24 Kasım 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
17.03.2007

Türkiye’nin petrol için Bağdat’ın değil, Erbil’in kapısını çalmak zorunda

Cengiz ÇANDAR

Yeni Irak Petrol Yasası’nı kaleme alan Dr. Ashti Hawrami, “Bizimle doğrudan temas, Türkiye’nin çıkarına.
Erken gelen öncelik alır” diyor ve ekliyor: “Kürdistan’da 20-25 milyar varil petrol rezervi var. Bizim bu kadarına ihtiyacımız yok. Siz ise, 70 milyonluk büyük bir ülkesiniz. Yanı başınızda Allah’ın sunduğu bir armağan söz konusu...”
 
Türkiye, eğer, burnunun dibindeki, Irak’taki petrol ve doğal gaz kaynaklarından azami ölçüde yararlanmak istiyorsa, onun yolu Bağdat’tan değil, Erbil’den geçiyor. Yani, Kürdistan Bölge Yönetimi’nin merkezinden. Bölge’nin “Doğal Kaynaklar” (siz onu “Petrol” diye okuyabilirsiniz) Bakanı Dr. Ashti Hawrami, “Eğer Türkiye bizimle ilişki kurarsa, kendisinin daha fazla çıkarına olur. Irak’ın kuzeyinde petrol arama ve üretim için Bağdat’a gitmesi sonuç vermez. Zira, Bağdat muhatap değil, bize ulaşmak için bir aracı olabilir. Oysa, bu konuda bizimle doğrudan ilişki kurabilir” diyor.
Ve, ekliyor: “Bağdat, petrol arama ve üretim sözleşmesi yapamaz. Aynı şekilde, bizi de herhangi bir sözleşme yapmaya zorlayamaz. Bağdat’ın rolü, sadece bizim yaptığımız sözleşmelerin sözleşme şartlarına uyup uymadığını denetlemek ve onaylamaktan ibaret.”
Ashti Hawrami (Aşti Haurami) kim mi oluyor? Bu sözleri söylemeye ne kadar hakkı ve yetkisi var diye soruyorsanız, cevabı basit. Irak Petrol Yasası taslağını kaleme alan iki kişiden biri o. Nuri el-Maliki hükümeti, taslağı kabul etti. Yasalaşması için Irak Parlamentosu’na sevkedilmesi ve oradan geçmesi bekleniyor. Irak Petrol Yasası’nı kaleme alan iki kişiden biri ve daha da önemlisi en can alıcı maddelerini kaleme alan kişi olarak, bu işi Dr. Ashti’den daha iyi bilen biri yok. Türkiye’nin muhatap almak için vakit kaybetmemesi gereken kişi de o; çünkü, Dr.Ashti, “Türkiye’yi Kuzey Irak’ta, Kürdistan Bölge Yönetimi’nin kontrolündeki petrol havzaları konusunda kayırma” eğiliminde. “Komşu ülke olduğu için” ve bir dizi “stratejik gerekçe”den de ötürü.
“Türkiye, pro-aktif olmalı, bir an önce harekete geçmeli” diye devam ediyor. “Zira, bu işte ‘first come-first serve’ durumu geçerlidir. Yani, ne kadar önce gelirseniz, arama ve üretim sözleşmelerine o kadar sahip olursunuz. Gecikirseniz, bu işi yapacak zaman da, yer de kalmayabilir. Böyle bir durumda geciken kaybeder.”
Kürtlerle hiç doğrudan görüşen var mı? Var. Norveç’in devlet petrol şirketi Statoil başta, Kazakistan’da büyük yatırımları bulunan önemli şirketlerden British Gas bunların başını çekiyor. British Gas, yüzde 70 oranında doğal gaz, yüzde 30 oranında petrol ile ilgileniyor. Bizim TPAO, bugüne dek Bağdat’ı bekleyerek zaman yitiriyor gibi bir görüntü veriyor. Ashti Hawrami, İngilizce kısaca “KRG” diye telaffuz ettiği Kürdistan Bölge Yönetimi’ni kastederek, “Kapımızın önünde kuyruk oluşuyor” diyor gülümseyerek...
 
***    ***   ***
 
Yeni Irak Petrol Yasası, bölgelere kendi alanlarındaki petrol sahaları ile arama ve işletme yapma hakkı ve yetkisi tanıyor. Yasayı kaleme alan Dr. Ashti, yasada ne yazdığını ve niçin öyle yazdığını doğrudan bilen birisi olarak, “Türkiye’nin tayin edici bir adım atmasının zamanı geldi. Bunu, fazla gürültü çıkarmadan, kamuoyuna alayıvala ile ilan etmeden sessizce de yapabilir. Türkiye’nin bu konudaki kaygısını anlayamıyorum. Bu bir “win-win” (kazan-kazan) durumu” sözleriyle Türkiye’nin avantajını vurguluyor.
Bu noktada, Türkiye ile Irak Kürdistanı’nın petrol üzerinden oluşabilecek “kader bağı”nı bir “aşk metaforu” ile açıklıyor: “Bir aşiretin delikanlısı ile diğer bir aşiretten genç kız arasında aşk söz konusu olsa, iki yol var: Bunu namus meselesi yaparak, aşiretler arasında kan davası haline getirmek ve sürekli bir husumete kapıyı açmak. Veya, aşk izdivacı ile aşiretler arasında daimi bir beraberliği oluşturmak. Aşkın önüne geçmemek gerekir” dedikten sonra, “Türkiye ile Kürtlerin durumu böyle. Birbirlerinin kaderi gibiler.” Ancak, şu “Realpolitik” unsuruna da dikkat çekmeden edemiyor: “Tarihteki şu an çok ama çok kısa bir dönem. Bu anı kim yakalarsa, geleceğini kurtarır...”
Peki, Irak Kürdistanı’nda ne kadar petrol var? Burada duralım ve şu bilgiyi ekleyelim: Irak Kürdistanı’ndan kasıt, Irak Anayasası’na göre, Irak’ın 18 vilayetinden üçünün, Dohuk, Erbil ve Süleymaniye vilayetlerinin birleşmesinden oluşan ve  “Kürdistan Bölge Yönetimi” adlı federal yapıyı ifade eden coğrafi bölge? Burada petrol var mı? Varsa, ne kadar var?
Dr. Ashti Hawrami, hiç tereddüt geçirmeden, “20-25 milyar varillik bir rezerv” cevabını veriyor. “Günde 1 milyar varil üretebileceğimizi tahmin ediyoruz.” Tekrar, 20-25 milyar varillik rezerv tahminine gönderme yapıyor, “Bunun tümüne bizim ihtiyacımız yok. Sizin 70 milyonluk nüfusunuz var. Hemen yanı başınızda Allah’ın sunduğu bir imkan bu” sözleriyle Türkiye’ye “Gelin, arayın, çıkarın, işletin” davetiyesi çıkarmış oluyor.
Bu rezerv tahmini rakamlarını duyunca, “Bu sözlerinizden, Kürtler, bağımsızlığın alt yapısı olarak Kerkük’ü petrol nedeniyle istiyor’ argümanının geçersiz olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz yani?” diye soruyorum.
Dr. Ashti Hawrami, Kerkük konusunun “siyasi” boyutuna, Kerkük sözcükleri ne vakit telaffuz edilse, girmek istemeyerek, her seferinde hatırlatma gereğini duyuyor: “Ben, siyaset adamı değilim. Kerkük konusunu siyasetçilere bırakalım. Kerkük ve Kerkük’süz yeterli petrolümüz var!”
Kerkük’ün petrol rezervi, “işletilen alanlarda işlenebilir petrol” olarak 12 milyar varil olarak hesaplanıyor. Dr. Ashti, Kerkük’ün, bu bilinen rakamın üzerinde bir “10 milyar varil” daha rezervi olduğunu tahmin ediyor. Irak’ta ilk petrol bulunan yer olan Kerkük’te 1927’de ilk üretimin başladığı tarihten bu yana tüketilen miktarın 7-8 milyar varil olduğu düşünülürse, yukarıdaki rakamlar da bir anlam kazanabilir.
Petrol rezerv miktarı ve üretimin de tek başına bir anlam taşımadığını, yetkililerle görüşmeden, onlardan özel bilgi almama gerek kalmadan basit bir deneyimle öğrendim. Çarşamba günü akşam üstü Kerkük’ten geçiyordum. Erbil yolunda son Kerkük semti olan ve Kürtlerin meskun bulunduğu Rahimawa’dan geçerken, fotoğraf çektirmek için arabayı durdurdum. Birkaç metre ötede, Irak’ın her yerinde rastlanan bir görüntü var. Benzin bidonları. Benzin istasyonlarından ziyade, insanlar, benzini bu bidonları satın alarak temin ediyorlar. Bir “petrol denizi”nin üzerinde yüzen Kerkük de istisna değil. Arabayı durdurup indiğimiz gören, bidonla benzin satıcıları, benzin almak istediğimiz için durduğumuzu sanarak, yanıma yaklaştılar, bidonları işaret ederek, “İran’dan geldi. Birinci kalite” diye reklam yaparak benzini pazarlamaya çalıştılar. “Niye İran’dan gelen benzini satıyorsunuz? Burası Kerkük. Kerkük demek petrol demek” diyecek oldum; “Kerkük’te rafineri yok. Bağdat’taki Dora rafinerisinden gelmesi gerekiyor. O da çok aksıyor. Hem bulunmuyor, hem de fiyatı pahalı oluyor” diye bana piyasa kurallarını anlatmaya başladılar. Kir pas içindeki çıplak ayaklı, Kerküklü Kürt garibanlar, bana “Irak gerçekleri”ni ve “piyasa kuralları”nı anlayabileceğim biçimde anlatmış oldular.
Petrol işinden sorumlu yurttaşları ve soydaşları Dr. Ashti Hawrami ile konuyu daha “sofistike” bir sohbetle Erbil’den başlayarak konuştuk. Erbil-Ankara arasında havada daha da ayrıntılara girdik.
Birinci derecede siyasi sonuçlar yaratacak bir alanda son derece faal olmasına rağmen, Ashti Hawrami, gerçekten de hiçbir bilinen siyasi geçmişe sahip olmayan, parlak bir teknokrat. 1948 doğumlu. Nereli olduğunu sorunca, “Süleymaniye” cevabını verdikten sonra, daha da spesifik bir yer adı söylüyor: 1988’deki görülmemiş katliamın cereyan ettiği Halepçe! Bağdat Üniversitesi’nde petrol mühendisliği öğrenimi gördükten sonra, çok parlak niteliklerinden ötürü Kürtlere pek nasip olmayan bir bursla Irak hükümeti tarafından İngiltere’ye gönderilmiş. Petrol mühendisliği alanında İskoçya’da doktorasını yaptıktan sonra 1978’den itibaren Irak’a ayak basmamış. Geçen yıla kadar, uluslararası petrol dünyasında tanınan, sayılan bir teknokrat olarak İngiltere’de yaşamış.
Ashti Hawrami’yi, Erbil’e getiren, İngiltere’deki öğrencilik yıllarından tanıdığı, yeni Irak Petrol Yasası’nı hazırlamakla görevli Komisyon’un başkanlığını yapan Irak Başbakan Yardımcısı Barham Salih. Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin sağ kolu sayılan, Kürtlerin “peşmerge geçmişi” olmayan yeni kuşak siyaset adamlarından. Dr.Ashti, bir yandan “Kürdistan Bölge Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanı” sıfatını taşırken, diğer yandan da bir yıldır eski Irak Petrol Bakanı ve Saddam döneminde Irak Petrolleri Genel Müdürlüğü yapmış olan ve kendisi gibi teknokrat özellikleri siyasi kimliğinin çok önünde bulunan Şii Arap, Tamar Gadban ile birlikte, Komisyon adına Yeni Irak Petrol Yasası’nı kaleme almış.
 
***             ***         ***
 
Dr. Ashti’nin bize yaptığı tüm açıklamalar, Yeni Irak Petrol Yasası’nın hükümlerine dayanıyor. Irak’ın “birliği ve toprak bütünlüğü”nü kurtaracak “sihirli formül” gibi aylardır hatta yıllardır beklenen Yeni Irak Petrol Yasası, gerçekten derde deva olabilecek mi?
Irak’ta, ülkenin parçalanması ihtimalini beraberinde getiren şiddet ve terör ortamının sebeplerinin başında, Amerikan işgali nedeniyle Irak kurulalı beri sahip oldukları iktidar tekellerini kaybeden Sünni Arapların direnişinin geldiği biliniyor. Irak’ın neredeyse tek, değilse de en önemli gelir kaynağı olan petrolün yüzde 80’i Şiilerin elinde. Yüzde 14’ü Kerkük’te, geri kalanı da oradan buradan çıkıyor ama Sünni bölgelerinde yok. O yüzden, Yeni Petrol Yasası’nın Sünni Araplara da yarayacak şekilde çıkması, “Irak’ın birliği ve toprak bütünlüğü”nün büyük güvencesi olarak kabul görüyor.
Yeni Irak Petrol Yasası, çıktığı takdirde, Irak’ın birliğini gerçekten kurtarabilir mi?
Bu soruya muhatap olunca, Dr. Ashti, “Irak’ın birliği belki kurtarılamaz. Ama, işler böyle bir sonuca giderse, bu Yeni Petrol Yasası’ndan ötürü olmayacak. En azından hiç kimse, bizi (Kürtleri) bundan sorumlu tutamayacak. Irak’ın birliğine yarayacak her şeyi bu Petrol Yasası’na bizzat ben koydum” diyor ve sıralıyor: “Gelir paylaşımı konsepti, petrol sözleşmelerini onaylayacak makam olan Federal Petrol ve Gaz Konseyi adlı komite, sözleşmelerin uygunluğu hakkında görüş bildirecek olan bağımsız uzmanlardan oluşacak bir nevi tahkim kurulu...”
Yeni Irak Petrol Yasası’nın uygulamaya girmesi için Bağdat’ta Irak Parlamentosu’ndan geçmesinin gerektiğini belirtmiştik. “Yasanın müellifi”, bunun iki ay içinde mümkün olabileceğini ve Mayıs sonuna dek çıkabileceğini tahmin ediyor. Ama, Yasa, bir paket halinde Parlamento’ya sunulacak. Şu anda, Nuri el-Maliki hükümetinden çıkan yasanın gövdesi. Bu paketin içinde “dört ek” ve en önemlisi “gelir paylaşımı yasası” da olacak. Onlar henüz hükümete sunulmuş değil.
Bununla birlikte hazır durumdalar. Ashti Hawrami, en geç bir ay sonunda, tümünün hükümete sunulacağını söylüyor. Kendi gözlerimle tanık oldum. Uçak yolculuğuna başlar başlamaz, Sony Vaio marka dizüstü bilgisayarını açtı ve ekranda “Müşareke el-İradat” yazılı başlığı okudum; “Gelir Paylaşımı” yasası, Dr. Ashti’nin bilgisayarında. Irak’ın birliğini kurtarması beklenen en önemli deva, Yeni Irak Petrol Yasası adlı paketin en önemli bölümü bu. Dr. Ashti, “Gelir paylaşımı, hiç sorun değil” demişti Erbil’de konuşurken.
Çünkü, gönderme yaptığı Irak Anayasası’nın 110. ve 111. maddeleri “Petrol ve gaz, tüm bölgeler ve vilayetlerde Irak halkının tümünün malıdır” ve “Federal hükümet, üretici vilayetler ve bölgesel hükümetlerle işler durumdaki sahalardan elde edilen petrol ve gazın işletilmesini birlikte yaparlar ve petrol ve gaz gelirlerini ülkenin her yanındaki nüfus dağılımının oranına göre hakkaniyetli biçimde, önceki rejim tarafından haksızca bundan mahrum bırakılan ve daha sonra zarar görmüş olan bölgelere pay ayırarak ve ülkenin değişik bölgelerinde dengeli bir kalkınmayı güvence altına alacak şekilde yerine getirirler. Bu, bir yasayla düzenlenir” hükmünü getiriyor.
Ashti Hawrami, “petrol geliri paylaşımı”nın bu anayasa hükümlerine göre düzenleneceğine dikkat çekiyor. “Tek geçerli itiraz noktası, Irak’ta nüfus sayımı yapılmamış olduğunu öne sürmek olabilir. Ancak, bu noktada bütçeyi esas alacağız. Nüfus sayımı yapıldığı takdirde, çıkacak sonuca göre oranlar değişir. Zira, petrol gelirleri, kelle sayısına göre, vilayetler ve bölgeler dağıtılacak” açıklamasını getiriyor.
Yani, “petrol nerede üretilirse üretilsin”, elde edilecek gelir bir havuzda toplanacak ve vilayet ve bölge nüfusuna göre dağıtılacak. Bu durumda, “Kürdistan bölgesi”, Dohuk, Erbil ve Süleymaniye vilayetlerinin toplam nüfusuna göre pay alacak. Bütçede, bu bölgenin elde ettiği pay, pazarlıklar sonucu yüzde 13’ten yüzde 17’ye çıkarılmış olduğu için, Kürdistan bölgesinin ülkenin toplam petrol gelirinden alacağı pay, yüzde 17 olacak. Sünniler de, kendi vilayetlerinden bir damla petrol çıkmasa bile, nüfustaki oranlarına göre gelir elde etmiş olacaklar.
Yani, Yeni Petrol Yasası ve bir ay içinde hükümetin önüne gelecek olan “Petrol Gelirini Paylaşım Yasası”, Irak’ın birliği ve toprak bütünlüğünü korumak esprisi ile hazırlanmış ve hazırlanıyor. Ancak, unutulmaması gereken, Irak’ın artık “federal” bir ülke olduğu ve yine Anayasa’ya dayalı olarak, söz konusu yasanın, petrol geliri havuzda toplanacak olsa da, kendi bölgesinde petrol arama ruhsatı ve üretim sözleşmelerini yapma yetkisini “bölge hükümeti”ne, bu arada “Kürdistan Bölge Yönetimi”ne vermesi.
Yeni Petrol Yasası’na eklenecek olan “4 ek” neler mi?
Bekleyin, devam edeceğiz...
Şimdilik, şu iki soruyu okuyun:

Türkiye’nin Irak Anayasası’na göre yasallık kazanmış olan “Kürdistan Bölge Yönetimi”nin varlığını tanıması ve bu şekilde “Kuzey Irak”ta petrol işine girmesi, kendi ulusal çıkarlarına uygun ve geleceğini güvence altına almak olacaktır.
“Kürdistan Bölge Yönetimi” olgusunu yok sayarak, altın bir fırsatı kaçırmak riskini göze almak, daha doğru bir siyasi-stratejik tercih olacaktır.
Düşünün; ve, doğru cevabı bulun.