24 Ekim 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
29.03.2008

Tahitili bir Türk’üm reklam ve ragbide öncüyüm

Ayten SERİN

Tahitili reklamcı Stephane Vincent, 9 yıldır Türkiye’de yaşıyor. Üç yıl önce, dış ticaretle uğraşan İrem Hanım’la evlendi. Kurduğu ajansa Paris’te şube açıp, Fransa pazarına iş yapmaya başladı. Türk reklam sektörü açısından bunun büyük bir başarı olduğunu söylüyor. Ajansı gibi kendini Tahitili Türk olarak görüyor. Hatta son olarak Türk Ragbi Milli Takımı’na bile seçildi.
Güler yüzlü, esprili olmasına şaşmamalı... Sevecen bir ada atmosferinde büyümüş Stephane Vincent (41). Hayata başlangıcı bile fıkra gibi: Babası İtalyan diktatör Mussolini’den kaçıp Fransa’ya sığınan bir aileden geliyor.

Oğlunun İtalya’da doğmasını istemiş. Doğum sancıları tuttuğunda eşini arabaya atıp Fransa’nın güneyinden İtalya’ya doğru gaza basmış. Ama Stephane sabırsız çıkınca doğum İtalya sınırına 50 kilometre kala, Digne şehrinde gerçekleşmiş...

Atom mühendisi babası, Fransa’nın atom bombası denemeleri için Tahiti’de görevlendirilince yeni bir ülke girmiş Stephane’nin hayatına. Pasifik Okyanusu’nun güneyindeki Fransız Polinezyası takımadalarının en büyüğünde geçmiş çocukluğu.

Soranlara "Tahitiliyim" diyor. Haksız sayılmaz. Liseyi bitirdiği, sualtı komandosu olarak askerliğini yaptığı ülke Tahiti. Ardından Fransa’daki Rennes Üniversitesi’nde işletme okuyup New York’ta master yaptı.

Bir yandan TBWA reklam ajansında çalışmaya başladı. 1991’de Paris’e gitti, Unilever’in pazarlama bölümünde müşteri temsilcisi oldu. Beş yıl sonra bu işten sıkılıp, yine reklam sektörüne döndü. Artık dönemin en büyük reklam ajanslarından Lintas’da Avrupa müşterilerinden sorumluydu. Ajansta 12 ülke için reklam yapılıyordu, Türkiye’de yayımlanan Omomatik filmini Stephane hazırladı.

Türkiye’ye geliş öyküsünü gülümseyerek anlatıyor: "1998’de Paris’ten sıkıldım. Ajansın çalıştığı ülkeler arasında Brezilya, Arjantin, Venezüella, İtalya ve Türkiye de vardı. İstanbul’da eleman aranıyordu, göreve talip oldum. İki hafta sonra İstanbul’a geldim, ilk üç ay otelde kaldım. Grafika Lintas’da Unilever, Adidas gibi şirketlerin reklamlarını hazırladım. İki sene sonra geri dönmemi istediler, reddettim. İş sona erdiği için ne yapacağımı da bilemiyordum. TBWA’in New York bürosunu aradım, İstanbul’da şubelerini açmayı teklif ettim. Kabul ettiler, bu iş tam beş sene sürdü."

TÜRK EŞİ İLE TANIŞTI

Bu arada müstakbel eşi İrem’le (34) karşılaştı. İrem Hanım tanışmalarını bir "komplo" olarak değerlendiriyor: "Ben akıllı geçiniyordum, ama bana komplo kurdular. Yabancı bir şirkette pazarlama yöneticisiydim. İş görüşmesi için yemeğe davet edildim. Sonra bir anda Stephane geldi masamıza, bize katıldı. Beraber yemek yediğimiz hanımefendi onu ’çok yakın arkadaşım’ diye tanıttı. Nereden çıktı bu adam, derken baktım ki çok iyi vakit geçiriyoruz. O günlerde bir İsviçreliyle nişanlanmaya ve Türkiye’den ayrılmaya hazırlanıyordum. Yemekte bunları anlattım. Stephane zaten hazırlıklıymış. Yemek boyunca, İsviçre’nin çok sıkıcı bir ülke olduğunu anlatıp durdu. Türkiye’de kalmamı tavsiye etti."

Stephane Vincent daha yemekten kalkarken aklına koymuştu. 15 gün sonra yeni bir ilişkinin temelleri atıldı. Bundan 15 gün sonra da evlilik teklifi geldi. Bu süratin nedenini sorduğumuzda, ellerini iki yana açan Stephane, gayet normal bir şeymiş gibi "Ama doğru insandı" diyor.

2004 Aralık’ta evlendiler. İlk düğün Esma Sultan Yalısı’nda yapıldı. Stephaneın annesi rahatsızdı, İstanbul’a gelemedi. Bu nedenle hem balayı hem de ikinci düğün için Tahiti’ye gittiler. Havaalanına indiklerinde kalabalık bir grup, ellerinde Türkçe "Tahiti cennetine hoşgeldiniz" pankartıyla onları bekliyordu. Sahilde görkemli bir geleneksel düğün töreni yapıldı. Tahiti Üniversitesi’nin rektörüydü nikahı kıyan kişi. Öğle saatlerinde başlayan düğün geceye kadar sürdü. Özel Tahiti adetleriyle örtülere sarıldılar, dualar okundu, gelecekte doğacak çocuklarının isimleri bile verildi.

BİZ BİR TÜRK AJANSIYIZ

Döndükten sonra Vincent, artık kendi ajansını kurmak istiyordu: "Bu ajans 2005 Şubatı’nda Nişantaşı’nda bir kafede kuruldu. Hunca’nın reklam ajansı bulmak için açtığı bir konkur (yarışma) vardı. Büyük ajanslarla yarıştım, kazandım. Ama ortada bir ajans yoktu. Bir akşam eşimle birlikte otelcilikten esinlenip Bed and Breakfeast (yatak ve kahvaltı) ismini bulduk. Önce arkadaşlarımın bürosundaydım, sonra yeni bir yer kiraladık ve elemanlar alındı."

Ardından büyük müşteriler kapılarını çalmaya başladı. Haribo beraberinde şans getirdi. Türkiye için çekilen filmleri, firmanın Almanya merkezindekiler de gördü. Haribo Fransa’nın reklamı için açılacak konkura Bed And Breakfast’ın da katılmasını istediler. Stephane Vincent, bunun Türkiye açısından önemli olduğunu söylüyor: "Biz bir Türkiye ajansıyız. Normalde tersi olur. Büyük ajanslar Türkiye’ye gelip şube açar, Türk firmalar için iş yapar. Ama bu kez ajans Türkiye’de, müşteri Fransa’da. Benim girdiğim konkurda sadece Fransız ajansları vardı. Bu, benim bildiğim kadarıyla Türk ajansları için yeni bir durum. Doğu’ya gidip büro açanlar çıkıyor ama Batı’ya gideni pek duymadım. Paris’e büro açtık, 5 eleman çalışıyor. Ama kreatif çalışmalar burada yapılıyor."

TÜRKİYE’Yİ SEVİYORUM ÇÜNKÜ BURADA HAREKET VE FIRSAT VAR

Hem Türk hem de yabancıyım. Türkiye’de yaşıyorum, 18 çalışanım da Türk, Türkçe işler yapıyoruz. Yani Türk gibiyim. Yüzde 50 Türküm, diyebilirim. Zaman zaman bu oran yüzde 100’e çıkıyor. Bu ülke çok ilginç, bazen zor, bazen kolay. Türkiye’yi seviyorum, çünkü burada hareket, fırsat var. Bana Fransa’dan çok daha yakın bir ülke. İnsanlar çok daha hoş karşılıyor, saygı var, insanı kabul eden bir yaklaşım var. Tahiti de böyle. Fransa farklıdır, orada adadan gelen bir adamdım. Fransa’da Fransız değilseniz işiniz çok zordur.

RAGBİ TÜRK MİLLİ TAKIMI OYUNCUSU

Stephane Vincent’in vazgeçilmezlerinden biri de ragbi. 16 yaşında Tahiti’de başladı, Fransa’da profesyonelliğe adım attı. Ragbi macerasını vücudundaki sayısız kırığa rağmen sürdürüyor. Türkiye’de beş yıl önce İstanbul Ottomans adında bir takım kurdular. Ekim 2007’den beri Türkiye’nin de bir ragbi ligi var. Kıbrıs, Samsun, Marmaris, Bakırköy, Kadıköy ve İstanbul Ottomans takımlarının çoğu tamamen Türklerden oluşuyor. Hatta milli takımı bile seçtiler. Bu seçme maçı Vincent’a köprücük kemiği kırığına mal olsa da o artık Türkiye Ragbi Milli Takımı oyuncusu.

İŞLER İYİ GİDERKEN BİRDEN GERİ DÖNÜŞLER YAŞANIYOR, NEDEN!

Türkiye’de bazen her şey çok hızlı, gündem çok hızlı değişiyor. Reklam işinde de böyle oluyor. Bazen yapılacak iş hakkında düşünmek değil, işi bitirmek daha önemli oluyor. Benim durup olayları sindirmeye ihtiyacım var. Reklam fikrini oluşturmak için düşünmeye ihtiyacınız var, fikir oluştuysa artık istediğiniz kadar hızlı hareket edebilirsiniz, ama bunun için önce düşünmelisiniz. Burada insanlarda çok potansiyel var, ülke çok dinamik. Ama bazen de işler olumlu giderken aniden geri dönüşler yaşanabiliyor, nedenini anlayamıyorum. Bürokrasiden de çok şikayetçiyim.