20 Ağustos 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
15.02.2005

100 yıl yaşamak için Kafkas usulü çay için



Gazeteci Ertuğrul Akbay, Kafkaslar'da uzun ve sağlıklı yaşayan Türk ırkını inceledi. Sırrın Kafkas usulü demlenen ve yemeklerden önce içilen çayda olduğunu ortaya çıkardı.
Gazetelerde okumuş, televizyonlarda görmüş veya bir yerlerden duymuşsunuzdur mutlaka: Dünyanın en yaşlı insanları Kafkasya’da yaşar. Bu insanlar yaşlı olmakla birlikte, son derece güçlü-kuvvetli ve dinçtir. 100 yaşına gelmeyi veya geçmeyi de önemsemezler pek fazla. Çünkü aralarında 125, hatta150 yaşında insanlar vardır. Bu işin bir sırrı da çayda yatıyor.

SUNUŞ...

Kafkas usulü yaşamak

İnsanların şaşırmasına alıştım artık.

Spor salonunda, plajda veya havuzda gördükleri zaman dönüp dikkatle beni süzmelerine de alıştım.

Adaleli vücudum kadar hayatla kurduğum pozitif ilişki de herkesi hayrete düşürüyor.

Anti-aging, botoks veya sürekli diyet yaptığımı düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Hemen belirteyim ki, bunlarla hiç işim olmadı, bundan sonra olmaz da.

Nüfus cüzdanımdaki kayıtlara göre tam 66 yaşındayım.

Evet, 66 yaşındayım ama beynim sağlam, adalelerim kuvvetli ve cinsel gücüm yerinde.

Bir başka ifadeyle, biyolojik yaşım 25.

Beynim, adalelerim ve cinsel performansım 25 yaşındaki bir insanın özelliklerine sahip.

Bütün bunları da Kafkasya’da yaşayan insanların hayat tarzına ve uzun bir süre birlikte yaşadığım Hint fakirlerinden aldığım 5 duyu eğitimine borçluyum. (Bu eğitimin nasıl yapıldığını ileriki günlerde sizlerle de paylaşacağım.)

Kendi kendimin kobayı oldum

Tam kırk yıldır, kendimi kobay gibi kullanarak Kafkas halklarının beslenme düzenini ve hayat tarzını uygulamaya çalıştım. Onlar gibi yiyip içtim, onlar gibi uyudum, onlar gibi seviştim. Kısacası, onlar gibi yaşadım.

Bir de, 1983 yılında genellikle 100 yıldan fazla yaşayan Kafkas halkları üzerinde araştırmalar yapan Prof. Sultanov’la tanıştım.

Ben, bölge insanının nasıl 100 yıldan fazla yaşayabildiğini merak eden bir gazeteci olarak Kafkasya’daydım. Sovyet Tıp Konseyi üyesi Prof. Sultanov ise 1945 yılından beri bu konuyu araştıran bir bilim adamıydı.

Prof. Sultanov, yaptığı araştırmaların sonuçlarını paylaştı benimle. 100 yıldan fazla yaşamanın nasıl mümkün olduğunu örnekleriyle açıkladı.

Ancak hemen belirtmeliyim ki, öyle sürünerek, baston veya hastabakıcı yardımıyla 100 yıl yaşamaktan söz etmiyorum.

Akıl sağlığı, adale dayanıklılığı ve cinsel gücü yerinde olarak 100 yıl yaşamaktan söz ediyorum.

Bir de Hint fakirleri arasında geçirdiğim aylar var.

Orada da beş duyunun gelişimi için nelerin yapılması gerektiğini öğrendim. Zira, bir insanın iradesini güçlendirmeden, nefsine hakim olmadan bir yere varması mümkün değil. Bunun için öyle büyük masraflara girmenize, her lokma için kalori hesabı yapmanıza veya doktorlara avuç dolusu para dökmenize de gerek yok.

Yenilenler, içilenler bir memurun, bir emeklinin bile bütçesine uygun. Bu yazı dizisini dikkatle okuduğunuz zaman her biriniz bir Ertuğrul Akbay olmayacaksınız belki ama birkaç hafta içinde beyninizin, adalelerinizin ve cinsel performansınızın nasıl değiştiğini gözlerinizle göreceksiniz.

Sadece siz değil üstelik, çevrenizdekiler de görecek.

Kafkas halkları, votkaya, şaraba veya suya değil, çaya düşkündür. Bölgede en fazla tüketilen içecek çaydır. Prof. Sultanov’un veya başka bilim adamlarının yaptığı araştırmalar, insan sağlığı açısından çayın önemini ortaya koyuyor zaten.

Ancak, çay içmeyi bilmek şart. Aksi takdirde, akşama kadar da çay içseniz, bir faydasını göremezsiniz.

Çay içmeyi bilmek demek, öncelikle ne zaman içilmesi ve nasıl demlenmesi gerektiğini bilmek anlamına geliyor.

Kafkasya’da çay yemeklerden önce içiliyor.

Sebebi de gayet basit aslında. Çayın içindeki ‘tein’ maddesi, midenin çeşitli salgılarını harekete geçiriyor ve bu da sindirimi kolaylaştırıyor. Sindirimin kolaylaşması ise hem midenin yorulmasını önlüyor, hem de yemeklerin iyi hazmedilmesini sağlıyor. Yine çayın içinde bulunan ve en az ‘tein’ kadar önemli olan ‘tanen’ maddesi ise sindirim sırasında zararlı maddeleri ayrıştırıyor.

Midenin en az kalp kadar hayati bir organ olduğunu da biliyorsunuz herhalde.

ÇAY NEDEN ÖNEMLİ

Hakkında şiirler yazılan, şarkılar bestelenen çay bitkisi için ne denilse az aslında. Söz gelişi, biraz önce sözünü ettiğimiz ‘tein’in ‘tanen’le bileşim içerisinde olması, neredeyse bilimsel bir mucize. Çünkü bu bileşme sonucu ortaya çıkan saf ‘tein’in kuvvet verici ve uyarıcı etkisi, sinir sisteminin faaliyetini daha ölçülü ve daha sürekli kılmasına yarıyor. Ayrıca bu bileşme, organizmanın enerjisini muhafaza etmesini de sağlıyor. ‘Tanen’, tek başına bağırsaklar için de hayli önemli bir madde. Bağırsak hücrelerinin tahrip olmasını engellediği gibi, fazla tuz ve su kaybını da önlüyor.

Sadece bu kadar da değil. Çay, her açıdan son derece zengin bir bitki. İçinde vitamin de var, mineral tuz, alkolitler ve mazı tozu gibi maddeler de. Öte yandan, B grubu vitaminlerle, C vitamini ve nikotin asidi açısından da son derece zengin bir kaynak. Ayrıca, damar sertliğini önleyici P vitamini içerdiği de artık herkes tarafından biliniyor. Demir tuzu, magnezyum, manganez ve sodyum gibi mineraller, bakır, fluor, iyot ve aminoasit gibi temel elemanlar da cabası.

Sporcular için de ayrı bir önemi var çayın. Antrenman veya müsabaka öncesi içilen usulüne uygun demlenmiş bir bardak şekersiz çay, sporcuya enerji vermekle kalmıyor, kendini daha diri hissetmesini de sağlıyor.

Aynı zamanda zihni bir uyarıcı olan çayın afrodizyak etkisi de var elbette. Zihinle birlikte bedeni de canlandırdığı için, cinsel performans katsayısını gözle görülür bir biçimde artırıyor.

Bir kez daha tekrarlayalım: Bütün bu bilgiler, Kafkas usulü demlenen çay için geçerli. Çayı doğru-dürüst demlemeyi bilmez veya sallama çaylarla yetinirseniz, fayda yerine zarar görmeniz kaçınılmazdır. Oysa, biraz sonra öğreneceğiniz kurallara göre demleyeceğiniz çaydan yedi-sekiz bardak içseniz bile bir zararını görmezsiniz. Aksine, sinirleriniz yatışır ve dilerseniz mışıl mışıl bir uyku çekersiniz.

ÇAY NASIL DEMLENMELİ

Önce küçük bir teknik bilgi: Demlik muhakkak porselen olmalı. Demliğin altındaki su kabının o kadar önemi yok, ama demlik mutlaka porselen olmalı.

Tozu alınmış çayı (Yeşil çay daha makbuldür), adam başına bir tatlı kaşığı hesabıyla porselen demliğe koyun. Arkasından, akşamdan kaynatılıp sabaha kadar dinlendirilmiş suyu da yarısını geçecek şekilde demliğe doldurun.

Peki ama neden akşamdan kaynatılıp dinlendirilmiş su tavsiye ediliyor? Bunun da sebebi gayet basit: Bir gece önce kaynatılıp dinlendirilen su yumuşar ve suyu sertleştiren maddeler dibe çöker.

Bir sonraki aşama ise, porselen demliği, daha önceden ocağa konulmuş ve içindeki su kaynamaya başlamış çaydanlığın üzerine yerleştirmekten ibaret.

Böylece, porselen demlik kaynayan suyla beraber ısınacak ve içindeki çay yavaş yavaş demlenmeye başlayacaktır. Porselen demliğin kaynayan kabın üzerinde 15-20 dakika kalması yeterlidir. Bu sürede, demlikteki çayın sıcaklığı 45-50 dereceyi bulacaktır.

Arkasından, demliği indiriyorsunuz ve üzerini bir havluyla örterek beş-on dakika dinlenmeye bırakıyorsunuz.

Aman dikkat, suyun kaynatıldığı kabın içini kaplayan kirece benzer tabakayı sakın kazımayın, aksine itina ile korumaya çalışın. Çünkü, kaynayan su sabaha kadar bekletildiği için suyun içindeki zararlı maddeler dibe çöküyor. Kirece benzeyen beyaz tabaka, filtre görevi yaparak bu maddelerin tutulmasını sağlıyor. Böylelikle su yumuşaklığını koruyor. Unutmayın, su ne kadar yumuşarsa, çayın tadı, kokusu ve lezzeti o kadar güzel olur.

ÇAYINIZ ARTIK HAZIR

Türkiye’de benimsediğimiz yöntemin aksine, bardağa önce kaynamış su koymanız gerekiyor. Yani, bilinen alışkanlığınızı tam tersine çevireceksiniz. Suyun üzerine de, istenilen ölçüde dem ekleyeceksiniz. Çünkü kaynamış suyun demin üzerine konması, demin sıcaklığının birdenbire artmasına neden oluyor. Bu da, çayın içindeki faydalı elemanların parçalanıp dağılmasına yol açıyor. Aman dikkat, içeceğiniz çayın sıcaklığı hiçbir zaman 60 derecenin üzerine çıkmamalı.

Şeker konusunda da ciddi bir uyarımız var. Mümkünse çayınızı şekersiz için. Eğer şekersiz içemiyorsanız, ülkemizde ‘kıtlama’ denilen tarzı tercih etmenizi öneriyoruz. Doğrudan çaya karıştırılan şeker, çaydaki kimi faydalı maddeleri yok ettiği için sakıncalı bulunuyor.

Küçük bir uyarı daha: Demlediğiniz çayı, en fazla yarım saatlik bir süre içinde bitirmeniz gerekiyor. Zira yarım saatten fazla bekletilen dem ağırlaşıyor ve faydalı eleman bakımından fakirleşiyor.

Afiyet olsun.

Kekik çaya lezzet katar

Kafkasya’da yaşayan insanlar, çaya kekik katmayı neredeyse hiç ihmal etmiyorlar. Çünkü, bir kaşık kekik eklenmiş çay, sağlık açısından çok daha faydalı özellikler taşıyor. Neden mi? Kekiğin içinde ‘oleum serpili’ denilen bir tür yağ var. Bu yağ, mide ve pankreas salgılarının düzenlenmesini, dolayısıyla da sindirimin kolaylaşmasını sağlıyor. Kekik ayrıca, mide spazmlarını engelliyor, kan dolaşımını hızlandırıyor ve böbrek kumlarının düşmesine yardımcı oluyor. Son olarak, kekiğin şeker hastalarının şekerini düşürdüğünü, mide ve bağırsak ağrılarına iyi geldiğini de söyleyelim.

NOT: Demliğe atılacak iki yaprak taze adaçayı, içindeki vitaminler ve aroması sayesinde insana zindelik verir.

Beş adımda Kafkas usulü çay

Porselen bir demliğin içine, adam başı bir tatlı kaşığı, tozu elenmiş çay konur.

Önceden kaynatılıp soğumaya bırakılmış su, yarısını biraz geçecek şekilde demliğe doldurulur.

Kapağı kapatılan demlik, daha önce ateşe konulan ve fokur fokur kaynayan çaydanlığın üzerine oturtulur.

Çaydanlığın üzerinde 15-20 dakika kalan porselen demlik, ateşten alınır ve üzerine bir havlu örtülüp beş-on dakika dinlenmeye bırakılır.

Servis yapılırken bardağa önce sıcak su, onun üzerine de arzu edildiği kadar dem ilave edilir.

YARIN

Yemek pişirmek deyip geçmeyin