17 Eylül 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
16.06.2008

Baştan başa Hollanda

Saffet EMRE TONGUÇ

16 milyon kişinin yaşadığı ve nüfusun yüzde 20’si yabancılardan oluşan Hollanda, karayoluyla aynı günde bir ucundan diğerine geçebileceğiniz kadar küçük bir ülke. Topraklarının yüzde 18’i deniz seviyesinin altında. Su baskınını engellemek için denize setler yapılmış, fazla suyu atmak için değirmenlerle çalışan kanallar inşa edilmiş. 1910’larda ülkenin yüzölçümü 30 bin kilometrekareydi. Denizi doldurup, 40 bin kilometre kareye çıkarıldı!
O yüzden "Tanrı dünyayı, Hollandalılar Hollanda’yı yarattı" diyorlar. Eskiden 9 bin yel değirmeni varken, bu rakam bugün 900’e inmiş. Bırakın dağları, neredeyse tepelerin bile olmadığı ülkede yüz binlerce bisiklet var ve her sene 80 binden fazlası çalınıyor. Dünyada tarım üretiminde birim başına verimde Japonlar’dan sonra ikinci geliyorlar. Küçük bir ülke olmasına rağmen meyve, sebze ve çiçek üretimi çok fazla. Türkiye’ye bile çiçek satıyorlar. Hollanda’da sabah kesilen çiçekler öğleden sonra kıtanın büyük şehirlerinde satışa sunuluyor. Lale ihracatından yıllık gelirleri beş, uyuşturucudan 10 milyar Euro. Kraliçe Beatrix’in ülkesinde laleye tulpen diyorlar. Bu ismin tülbentten geldiği, lale soğandan çıktığı için uygun görüldüğü söyleniyor. Osmanlı laleyi hediye olarak önce Belçika’ya yollamış ama onlar Hollandalılar kadar akıllı çıkmamış... Aynı zeka, 1980’lerde kontrol edebilmek, vergilendirebilmek amacıyla esrarı serbest bırakmış. Bugün "coffee shop"larda farklı dünyalara yolculuk yapmak üzere binlerce Avrupalı, Hollanda’ya koşuyor. Dünyanın en büyük somon ihracatçısı da Norveç değil, Hollanda. Dolayısıyla kişi başına yıllık ulusal gelir 38 bin dolar. Her sene yaklaşık 800 bin Hollandalı, Türkiye’ye tatile geliyor. Parlamentosundaki 150 milletvekili’nden 4’ü Türk asıllı. Adalet Bakanı, parlamentoya bisikletiyle geliyor, Dışişleri Bakanı ise işine trenle gidiyor, hem de ikinci sınıfta. Amsterdam’da 45 bin Türk, 114 cami var. Amsterdam yakınlarındaki Aalsmeer dünyadaki en büyük çiçek mezatı merkezi. Hollanda’ya kadar gitmişken, dünyaca ünlü elmas fabrikalarını görmek isterseniz Gassan’ı (www.gassandiamonds.com) ya da Coster Diamonds’ı (www.costerdiamonds.com) ziyaret edebilirsiniz. Ranstad, Hollanda’nın en kalabalık bölgesi ve Amsterdam ile Rotterdam arasında yer alan Delft, Lahey, Utrecht, Haarlem, Leiden, Gouda ve Dordrecht gibi şehirleri de içine alıyor.


AMSTERDAM

Kanallarından sanat ve hayat akan şehir


İnsanoğlu ünlü şehirleri genellikle bir sembolle özdeşleştirir. Paris Eiffel Kulesi, New York Özgürlük Heykeli, Roma Aşk Çeşmesi’yle hatırlanır. Amsterdam’da sembol çok. Tıpkı şehrin ünlü mücevhercilerince işlenen, sayısız yüzeye sahip pırlantalar gibi: Kanallar, bisikletler, köprüler, kırmızı fenerli evler, "Coffee Shop" lar, özgürlük, hoşgörü, çeşitlilik.

Amsterdam başkalarının özgürlüğünü engellemediğin sürece özgür olduğun bir kent. Toplumun ferde baskısı minimum, devlet yatak odalarını kişilerin mahremiyetine bırakmış, cinsel yönelimlerin ve fanteziler hoşgörü şemsiyesi altında. Kültür, tarih, adrenalin artıran eğlence, romantizm doyasıya yaşanırken, diğer yandan şehrin içindeki, çevresindeki huzur adacaklarında küçük şehir atmosferi hüküm sürüyor.

145 milletten 720 bin kişinin, 400 bin bisikletle uyum içinde yaşadığı şehirde, 16-18’nci yüzyıl arasında inşa edilen 6800 yapı sapasağlam ayakta. 1281 köprüyle süslü 165 kanalda demirlemiş 2500 tekne-ev bulunuyor. Kaldırım taşları döşeli sokaklar, ağaç gölgeli kanallar, geniş parklar her sene yedi milyon turist çekiyor. Kent, deniz seviyesinin 5,5 metre altında. Hollandalılar, kuzey halklarının aksine, sıcak kanlı, büyük yürekli. Epeyce iri oldukları söylenebilir. O vücutlarla, minnacık evlere nasıl sığdıkları merak konusu. Geçmişte, vergiden kaçmak için evler dar ve uzun yapılmış. Eşyalar merdivenden çıkmadığı için, ön cephede, çatıya metal rayın ucunda makaralar yerleştirilmiş. Havada yolculuk yapan mobilyalarla karşılaşmak şehre gerçeküstü bir görüntü katıyor. Hollanda’da neredeyse herkes iyi düzeyde İngilizce biliyor. Zaten dilleri İngilizce - Almanca’nın karışımı gibi. TV’de yabancı yapımlar alt yazılı olarak gösteriliyor. Flamanca’nın zorluğunu anlamak için ise, KLM Havayolları’nın açılımına bakmanız yeterli: Koninklijke Luchtvaart Maatschappij! Hollandalılar pek dindar değil. Kiliselerin bir kısmı cemaat yokluğundan kapanmış. Kültürel bir amaçla kullanmak koşuluyla, günlüğü 1 Euro’ya kiralayabiliyorsunuz.

KIRMIZI FENER SOKAĞI

13. yüzyılda Amstel nehri üzerinde kurulan ufak bir barajın etrafında gelişmeye başlayan "Amstelledamme" isimli şehrin adına ilk kez Hollanda kontu 5. Floris’e ait 1275 tarihli bir belgede rastlanıyor. 14. ve 15. yüzyıllarda hızla gelişen, yük taşımak için kullanılan tekne yapımı ve biracılık sayesinde zenginleşen şehir, 16. ve 17. yüzyılda ticari başarının zirvede olduğu "Altın Çağ"ını yaşamış. Sömürgelerinden gelen mallardan kazanılan para şehrin görkemine katkıda bulunmuş.

Şehri keşfetmek çok kolay. Önce Ana Tren İstasyonu’nu (Centraal Station) arkanıza alın. Ardından çok sayıda büyük mağazanın yer aldığı, aynı zamanda kanal turu yapan teknelerin kalktığı iskelelerin olduğu Damrak’tan geçin. Birazdan Kraliyet Sarayı ve güvercinleriyle ünlü Dam Meydanı’na ulaşacaksınız. Amacınız farklı bir bölgeyi ziyaretse istasyondan sola kıvrılın. Apayrı bir dünyanın kapıları açılacak önünüze. Kırmızı floresanlı lambalardan dolayı "Kırmızı Fenerli Evler" olarak yapıların vitrinlerinde hayat kadınları müşteri bekliyor. Kadın olsanız bile semti gezmekten çekinmeyin, burası şehrin en turistik bölgesi. Zaten erkeklerin çoğu da seyirci. Meşhur şovları izlemek isterseniz, Casa Rosso’ya uğrayın. Amsterdam’ın dünyanın neden en liberal şehri olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

Yürürken Erotik Müze ve Haşhaş Müzesi tabelaları dikkatinizi çekecek, şaşırmayın. Sayısız "sex shop" fantezilerin uçsuz bucaksız dünyasını serecek gözlerinizin önüne. Bu arada dikkat etmeniz gereken şeyler de bulunuyor. Şehirde 350 civarında "Coffee Shop" var. Girişlerinde Bob Marley resimlerinin olduğu bu kafelerde size mönü getiriyorlar ve istediğiniz tür esrarı seçebiliyorsunuz. İçki servisinin olmadığı bu mekanlarda dumansız kafa yapmak isteyenlere haşhaşlı kek alternatif olarak sunuluyor. Özgürlüğün nimetlerinden istifade etmek için bu kafelere koşan turistler, kekleri birer birer mideye indirirken başlarına gelecek felaketten bihaber mutlulukla gülümsüyor. Kekler etkisini göstermeye başladıkça, kabuslar dünyasının kapıları aralanıyor. Dünyanın "Eşcinsel Başkenti" unvanına sahip şehirde aynı cinsin evliliği çok uzun yıllar önce yasallaştı. Eşcinsellere özel yüzlerce otel, restoran, bar, kulüp, sauna var şehirde. Bu işletmeleri diğerlerinden ayıran, kapılarındaki Gökkuşağı Bayrağı.

"Kuzeyin Venediği" tanımlamasının sebebi olan kanallar iç içe yarım halkalar halinde şehri kuşatıyor. İmparator (Keizer), Prens (Prinsen) ve Centilmen (Heren) adını taşıyan üç ana kanal diğerleriyle birlikte şehri süslemekle kalmayıp, kent içi ulaşıma da katkıda bulunuyor. Benim şehirde en sevdiğim yerlerden biri Çiçek Pazarı (Bloemenmarkt). Bitişiğinde ise şehrin gece hayatının hareketli noktalarından Rembrandt Meydanı bulunuyor.

Çok kosmopolit bir yapıya sahip olan şehrin Müzeler Meydanı’nda (Museum Plein) sanata ilgisiz olanların dahi ilgisini çekebilecek müzeler var. Van Gogh Müzesi’nde ressamın dehasını sergileyen tabloların yanı sıra Gauguin ve Lautrec gibi çağdaşlarının eserleri de bulunuyor. Dev bir neo-rönesans binadaki Rijksmuseum, Altın Çağ’a ait eserlere ev sahipliği yapıyor. Yılda bir milyon kişinin gezdiği müzede Rembrandt’ın ünlü Gece Bekçisi tablosunu da görebilirsiniz. Yazdığı günlüklerle tarihe geçen Anne Frank’ın evi şehrin batı yakasında.

ŞEHRİN EN İYİ RESTORANLARI

D’VİJFF VLİEGHEN: Telaffuzu zor görünen ismin anlamı beş sinek. Birbirine koridorlarla bağlı beş evden oluşuyor. Çağdaş Hollanda mutfağının güzel örneklerini, servisin biraz yavaş olduğu bu mekanda deneyebilirsiniz. (www.fiveflies.nl) DYLAN, THE: Jordaan bölgesindeki Dylan otel iç dekorasyonu ve hip atmosferiyle nefes kesiyor. Japon, Tay ve Fransız mutfakları karıştırılıp, harikalar yaratılmış. Gelen kitle çok hoş, yemek yerken gözünüz gönlünüz açılıyor. (www.dylanamsterdam.com) LA RİVE: Şehrin en güzel otellerinin birinde. Nehir manzaralı, mükemmel bir restoran. Fransız ve Akdeniz mutfaklarını sunuyor. (www.restaurantlarive.nl) CHRISTOPHE: Ünlü şef J. Christophe Royer, Fransız mutfağıyla Akdeniz mutfağını harmanlayıp, Afrika esintilerini de üzerine ilave etmiş. Yemekler adeta sanat eseri, lezzetler olağanüstü. Kanal kenarında, çiçeklerle renklendirilmiş restoranın şarap mönüsü zengin. (www.christophe.nl) EXCELSIOR: Avrupa’nın eski ihtişamını yansıtan bir otelde. Kanal manzarasında Fransız lezzetlerini, cüzdan yıpratan ücretlerle sunuyor. (www.leurope.nl) NOORDERLICHT: Eski bir tersanede. Yaratıcı tasarımlı yemekleri, uygun fiyatlarda. Merkez İstasyon’un arkasından ücretsiz tekne kalkıyor. (www.noorderlichtcafe.nl) Yemek sonrasında eğlence için Escape Venue, Tamtam ve Paradiso’yu deneyebilirsiniz.

INTERNETTE AMSTERDAM

www.amsterdam.info

www.underwateramsterdam.com

www.specialnite.com

www.specialbite.com

Rotterdam

Eğri evlerle şaşırın pazarda alışverişe çıkın


Festival, sanat galerileri ve hareketli bir gece hayatının merkezi. Amsterdam’ın en büyük rakibi. Nüfusu bir milyona yakın. Hollanda’da şehir adlarının dam ile bitmesi, nehir üzerine kurulmuş barajlardan kaynaklanıyor. Maas Nehri üzerindeki Rotterdam’ı çok sayıda köprü süslüyor. En güzelleri filozof Erasmus ve Kral Willem’e ithaf edilenler. Çok kozmopolit bir şehir. Yabancıların oranı neredeyse yüzde 40’larda. 10 yıl önce dünyanın en büyük limanı unvanını Şanghay’a kaptırdı. II. Dünya Savaşı’nda yıkılan kent, sıradışı bir mimariyle küllerinden yeniden doğmuş. Şehrin en büyük meydanındaki Küp Evler (www.cubehouse.nl) dikkat çekici. Piet Blom’un tasarladığı eğri görünümlü evlerde 38 aile yaşıyor, 23’ü üniversite binası ve ofis, biri ziyaretçilere açık. Büyüklükleri 18 ila 70 m2 arasında. 2001’de yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilen şehirdeki eski liman bölgesi tarihi evleri, küçük kafeleri, müzeleri ve bir zamanlar Avrupa’nın en büyük binası olarak kabul edilen Witte Huis ile farklı bir atmosfere sahip. Boijmans van Beuningen Müzesi (www.boijmans.nl) iddialı bir sanat koleksiyonuna sahip. Eorumast Kulesi (www.euromast.nl) 185 metre yüksekliğinde, 360 derece dönüyor. İçinde bir gölün bulunduğu Kralingen Parkı’nda yürüyebilir, Modern Müze ile Doğa Tarihi Müzesi’ne ev sahipliği yapan Museum Park’ta soluklanıp, salı ve cumartesileri kurulan Rotterdam Pazarı’nda alışverişe çıkabilirsiniz. Tarihi evlerin süslediği Delftshaven semtini görün. Alışverişe meraklıysanız, Ana Tren İstasyonu ve Beurs Metro Durağı arasındaki bölgeyi, şık dükkanların sıralandığı Van Oldenbarnevelstraat’ı seveceksiniz. 50 Euro’nun üzerinde alışverişe vergi iadesi alınabiliyor.

Rotterdam restoran zengini. Zeezout, deniz ürünü düşkünlerini memnun edebilir. Z&M Delicatessen şehrin seçkin restoranlarından ve yemeğin sanata dönüştüğü bir adres. Eski Hollanda sömürgelerinden Endonezya mutfağını Papaya’da denebilirsiniz. Lux ise şehrin asilzadesi, şık ve keyifli bir ortamda bonfilenizin tadına bakabilirsiniz. Michelin yıldızlı şefler önceliğinizse Parkheuvel’e gidin. Etraftakileri seyretmek için Rosso’yu, yemek sonrasında eğlenceye devam etmek için Land Van Waas’ı tercih edebilirsiniz. Geceyi noktalamak için uğrayacağınız mekan ise Now & Wow Club (www.now-wow.com)

Rotterdam’ın otelleri farklı beğenilere hitap ediyor. Fütüristik mimariye sahip Westin Rotterdam, Millenium Tower’da. Hotel Bazar (www.hotelbazar.nl) çok merkezi bir konumda ve aynı adı taşıyan restoranı şehrin en gözdelerinden. Maas Nehri kenarındaki Hotel New York eskiden bir deniz yolları şirketinin ofisiymiş, restorasyonla otele dönüşmüş, kafesi de çok keyifli. Stroom Oteli ise eski bir elektrik santralı. Euromast şehre en tepeden bakan otel, manzarası nefes kesici.

NASIL GİDİLİR?

Trenle, Amsterdam - Rotterdam bir saatten biraz fazla sürüyor. Rotterdam’dan Delft ise 20 kilometre. Ardından Lahey’e gidebilirsiniz. Leiden, trenle Lahey’den 20, Amsterdam’dan 35 dakika mesafede. Lahey’den (Den Haag) Amsterdam ise 55 kilometre. Maastricht’e Amsterdam’dan trenle gidebilirsiniz, yolculuk yaklaşık 2,5 saat civarında. Amsterdam’dan Volendam ve Marken’e gitmek yaklaşık olarak 30 ile 45 dakika arasında. Amsterdam Tren İstasyonu’nun önündeki ana cadde olan Damrak üzerinde Lindbergh Excursions (www.lindbergh.nl) bulunuyor. Lindbergh ile bütün bu şehirlere gitmek, kanal ve büyük Hollanda turu yapmak mümkün. Amsterdam şehir turu 20 Euro, Marken ve Volendam turu 30 Euro, büyük Hollanda turu ise 42 Euro civarında.

DİĞER KENTLER

DELFT

1100’lü yıllarda kurulmuş. 300 yıl önce Johannes Vermeer’in tuvallerine yansıyan şirinliğini hálá koruyor. Meşhur porselenlerini, Topkapı Sarayı’nın Harem Dairesi’ndeki Hünkar Mahfili’nde görebilirsiniz. Çin porselenlerinin kopyasıyla işe başlayıp, kendi usluplarını geliştirmişler. Ürünlerini su yoluyla taşıyabilmek için Rotterdam’a kadar 20 kilometrelik kanal inşa etmişler. Ana meydanındaki Nieuwe Kerk’de (Yeni Kilise) Hollanda Kraliyet Ailesi’nin mezarları bulunuyor. 1381 yılında yapılan binanın, 109 metrelik kulesine çıkıp, enfes manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

LAHEY

Lahey Kraliyet Sarayı, Yüksek Adalet Divanı ve Hollanda Parlamentosu’na ev sahipliği yapıyor. Güzel parklar, şık büyükelçilik binaları, malikaneler, sanat galerileri, yeşil bulvarlar kentin bürokratik özelliğini örtüyor. Mauritshuis Müzesi, Vermeer’in İnci Küpeli Kız ve Andy Warhol’ün Kraliçe Beatrix tablolarının olduğu sanat mabedi. (www.mauritshuis.nl) M.C. Escher’in kafa karıştıran, üç boyutluymuş gibi duran eserleri Paleis Müzesi’nde sergileniyor. Kentin caz festivali dünyaca ünlü. Madurodam (www.maduradam.nl) minyatür Hollanda niteliğinde bir park. Lahey’den üç kilometre uzaklıkta. Ünlü yapıların 1/25 boyutundaki modelleri yapılmış. Kent yakınlarındaki sahil kasabası Scheveningen, sörfçülerin ve gece hayatı meraklıların favorisi. Senede 10 milyona yakın turist çekiyor. Plajda Nazilerden kalma sığınaklar var. Kasabanın en iyi restoranlarından biri Topkapı Sense Restaurant!

LEIDEN

Rembrant’ın doğduğu ünlü üniversite şehri, kanallar, değirmenler, bahçeler, aralara saklanmış küçük sokaklar, tarihi binalarla dolu. Eski ustaların eserleri Belediye Müzesi’nde sergileniyor. Carolus Clusius, Osmanlı lalelerini bu şehirde üretmiş. Witte Single Kanalı’nın yanındaki botanik bahçesi Hortus Botanicus’u (www.hortusleiden.nl) gezebilir, piknik bile yapabilirsiniz. De Valk isimli değirmenden tüm şehri görebilirsiniz. Kano kiralayıp, şehrin kanallarında dolaşabilirsiniz.

HARLEM

150 bin nüfuslu şehir lale tarlaları, kanalları ve Arnavut kaldırımı sokaklarıyla huzur mekanı. Huzurdan sıkılanlar "coffee shop"larda hayatını renklendiriyor. Şehrin merkezi Grote Markt Meydanı’nda pazartesi öğleden sonra bit pazarı kuruluyor. Eğlence mekanları Grote Kilisesi’nin meydanında. Şehirde Latince, Vicit Vim Virtus (Erdem şiddeti yener) yazıları dikkatinizi çekecek. Kente 11 kilometre uzaklıktaki Zandvoort’un kumsalları meşhur. En gözde kulüp Bloomingdale.

MAASTRICHT

Ülkenin en güneyinde. Ülkenin en hoş şehirlerinden. Hem değirmenler, tahta takunyalar ve laleler cenneti, hem de Fransız ve Belçika etkisinde kalmış mimari ile Roma kalıntılarının merkezi. Bonnefanten Müzesi (www.bonnefantenmuseum.nl) 28 metrelik kulesinde, eski ustaların tabloları ve ortaçağ heykellerini sergiliyor. Sint Pietersberg yakınında Romalılardan kalma tünelleri görebilirsiniz. Konaklamak için orijinal bir otel arıyorsanız, 1483’den kalma manastıra kurulan Kruisherenhotel Maastricht Hotel’i (www.chateauhotels.nl) deneyin.

MARKEN VE VOLENDAM

Marken ve Volendam’a turla gittiğinizde önce değirmenleriyle meşhur Zaanse Schans’ta ve bir tahta ayakkabı ya da peynir fabrikasında duruyorsunuz. Zuiderzee ya da şimdiki adıyla Ijsselmeer Denizi üzerindeki bu balıkçı kasabaları ahşap evleri ve yerel kıyafetleriyle ortalıkta dolaşan sakinleriyle meşhur. Çok uygun fiyata öğle yemeğinizi, deniz ürünleri eşliğinde bu kasabalarda yiyebilirsiniz. Tekne turu yapabilirsiniz. Hediyelik eşyalar ucuz.