, neler doğru neler yanlış?
Cinsellik insan yaşamının en önemli bir noktasıdır. Erken başlayan ergenlikler nedeniyle de artık en çok konuşulan konuların başında geliyor. Bu konuda neredeyse her gazetede özel sayfalar var. İnsanlar en çok soruyu cinsellik konusunda soruyorlar ama en çok yanlış bilgide yine bu alanda. Tabu olarak görenlerde az değil, sadece bir haz unsuru olarak görenlerde… Kısacası cinsellik yaşamımızda önemli bir yer tutuyor.

Peki cinsellik doğru biçimde nasıl yaşanır? Bu özel ve önemli yaşantının belli kriterleri yok mudur? Cinselliği önemli kılan nedir? Eşler arasında tam olarak neyi ifade eder? Nasıl bir iletişim biçimidir? Cinsellikte kalite ne demektir? Yanlış bilinen cinsel mitler nasıl yenilir? Neden cinsel işlev bozukluklarında ön sıradayız ülke olarak? En çok yaşanan cinsel sorunlar nelerdir? Cinselliği neler olumsuz etkiler? Cinsel yaşamdaki eksiklikler ve tatminsizlikler ne gibi sorunlara neden olur? Bu benzer pek çok sorunun cevabını cinsellik üzerine çalışan NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Etiler Şubesi'nden uzman Psk. Dr. Cengiz Demirsoy'dan almaya çalıştık.
-Cinsellik hayatın gerçeklerinden birisi… Sadece insanlarda değil diğer varlıklar içinde geçerli… Bu açıdan bakarsak cinselliğin yaşamdaki yerini nasıl anlatırsınız?
 - Evet, başka biyolojik gereksinimler gibi cinsellik de insanoğlunun diğer tüm canlılarla da paylaştığı bir özellik… Biyolojik önemi büyük.. Cinsellik olmasa soyun devamı mümkün olmazdı. Ama diğer canlılarla aramızda büyük bir fark var. O da diğer canlılar büyük bir ölçüde bu biyolojik gereksinimlerin dikte ettiği biçimde yaşar. Ama insan yaşamı öyle değildir. İnsan salt biyolojik bir varlık değil, aynı zamanda ilkeleri vardır. Değerler ile kurulmuş kültürel bir dünyası vardır. İşte insan yaşamı biyoloji ile kültürün karşılıklı etkileşiminin bir ürünü... Örneğin her hayvan acıkınca yer. Onun ne zaman ve neyi yiyeceği biyolojik olarak belirlenmiştir. Ama insan öyle mi? Evet, biyolojik olarak insan da acıkır, ama acıktığı halde estetik nedenlerle diyet yapanlar, manevi değerleri nedeniyle oruç tutanlar, siyasi nedenlerle ölüm orucuna yatanlar… Yani insanın kültürel dünyası biyolojisini bazen biçimlendirirken, bazen de onunla çelişir. Cinsellikte de böyle.
-Cinsellik biyolojiktir ama nasıl yaşanacağını kütler mi belirliyor demek istiyorsunuz?
-Evet cinsellik de önemli bir biyolojik gerçek. Ama kültür onun nasıl yaşanacağını da önemli ölçüde belirliyor. Cinselliği neredeyse hiçbir kısıtlama olmadan yaşayan insanlar olabildiği gibi, önemli ölçüde kısıtlayan toplumlarda vardır dünyada. Hatta katolik din adamlarında olduğu gibi cinselliğe yaşamlarında hiç yer vermeyen gruplar da vardır. Yani, biyolojik olarak önemli bir dürtü olmakla birlikte, yaşamdaki yeri herkes için aynı değil. Cinselliği yaşama biçimi bireyin kendi ilkeleri, değerleri ve içinde bulunduğu topluluğa göre değişiyor. 
 
 - Cinselliğin eşler arasında özel ve önemli olması nereden kaynaklanmaktadır?
-Burada, cinselliğin iki boyutundan bahsedebiliriz sanırım. Birisi temas kurma, diğeri de haz alma. Temas kurma, iletişim, insanlar için hem fiziksel hem duygusal bir ihtiyaç. İnsanlar, yazışma, konuşma, dokunma gibi yollarla birbirleri ile temas kurabilirler. Bunlardan dokunma, yani tensel temas, en doğrudan olanıdır. Sevgimizi, sıcaklığımızı, hem karşımızdakine ifade edebilmenin, hem de ona yaşatabilmenin, hissettirebilmenin en doğrudan ve en güçlü yoludur. Cinsellik de tensel temasın en yoğun olduğu bir durumdur. Kişilerin birbirine sevgilerini, yakınlıklarını yaşattıkları bir durum... Yani en katıksız iletişim durumu; tam bir ilişki hali.
 
- Ailede eşlerin mutlu olmasında cinsellikte mutlu olmaları nasıl bir yere oturuyor?
-Çok önemli bir yeri var. Düşünsenize, cinsellik kendi başımıza yaşadığımız bir şey değil, bir ilişki hali. Yani kişilerin mutluluğu birbirine bağlı… Cinsellikte benim hazzım, mutluluğum eşime, eşiminki de bana bağlı... Cinsellik sırasında birbirimize karşılıklı olarak sevgi, haz ve mutluluk yaşatıyoruz. Ve bu olumlu atmosfer sadece cinsellikle sınırlı kalmıyor. Yaşamın diğer alanlarına da yayılıyor. Güzel bir cinsellikten sonra stresli bir durum yaşamak o kadar kolay değildir. Başka zamanlarda normal olarak gerginlik yaşayabileceğimiz birçok durumları kolayca atlatabiliyoruz. Atlatmak ne kelime, öyle durumlara girmiyoruz bile. Yani cinsellik sadece yaşandığı sırada mutluluk veren bir şey değil, eşlerin hayatının her köşesine nüfuz ediyor.
 
- Cinsellik doğru yaşandığında eşlere ne gibi katkısı vardır?
- Doğru yaşamak derken, sadece bir kişinin haz duyması değil de her iki kişinin de haz almasını kastediyorsak, çok önemli katkısı var. Eş olmak ne demek? En önce ilişki içinde olmak demek… Hem de yakın, çok yakın bir ilişki içinde olmak... Öyleyse cinsel ilişkiyi de, "ilişki" sözcüğünü vurgulayarak kullanabiliriz. Yani eşler arasında ilişki kurmanın en temel ve vazgeçilmez unsuru. Ayrıca, ilişki dışında eşlerin kendi yaşamlarına da etkisi var; örneğin cinselliği daha doyumlu yaşayan bir kadının hayatının başka alanlarında da (arkadaşlarıyla ilişkisi, iş yaşamı vs) daha rahat, daha huzurlu olma ihtimali daha yüksektir.







Uğur İlyas Canbolat ve Uzman Psk. Dr. Cengiz Demirsoy

 
- Cinsellik sadece bir haz mıdır? Eşlerin iletişimine ne gibi etkisi vardır?
- Haz önemli tabii… Ama haz cinselliğin tek boyutu değil. Daha önce de belirtmiştik; cinsellik iletişimin en katıksız - en doğrudan bir hali. Sözel iletişim -yani konuşma- insan hayatına sonradan katılan bir öğedir. Temas ise ta bebekliğimizden beri sahip olduğumuz bir duyum. Bebekliğimizde, söz hiç etkili olmadığı zamanlarda bile, bedensel temas etkiliydi; korkularımızı - ağlamalarımızı dindirmek için birinin gelip bizi kucaklaması yeterdi. Erişkinlikte de aynı gücünü korur bedensel temas; bir arkadaşımızın yakınlığını -desteğini hissetmemiz için, söyleyeceği yüzlerce kelime kifayet etmez de, elini omzumuza koyması yeter bazen. Cinsellikte de böyle; cinsellikteki temas, karşımızdakini beğendiğimizi - arzuladığımızı - sevdiğimizi - istediğimizi... kelimelerden çok daha iyi iletir.
 
-  Cinselliği canlı tutmanın aile açısından önemi nedir?
- Aile, eşler en yakın ilişki içindeki kişiler demek. Cinsellik de bunun en etkili öğesi. Cinselliği canlı tutmak, bu yakın ilişkiyi tam anlamıyla sağlayabilmek için neredeyse şart. Evlilikte, eşler hayatı birçok sahada paylaşır ve bir şekilde iletişim içindedirler. Ama cinsellik eksik olduğunda bu paylaşım ve iletişim de eksik kalabilir. İki kişi arasındaki bağ zayıflayabilir. Cinsellik bu bağı sağlayan ve sürdüren en güçlü etkendir.
 
- Eşler arasında cinsellik evliliğin ilk yıllarında daha öncelikli iken çocuğun gelmesi ile biraz geri kalması söz konusu kimi evliliklerde… Bunun zamanla evlilikte ne gibi olumsuz etkileri olmaktadır?
 - İlk bakışta bunu biraz doğal karşılamak mümkün. Çünkü önce 2 kişiydiniz, şimdi 3 kişi oldunuz. Yani 3 kişiye göre düşünmek gerekir artık. Üçüncü kişiye (bebeğe) de zaman ayırmak gerekecektir ve bu eşlerin birbirine ayırdığı zamanı doğal olarak azaltır. Hem de oldukça azaltır. Bu durum birçok ailede eşler arasındaki bağın zayıflamasına yol açabiliyor. Eşler birbirlerinden uzaklaşabiliyor. Ama bu zorunlu bir durum değil, yani aşılabilir. Birisi ile çok zaman geçirebilirsiniz ama birbirinize dünyayı dar da edebilirsiniz. Ya da birisiyle daha az zaman geçirirsiniz ama çok verimli ve keyifli de olabilir. Yani, buna miktar değil de kalite açısından yaklaşmak gerekir. Eğer eşler, gelen bebeğe ve dolayısıyla birbirlerine ayırdıkları zamanın süre ve sıklık olarak azalmasına rağmen, bu süreleri gerek cinsellik gerekse başka açılardan kaliteli geçirebilirlerse hiçbir sorun olmaz.
 
-  Cinsel sağlık şeklinde bir kavram var. Buradan ne anlaşılması gerekir?
- Cinsel sağlık derken biz, hem kişi açısından hem de iki kişinin ilişkisi açısından bakıyoruz. Kişi açısından derken şunu kastediyorum, kişi cinselliğini yaşayışından memnun mu, tatminkar mı? Örneğin bir erkek cinselliği istediği süre boyunca yaşayabiliyor mu, yoksa erken boşaldığını düşünüp bunun rahatsızlığını mı yaşıyor? İlişkisel açıdan derken de, eşler birbirlerinin bedensel - duygusal ihtiyaçlarını karşılıyabiliyorlar mı, ona bakıyoruz. Yukarıdaki aynı örnekten gidersek, bir erkek erken boşaldığı için kendi kendine sorun yaşıyor olabilir ama onun erken dediği eşine erken gelmiyor olabilir, yani eşi cinsel bakımdan gayet tatminkar bir yaşantı içinde olabilir. Yine yukarıdaki tanıma dönecek olursak, kişi bireysel olarak cinselliğinden memnunsa ve de ilişki de cinsel bakımdan tatminkar ise, bu duruma cinsel sağlıklılık diyebiliriz.
 
- Cinsellikte sorun olduğu nasıl ortaya çıkar?
 - Ya kişinin kendisinde fiziksel veya duygusal bir aksama olur, ya da bu durum ilişkide kendini belli edebilir. Bunun ikisini de birlikte değerlendirmek gerekir. Yine aynı örnekten gidecek olursak, erkek erken boşaldığı düşüncesiyle kendi içinde rahatsızlık duyarken, eşi bunu bir sorun olarak yaşamıyor olabilir. Ya da erkek erken boşalmadığını düşünüp sorun yaşamazken, eşi kocasının erken boşaldığını düşünebilir ve cinsel yönden sorun yaşıyor olabilir. Üçüncü bir ihtimal de her ikisinin de bunu bir sorun olarak yaşıyor olmaları. Dolayısıyla, ilişkide yer alan iki kişiyi de göz önüne almak lazım. Eğer iki kişiden en az herhangi biri bir sıkıntı yaşıyorsa, bunu cinsellikte bir sorun olarak ele almak doğru olacaktır.
 
-  Ailede yaşanan bazı stresli olayların cinselliği vurması mümkün müdür?
 - Evet, çünkü aile yaşamı veya eşlerin ilişkisi kompartmanlarla birbirinden kesin ayrılmış yaşantılar değil. Aslında bireyi kendi başına düşündüğümüzde de bu böyle; yaşamımızın bir alanındaki sıkıntı diğer alanların rengini de değiştirir genellikle. Dolayısıyla ilişkide yaşanacak bir sıkıntının cinselliği de etkilemesi çok kolay. Örneğin maddi sıkıntı, bir çiftin cinsel yaşamını olumsuz etkileyebilir. Çünkü maddi problem yaşamda öncelik kazanıyor ve projektörler o konuya çevriliyor. O alandan kaynaklanan sıkıntı - stres yaşamın her alanı gibi cinselliği de olumsuz etkileyebiliyor.
 
- Eşler cinselliği kimi zamanlarda da bir cezalandırma biçimi olarak tercih etmelerine nasıl bakarsınız?
- İlişkide herhangi bir nedenle sıkıntı olduğunda, bunun cinsellik alanına yansımaması, cinselliğin güllük gülistan olması pek beklenemez aslında. Başka bir nedenle gerginlik yaşamış bir çiftin bu hali cinsellik alanını da kolayca etkiler. Ama yine de söz konusu gerginliği kendi oluştuğu şartlar içinde çözümlemeye ve cinselliği bu konuda bir silah olarak kullanmamaya dikkat etmeliyiz. Çünkü işin içine cinselliği de karıştırırsak gerginliği çok daha büyük boyutlara taşıyabiliriz. Halbuki cinsellik çok güçlü bir dönüştürücüdür ve yaşanan güzel bir cinsellik, gerginlikle ilgili başka hiçbir şey yapılmasa bile bazen onu kendiliğinden bertaraf edebilir.
 
- Cinselliği hayatın doğal bir parçası şeklinde değerlendirip yaşamak  yerine sürekli cinsellik düşünen kişilerde ne gibi problemler yaşanır?
 - Cinselliğin, ergenlik veya gençlik gibi dönemlerde öne çıkması oldukça doğal. Ayrıca kişiler arasında da farklılıklar olması son derece normal. Ama, sizin dediğiniz gibi, cinsellik sürekli ön plana çıkıyorsa, o taktirde yaşamın diğer alanlarında mutlaka sorunlar yaşanır. Belli bir denge kurmak mümkün olamaz. Örneğin sürekli cinsel dürtülerinin peşinde olan bir kişinin iş yaşamını düşünün; işine yeterli zaman ayıramaz, gerektiği kadar çalışamaz ve sonuç olarak da verim ve başarı ihtimali düşer. Aslında konuya bir de tersinden bakmak lazım: acaba bir kişinin sürekli cinsellik düşüncesi içinde olmasının nedeni diğer yaşam alanlarındaki boşluklardan kaynaklanıyor olmasın? Yaşamının iş, aile, arkadaşlar, ilgi alanları... gibi yönleri ne ölçüde tatminkar? Yani, tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan meselesinde olduğu gibi, konu iki uçlu: bazen kişi cinselliğe aşırı düşüyor ve yaşamının diğer alanları aksıyor, bazen de yaşamının diğer alanları tatminkar olmadığı için kişi aşırı bir biçimde cinselliğe sarabiliyor. Bazı ciddi psikolojik sorunlarda bu durumun aşırı örneklerini görebiliyoruz; kişi dış dünyadan tamamen soyutlanıp içe dönebiliyor ve saplantılı bir şekilde sadece cinsellikle meşgul olabiliyor.

- Kişilik yapısı ile cinsel hayatın ne gibi bir bağlantısı vardır?
- Tabi kişiliğin yapısı, kişinin hayatının her cephesi gibi cinselliğe bakışını ve yaşayışını da etkiler. Kişilik yapısıyla ilgili birçok faktörden bahsedilebilir ama en önemlilerinden biri katılık - esneklik boyutu. Çok katı olmak, cinsel yaşamı da önemli ölçüde sınırlıyor. Cinsellik, eşler arasında karşılıklı zevk almayı, keyfi, mutluluğu sağlayan bir yaşantı. Cinselliğin nasıl yaşanacağına katı sınırlar getirmek, bunlara da sınırlamalar getirmek demek. Halbuki cinsellik eşlerin her ikisinin de rahat olduğu bir ortam olmalı. Yoksa cinsellik rutine dönüşüyor ve tadı tuzu kalmayabiliyor.

 - Size gelen en yaygın cinsel işlev bozuklukları nelerdir?
-Cinsel isteksizlik ile her iki cinste de sık karşılaşabiliyoruz. Cinsel isteksizliğin kadınlara has bir durum olduğu, erkeklerin her hal ve şart altında cinselliğe istekli, hazır ve nazır olduğu sanılır ama bu doğru değil. Erkeklerde de çok sık karşılaşıyoruz. Stres, depresyon gibi psikolojik sorunlarda cinsel isteksizlik sık oluyor. Kadınlarda karşılaştığımız önemli bir sorun olarak vaginismus var. Vaginismus, cinsel ilişkiden korkma ve bu nedenle vaginanın kasılarak girişe imkan vermemesi durumudur. Sadece yeni evlilerde karşılaşmıyoruz, 10-15 yıldır evli olan kadınlarda bile karşımıza çıkabiliyor. Düşünebiliyor musunuz, insanlar bunca senedir evli olabiliyor ve aralarında cinsel ilişki hiç olmuyor. Tedavisi olmasına rağmen insanlar utanıp sıkıldıklarından tedavi arayışına girişmiyor ve bu sorunla yaşamaya devam ediyorlar. Vaginusmus toplumda kanayan gizli bir yara gibi. Erkeklerde sık görülen sorunlar erken boşalma ve sertleşememe. Erken boşalma toplumda çok yaygın. Bu durum erkeğin psikolojisini bozduğu gibi ilişkiyi de etkileyebiliyor. Eğer önemli bir tıbbi sorun yoksa, erken boşalmanın tedavisi çok kolaydır. Ama yine utanma gibi nedenlerle erkekler tedavi arayışına girmekten kaçınıyorlar. Penisin sertleşmesinin hiç olmaması veya zayıf olması dediğimiz sertleşme bozukluğu, psikolojik ve fizyolojik nedenlerden kaynaklanan, ve yine sık karşılaşılan bir sorun. Hipertansiyon, şeker hastalığı ve kan yağlarının (kolesterol) yüksek olması gibi fiziksel hastalıklar, penise giden damarları bozup sertleşme sorununa yol açabiliyor. Psikolojik olarak da stres ve depresyon, sertleşme sorununa en sık yol açan durumlar. Ve çoğu zaman fizyolojik ve psikolojik nedenler iç içe geçtiğinden, sertleşme sorununun tedavisinde her ikisini de göz önünde bulunduruyoruz.
 
-   Toplumumuzda cinsel bozuklukların çok yaşandığını düşünüyor musunuz?  Bunun nedenleri nelerdir?
- Az gibi görünüyor ama bu çok yanıltıcı. İnsanlar utandıklarından bu tür sorunları dile getirmediği için, sanki bunlar yokmuş veya çok azmış gibi görünüyor. Ama biz klinikteki tecrübemizden bunların oldukça yaygın olduğunu biliyoruz. Bu sorunların yaygın olmasının nedenlerinden biri, cinselliğin yaşamın diğer alanlarından ayrı olmaması onlarla iç içe olması. Yaşamın diğer alanlarındaki gerek fiziksel gerekse psikolojik sorunlar, cinselliğe doğrudan yansıyor. Örneğin, yukarıda da bahsettiğimiz stres ve depresyon gibi sorunlarda, cinsellik çok yoğun bir biçimde etkileniyor. Stres ve depresyon da toplumda çok yaygın görülen durumlar.
Cinsel sorunların sık yaşanmasının bir diğer nedeni de cinsellikle ilgili bilgisizlik veya yanlış bilgiler. Yetişme dönemimizde cinsellikle ilgili bilgileri güvenilir ve sağlam kaynaklardan almadığımız, oradan buradan duyduklarımız veya okuduklarımızla oluşturduğumuz için yalan yanlış bilgilerle donanıyoruz. Ve bunlar da problem yaratıyor tabii.
 
-  Yanlış bilinen cinsel mitler nelerdir? Yani doğru sanılan cinsel yanlışlar nelerdir?
- Sık rastlanan yanlış bilgilerden bazıları şunlar: Erkekler cinsel ilişkiye her an hazırdır ve isteklidir:  Bu daha çok bazı toplumlarda kadınların erkeklere bakış açısını yansıtıyor.  Erkekler de  kendilerinin öyle olması gerektiğini sanıyor.  Ama hayat öyle değil. Daha önce de bahsetmiştik; hayatta çeşitli durumlar ve dönemler olur ve bunlar cinselliği de etkiler.  Bu durumlara bağlı olarak erkekler (ve de kadınlar da) bazen daha istekli olur, bazen de akıllarına bile gelmez. Ama böyle bir inanca sahip olan bir erkek,  kendini o an cinselliğe istekli görmeyince acaba bende bir sorun mu var, diye düşünmeye başlıyor. Ve durduk yerde, yani sorun yokken,  kendi kendine bir sorun yaratabiliyor. Kendinin tam bir erkek olmadığı kuşkusuna kapılabiliyor.

Kadınların cinsel bakımdan pasif davranmaları gerekir: Bu da erkeklerin kadınlara empoze ettiği bir önyargı…  Ve bu kadınları da etkiliyor; kendilerini öyle hissetmeye ve davranmaya zorluyorlar. Tabi bu da hayata uymayan bir durum, çünkü bazen erkek bazen de kadın cinselliğe daha istekli olabilir. Bu inanış eşler arasındaki açıklığı, iletişimi de sekteye uğratıyor. Kadının kendini ifade etmesine, sevgisini, cinsel isteğini göstermesine ket vuruyor.

Kadınlar sadece penisin vajina içindeki hareketleriyle orgazm olmalıdır: Bu da çok sık rastlanan ve cinsel ilişkiden kadının doyum almasını engelleyen bir yanlış inanış. Halbuki kadınların bir çoğu ve belki de çoğunluğu penisin vajinadaki hareketlerinden çok klitoris bölgesine uygulanan temas sonucunda orgazm olur. Ve bu temasın, uyarımın ille de penis ile olması gerekmez. Örneğin klitorisin elle uyarımı da kadında orgazmı sağlayabilir. Burada önemli olan nokta, kadının vajina mı yoksa klitoris yoluyla mı orgazm olacağı meselesi değildir; bu kadından kadına değişir ve yanlış veya ezber bilgilere saplanıp kalmak yerine bunu eşlerin kendilerinin keşfetmesi gerekir.
Cinsel ilişkinin iyi ve tam olabilmesi için penis büyük olmalıdır: Bu da erkeklerin karabasanı; tamamen yanlış bir inanış ama yine de büyük kitleleri etkilemeye devam ediyor. Halbuki daha önce söylediğim gibi, kadınların çoğu klitoris denen ve vajinanın dışında yer alan bir bölgenin uyarılmasıyla orgazm olur. Vajinaya gelince; zevk almayı sağlayan sinir uçlarının vajina içinde yoğunlaştığı bölge, vajinanın girişinden hemen 1-2 santim sonra gelen bir noktadadır. Yani kadına zevk veren klitorisin ve vajinanın hemen 1-2 santim içindeki bu bölgelerin uyarılmasıdır. Ve açıktır ki bunun için büyük bir penise katiyen gerek yoktur. Kaldı ki büyük bir penis kadına zevk vermekten ziyade acı da verebilir ve bu da ne kadın için ne de onu düşünen eşi için arzu edilir bir durum olmasa gerek.

-  Cinsel sorunların saklanmasını neye bağlıyorsunuz?
 Çünkü cinsellik bir tür tabu… Herkes cinsellik denen olgunun farkında (çocuklar bile) ama kimse konuşmuyor. Böyle yetişiyoruz. Tamam, cinsellik mahremiyeti olan bir konu ama bu hiç konuşulmaması anlamına gelmemeli. Hiç konuşulmayan ve konuşmaya kalktığımızda da terslendiğimiz bir ortamda yetiştiğimizden, cinselliği ayıp - günah - utanılacak bir şey olarak görmeye başlıyoruz.  Ve sonra, bu duygularla, biz de yetişkin olarak çocuklarımıza aynı şekilde davranıyoruz. Halbuki her yaşa ve ortama göre bir konuşma bir eğitim düzeyi olmalı. Yoksa başkalarından ve yalan yanlış sözler duyarak yetişiyoruz. Cinsel sorunların saklanmasında bu cinselliği genelde  konuşmama alışkanlığının yanı sıra, özellikle erkekler tarafından bunun bir zayıflık belirtisi olarak görülmesinin de payı var.
 
-   Cinsellik özellikle erkekler tarafından özellikle neden bir güç gösterisi şeklinde algılanmaktadır?
- Çünkü öyle yetiştiriliyoruz. İlginçtir, kız çocuk vajina ile özdeşleştirilmez ama erkek çocuk penis ile özdeşleştirilir. Büyükler, kızı çocuğunun vajinası ile ilgili olarak hiç konuşmazken, neredeyse şakası bile yasakken, erkek çocuğun pipisi sürekli şaka konusu yapılır. Buna eklenen bir de büyük penis saplantısı vardır. Yani pipisi olmak, olunca da büyük olması gerekir. Çocuğa - gence vurulan en son ve büyük darbe de erkeklikle ilgili bir beklentiden gelir: cinsellik erkeğin "başarması" gereken bir şeydir. Yani, erkek büyük penisi ile her an cinselliğe hazır ve nazır olmalı, cinsellikte o aktif olmalıdır. Kadının ise hiçbir şey yapması gerekmez; hatta özellikle pasif davranması gerekir. Dolayısıyla, cinselliğin bütün "yükü", toplumsal olarak - ve yalan yanlış tutum ve beklentilerle - erkeğin sırtına yıkılır ve ondan "başarılı" olması beklenir. Bu toplumsal şartlama etkili de olur, yani erkekte kendini bu doğrultuda görmeye başlar. E bu şartlar altında, bu sahte tablodaki en ufak bir aksamanın bile bir "başarısızlık", ""güçsüzlük" gibi algılanmasına hayret etmemek gerekir. Tersi olsaydı şaşırırdım.
 
-   Aile büyüklerini genç evlilerin cinsel hayatına karışmalarının sakıncaları konusunda ne düşüyorsunuz?
 - Ben konuya karışma veya karışmama ekseninde bakmıyorum; nasıl bir karışma söz konusu ona bakmak lazım. Yani öyle bir karışma olur ki, bu genç evlileri rencide etmez, onlara ve cinselliklerine yarar sağlar, o takdirde bunun olumlu olduğunu düşünürüm. Ama öyle bir şey yapılır ki, iletişimin incelikleri göz ardı edilir ve genç evlilerin kişiliklerini hiçe sayarak yapılır, o zaman böylesi bir tutumun cinsellik konusunda yarar sağlamayacağı gibi büyükler ile genç evliler arasındaki ilişkiyi de genelde bozacağını görebilmek için uzman olmaya gerek yok herhalde. Yani, ne yaptığınızdan çok nasıl yaptığınız önemli.
 
-   Cinsellikte sayı mı kalitemi önemli sorusuna cevabınız nedir?
- Tabi ki kalite. Bununla sıklığı tamamen dışladığımı söylemek istemem. ABD'de yapılan bir araştırmada, 20 milyondan fazla çiftin, ayda bir kereden daha seyrek cinsel ilişkide bulunduğu rapor edilmiş. Bu sıklık çok az. Cinsel ilişkiyi, eşler arasında en fazla yakınlık sağlayan bir ilişki biçimi olarak tanımladığımızda, ABD'deki bu araştırma milyonlarca insanın bu yakınlığı çok seyrek yaşadığını gösteriyor. Ama bir de şöyle düşünelim; az sayıda olan bu yakınlaşma fırsatı bir de kalitesiz geçiyorsa? Yani, zevk ve mutluluk kaynağı olmaktan ziyade, aksine bir de sorunlarla sıkıntılarla dolu geçiyorsa? Yani, sayı tamamen göz ardı edilemez ama cinsellik kaliteli olmalı, yani eşlere fiziksel ve psikolojik olarak doyum ve mutluluk kaynağı olmalı.
 
-  Cinsellik hangi yaşa kadar yaşanmaktadır. İleri yaş cinselliği konusunda bilgi verir misiniz?
- Cinsel istek çok ileri yaşlarda da varlığını koruyor. Ama insanlar bazen kendilerini yanlış bir şekilde şartlayabiliyorlar. Artık bu yaşlarda böyle şeylerin söz konusu olmaması gerektiğini düşünerek kendilerini cinsellikten soyutlayabiliyorlar. Yani, sık karşılaştığımız haliyle, "Artık bizden geçti" tutumu içinde olabiliyorlar. Evet, yaşa ve bunun vücuttaki fiziksel ve hormonal etkilerine bağlı olarak cinsellikte değişimler olabiliyor. Ama bu cinselliğin bitmesi anlamına gelmemeli. Hangi yaşta olursak olalım, cinselliği hayatımızdan kesip atmamalıyız, onu yaşamalıyız. Danışanlarımızla yaptığımız görüşmelerde bunun üzerinde özellikle duruyoruz.
 
-Sağlıklı bir cinsel yaşam için neler önerirsiniz?
 - Sağlıklı bir cinsellik deyince, kişinin kendisine ve eşine karşı açık ve esnek olmasını bir ön şart olarak görüyorum. Çünkü cinsellik, daha doğrusu her iki kişiyi de mutlu eden cinsellik için, eşlerin birbirleri karşısında bedenen ve manen soyunması gerekir bu da ancak açık olmak, samimi olmak ve kendine ve eşine karşı duyarlı olmak ile mümkündür.