22 Eylül 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
16.06.2008

Aziz Pavlus’un ayak izlerinden Tarsus

Yazı ve Fotoğraflar: Uğur PİŞMANLIK

Aziz Pavlus, Hz. İsa’nın 12 havarisinden biriydi. Mersin’in Tarsus ilçesinde doğmuş, eğitim görmüş, mektupları İncil’e kaynak olmuştu. Vatikan, 2008’i Aziz Pavlus ve Evrensel Birlik Yılı ilan etti. Aziz Pavlus Yılı, 21 Haziran’da Tarsus’ta farklı dinlerin liderlerinin katılacağı törenle başlayacak. 29 Haziran’da Vatikan’da 2000’inci doğum günü kutlaması yapılacak. Antik çağda sayısız düşünüre ev sahipliği yapan Tarsus’a yıl boyunca dünyanın dört bir yanından 500 bin kişinin gelmesi bekleniyor.
Aziz Pavlus’un doğduğu ev, bahçesindeki tarihi kuyu, adı verilen kilise bugün de özenle korunuyor. Çevresindeki Osmanlı dönemi Tarsus evleri restore ettirildi. Şahmeran, Yedi Uyurlar, Orpheus gibi efsanelere kaynak olan Tarsus’a yapacağınız gezi sizi Anadolu’nun kültürel zenginlikleriyle buluşturacak.

Kentleri anlamak için yaşamak yetmez, yazmak da gerekir, diyor Feridun Andaç. Her kent, geçmişinin izlerini bağrında taşır. Yaşanan dönüşümü kavramak için her kalıntıyı, her katmanı değerlendirmek, geçmişten günümüze kalan izleri sürmek gerekir: Evler, yollar, sokaklar... Kütüphane, hamam, köprü, sarnıç, sur, agora, gymnasium, tapınaklar...

Anadolu’nun en eski yerleşimlerinden Tarsus bizi ilk bakışta binlerce yıl öncesinin izlerine götürür. Kente Tarsus’u çevreleyen antik surdan geriye kalan Kleopatra Kapısı’ndan girelim. Kapı adını M.Ö. 44 yılında Mısır Kraliçesi Kleopatra ile Romalı Komutan Marcus Antonius’un Tarsus’taki buluşmasından alır. Sayısız onarım gören kapının biraz güneyinde Gözlükule Höyüğü bulunur. Kazılar, Tarsus’ta ilk yerleşimlerin bu höyük ve çevresinde gerçekleştiğini gösteriyor. Höyüğün eteklerinden aşağıya inip doğuya yönelince, 1888’de St. Paulus Enstitüsü adıyla kurulan Tarsus Amerikan Koleji’nin yanından geçip, Aziz Pavlus (St. Paul) Kilisesi’ne ulaşılır. 16. yüzyılda inşa edilmiş bu dini yapının asıl adı Arap Ortodoks Rum Kilisesi. Cumhuriyet sonrasında cemaati kalmayan kilise Askerlik Şubesi deposuna dönüştürülmüş. 1990’ların sonunda, Kültür Bakanlığı’nca restore edildi, Aziz Pavlus Kilisesi (Anıt Müze) olarak ziyarete açıldı.

1500 YILDIR NEHRİ BEKLEYEN KÖPRÜ

Kilisenin doğu yönündeki bahçe kapısından çıkıp 100 metre yürüyünce Bilal-ı Habeş Mescidi’ne ulaşılır. Kırkkaşık Bedesteni de hemen yanıbaşındadır. Ramazanoğulları Beyliği döneminde (1579) Ulu Cami’ye imarethane (aşevi) olarak yapılmış. Yüzyıllar sonra medreseye, Cumhuriyet sonrasında kapalı çarşıya dönüştürülmüş. 2000’li yılların başında, Tarihi Kentler Birliği Ödülü restorasyon projesiyle, hediyelik eşya satılan turistik çarşı halini aldı.

Bedestenin doğu kapısı, Ulu Cami’nin baktığı meydana açılır. Cami, kilise kalıntıları üzerine ve onun malzemesi devşirilerek inşa edilmiştir. İki minaresinden biri, 1800’lü yıllarda yıldırım düşmesi sonucu yıkılınca, dönemin Kaymakamı Ziya Bey, buraya bir saat kulesi inşa ettirmiş. Bugün de kullanılan saat kulesi 16.yy’da yapılan Yeni Hamam’a bakar. Hamam, gündüzleri kadınlara, akşamları erkeklere açık.

Hamam yakınlarındaki Makam Cami’sinin çevresinde geçen yıl yapılan kazılarda, Roma dönemine ait bir köprü, yapı temelleri, duvarlar, çok sayıda sütun, bir mezar bulundu. Tarsus, antik dünyanın önemli kültür ve ticaret merkezlerindendi. Yunan, Roma ve Bizans kökenli Antik Çağ yazarlarının eserlerinde Kydnos Nehri’yle hayat bulur. Nehir Tanrısı anlamına gelen Kydnos Çayı, Antik çağda kentin içinden geçip, limanın bulunduğu Regma Gölü’ne, oradan da Akdeniz’e ulaşırmış. 5. yüzyılda yatağı değişince Makam Cami altındaki köprü işlevsiz kalmış. Cami çevresine dikkatli gözlerle bakıldığında, Osmanlı’dan kalma Kubat Paşa Medresesi göze çarpar. Bir dönem Fakir Evleri olarak da kullanılan yapı, 1974’deki restorasyon sonrası müzeye dönüştürüldü. Ardından müze taşındı, bina şimdilerde onarılmayı, yeniden hayat bulmayı bekliyor.

ROMA BANYOSU’NUN KARŞISI ŞAHMARAN HAMAMI

Kırkkaşık Bedesteni, Ulu Cami, Makam Cami bulunduğu bölge, kentin tarihi ticaret merkezi. Yüzlerce dükkánın bulunduğu eski çarşı, teknolojinin gelişmesine, hayatın hızlanmasına karşın günümüzde de hálá Osmanlı’nın son 100 yılından izler taşıyor. Bakırcısından, tenekecisine, şalvarcısından, çerçisine kadar hemen her dükkánda, kendi kuşaklarının son temsilcilerini görürsünüz. Sohbet ettiğinizde, eski günlerin atmosferini anlatırlar. Örneğin Tarsus’un eski aşçılarından Hakkı Usta’ya rastladıysanız bir solukta yıllar önceki komşularını sıralar: "Sadık Paşa’nın gazinosunun yanındaki kahvehanenin bitişiği Saray Lokantası’ydı. Berber Ahmet, Kürt Kamil’in fırını, Şerbetçi Bekir’i geçince Hırdavatçı Muzaffer’in dükkánından sonra sırasıyla Baklavacı Yakup Uslan, Manav Eyüpzade Abdullah, Azim Manav, Şekerci Ali, Buzcu-Gazozcu Ziya, Şerbetçi Ali’nin dükkánları bulunurdu."

Geçmişte 15 han vardı Tarsus’ta. Bugün sadece Şadırvanlı ve Kuyulu (Davulcular) Han kaldı geriye. Şadırvanlı Han’dan kuzeye ilerlendiğinde, kentin ana caddelerinden birine, ardından 13. yy Ermeni kilisesinden dönüştürülen Eski Kilise Cami’ye ulaşırsınız. Yanında Roma Banyoları, karşısında kentin en önemli efsanesiyle aynı adı taşıyan Şahmeran Hamamı vardır. Hamam ve sokağı farklı zamanlara açılan bir kapıdır adeta.

2100 YILLIK KANALİZASYON

Aziz Pavlus’un evinin temelleri ile kuyusunun bulunduğu bahçenin arkasında, 1950’li yıllarda sebze hali olarak inşa edilmiş iç avlulu büyük bir yapı göreceksiniz. Şimdi burası, Yüzüncü Yıl Çarşısı. Top top kumaşlardan, hediyelik eşyaya kadar, çeyizliklerin, sünnetliklerin, ayakkabıların, elbiselerin bulunduğu bir alış-veriş mekánı. Ön cephesindeki Antik Anadolu Sofrası’nda terastaki masalara oturup, yemeğinizi, M.Ö. 1. yüzyılda yapılmış Antik Yol’a (Antik Kent kalıntılarına) karşı yiyebilirsiniz. Kalıntılar Geç Hellenistik, Erken Roma dönemine tarihlenir. Balıksırtı şeklinde ve bazalt kayadan yapılmış yolun altında, bir insanın rahatlıkla yürüyebileceği kanalizasyon sistemi mevcuttur. Sütunların herbiri bir kralın şerefine dikilmiştir. 2 bin yıllık bu yoldan Aziz Pavlus, Kleopatra, Marcus Antonius, Cicero, Sezar, İmparator Hadrianus gibi pek çok önemli isim yürümüştür. Yolun batısındaki Agora’nın (Çarşı) dükkanların, doğusundaki villaların duvarları hálá ayaktadır. Antik çağ seyyahı Strabon, bu yapıların çevresinde Atina, Roma ve İskenderiye’yle yarışan felsefe, bilim okullarının yer aldığını anlatır. Stoa felsefesinin birçok önemli düşünürü bu kentte yetişmiştir. Felsefe tarihine damgasını vuran Tarsuslu düşünürlerin sayısı 40’a yakındır: Khrisippos, Antipater, Athenedoros, Aratos, Areios, Hermongenes...

SOKAK LEZZETLERİ

Açık hava müzesi niteliğindeki antik kent yolunun yanı başında, 1940’larda kesme taştan inşa edilmiş Adalet Sarayı, bütün heybetiyle durur. Bugün Antakya Müzesi’nde sergilenen 7x8 metre ebatlarındaki "Tarsus Orpheus Mozaiği," adalet sarayının temel kazısında ortaya çıkarılmıştır.

Tarsus, damak tadına düşkün olanlar açısından da keşif mekanı. Mamülcü Mümin Usta, Kervan Humus, Kesmen Humus, Şalgamcı Taciddin, Keleşoğlu Baklavaları uğramanız gereken lezzet durakları. Yörenin önde gelen tatlarını bir solukta saymak gerekirse, cezerye, Tarsus Beyaz üzümü, yayla bandırması ve karsambacı, bicibici, 50 yıllık Havana Bisküvi ve Gofreti, 60 yıllık Okyay Tahin ve Helvası, 80 yıllık Boltaç Zeytinyağları, meyanından söz edebiliriz.

Tarih boyunca dört kez başkentlik yapmış, efsaneleri, felsefe okulları, yetiştirdiği düşünürleriyle ünlü Tarsus, ziyaretçilerini, vakur, soylu ve zengin geçmişinin günümüze bıraktığı izleri sürmeye, gizlerini keşfetmeye çağırıyor.

AZİZ PAVLUS’UN MAHALLESİ BUGÜN TV DİZİSİ VE FİLM SETİ

Merkez Karakolu’nun çevresindeki sokaklarda geçmişte Müslüman, Rum ve Ermenilerin birlikte yaşadığı yapılar sıralanır. SİT alanı ilan edilen bu bölgede, Tarsus’taki 240 dolayındaki tescilli eski evin bir bölümü bu dokuyu oluşturur. İçlerinden 40’ının dış cephesi 1990’ların sonunda Kültür Bakanlığı’nca restore ettirildi. Mahalle arasında, parke taşından üç sokağın kesiştiği Çeşmeli Meydan görülmeğe değerdir. Büyükçe bir kauçuk ağacının yükseldiği meydanda, bir çan kulesinin çeşmeye dönüştürülen kalıntısı anıt gibi durur. Her yıl meydanda Tarsus Gençlik Kültür ve Sanat Festivali yapılır. Tarsus Gazetesi 1950-80 arasında bu meydandaki matbaada basılmıştır. Karşı köşesinde, Kozacıoğlu Ailesi’nin Güvercinli Konak’ı bulunur. TV dizisi Seher Vakti bu meydanda, birçok film geçmişin izini taşıyan bu sokaklarda çekilmiştir.

Meydana yolunuz düştüğünde 50 yıllık fırından Tarsus’un ünlü kazan simidini, peksimet ve küçük kuru pastalarının tadına bakın mutlaka. Seher Vakti adıyla anılan konağın bitişiğinde Aziz Pavlus (St. Paulus) Kuyusu yer alır. Tarsus’ta Yahudi bir çadırcı ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Pavlus’un ilk eğitimini kentteki bir felsefe okulunda aldığı söylenir. İlerleyen yıllarda gelişmekte olan Hıristiyanlığa inananlara zulmeden Pavlus, Kudüs’e yaptığı bir yolculuk sırasında Şam yakınlarında konaklarken, İsa’nın görüntüsü ile karşılaşır ve bunun üzerine Hıristiyan olur. Pavlus böylece, Hıristiyanlığı hem yayan hem de kuramsallaştıran bir kişi olarak ün kazanır.

Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, kuyunun 1966’daki görünümünü şöyle anlatıyor: "Çocukluğumda top oynadığım meydanın bir köşesinde yolumu kesen ok bana gene şaşkınlık vermişti. Kör kuyuyu işaretleyen okun üzerinde ’St. Paul Kuyusu’ yazılıydı. Çocukluk günlerimin kuyusu da artık ’turistik’ olmuştu."

21 Haziran’da, Türkiye’deki Müslümanların, Rumların, Ermenilerin, Süryanilerin temsilcileri bu kuyunun başında toplanacak, Aziz Pavlus Yılı’nı başlatacak. Mersin Operası solistleri de bir konser verecek. Yıl boyunca sürecek etkinlikler hakkında ww.mersinkulturturizm.gov.tr ’den bilgi alabilirsiniz.

AŞIK VEYSEL, ŞADIRVANLI HAN’DA SOYULUNCA UNUTULMAZ TAŞLAMASINI YAZMIŞTI

Geçmişin buğday, hayvan, koza (pamuk), saman pazarları kaybolup gitmiş. Eski çarşıların atmosferi, yüzyıllar boyunca yolcuların, tüccarların konakladığı Şadırvanlı Han’ın çevresinde yaşar. Tenekeciler, bakırcılar, Tarsus (Çukurova) şalvarları, sekiz köşeli köylü şapkaları, yelek ve bandırmaları bu bölgede bulabilirsiniz. Seyyar tezgáhlarda Adıyaman’dan gelen tütünler, elle sigara sarma makineleri satılır. Tel kafesteki butlardan, zırhla doğrayıp kebap yapan, iki masada müşterilere sunan küçük restoranlar vardır. Bugün hálá mevsimlik işçiler ve kent kent dolaşan işportacıları barındıran handa 1940’larda, Aşık Veysel konaklamış. Kaldığı oda, özel bir müze gibi bugün de korunuyor. Konser vermek için geldiği şehirde soyulunca Veysel şu ezgiyi yazmış: Gezdim İstanbul’u İzmir Ankara / Şadırvanlı Handa kaldı bu para / Bu nasıl dolaptır nasıl dubara / Kapı kitli cüzdan cepte para yok... İsa değil göğe çıksın sır olsun / Alanların iki gözü kör olsun / Tarsus’ta bu destan hatıra kalsın / Kapı kitli cüzdan cepte para yok...