24 Nisan 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
26.12.2004

Zorla beş ay seks kölesi olarak çalıştırıldım

Mesude ERŞAN

Kadın ticareti mağduru 22 yaşındaki genç kadınla İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı’nın Taksim’deki ofisinde buluştuk. Adını gizli tutmak istedi. Tercümanın anlattığına göre insan tacirlerinden yediği feci dayağın izleri yeni yok olmuştu. Beş ay olmuştu Türkiye’ye geleli. Çalışmak için yola çıkmıştı.
İki bin dolara birilerine satıldığını öğrendiğinde kaçacak, kurtulacak halde değildi. Elinden pasaportu alındı, tehditle ve dayakla Antalya, Sivas çevresinde erkeklere kiralandı. Şimdi insan ticareti mağduru kadınlar için açılan Sığınma Evi’nde, benzer durumdaki sekiz kadınla kalıyor. Psikoterapi görecek, pasaportunu alınca ülkesine dönecek.

Rusya’nın taşrası denilebilecek küçük bir şehirde annesi ve ağabeyiyle yaşıyordu. Hukuk fakültesinden mezun olamadan çalışmak için okulunu terk etti. Orada burada küçük ücretlerle çalışıyordu. Türkiye’ye gidip gelen arkadaşı Lolita ona cazip bir alternatif sunduğunda çok fazla düşünmedi. Türkiye’de bilgisayar sektöründe, en kötü ihtimalle eğlence sektöründe çalışabileceğini, barmenlik, garsonluk yaparak iyi para kazanabileceğini söylüyordu arkadaşı. Kabul ederse, yardıma hazırdı.

Lolita’yla geldi İstanbul’a. Havalimanında iki aylık turist vizesi aldı. Antalya’ya geçip, adını hatırlamadığı otele yerleştiler. Ertesi günü diskoya gittiklerinde Lolita ortadan kayboldu. Yanına bir adam yaklaştı. Akıcı Rusça’yla ‘Lolita otelde bekliyor, gel gidelim’ dedi. Fazla seçeneği yoktu zaten. Pasaportu Lolita’daydı. Türkçe bilmiyordu. Kenti tanımıyordu. Arabaya biner binmez, adam kapı ve pencereleri kilitledi. Ne olduğunu anlayamadan bir başka otelin kapısına yanaştılar. Direksiyondaki, kapıda bekleyen adamı gösterip ‘Bu senin yeni patronun. Kabul etmezsen başkasına verilirsin’ dedi. Adam, soğukkanlı bir şekilde genç kadının bundan sonraki yaşamını kısa ve net bir cümleyle özetlemişti.

İSİM VERMEK İSTEMİYORUM AİLEME ZARAR VEREBİLİRLER

Tam bu konuşmalar olurken, kapıdaki adamın telefonu çaldı. Arayan Lolita’nın Türkiye’de yaşayan teyzesiydi. Genç kıza, ‘Seni kaçırdılar. Bizim suçumuz yok. Pasaportunu veremeyiz’ diyordu. Nasıl bir tuzağa düştüğünü anladı, ama geç kalmıştı. Olayı anlatırken teyzenin adını vermekten kaçınıyor. ‘Onların elleri her yere uzanır. Aileme zarar vermelerinden korkuyorum’ diyor.

Sonradan ‘pezevengim’ dediği adamın Antalya’daki üç dairesinden birine yerleşti. Çoğunluğu Ukrayna’dan gelen genç kadınlar pazarlanıyordu buralarda. Yeni ev arkadaşlarının ilk uyarısı dikkat çekiciydi: ‘Dinlemezsen çok kötü döverler.’ Geçmişte taksiye atlayıp kaçmak isteyenler olmuştu. Ama şoförler kadın tacirini tanıyordu. Kaçacağını anladıklarını teslim ediyorlardı. Tacir ise feci bir dayakla cezalandırıyordu zoraki sermayesini.

1 buçuk ay Antalya’da çalıştıktan sonra Moldovyalı bir kadınla Sivas’taki bir kadın tacirine satıldı. Önce bir apartmanın 8’inci katındaki bir dairede kaldılar. Akşamları satıldıkları erkeklere götürülüyorlardı. Kaçmayı düşünüyordu hep. Ama kapılar sürekli kilitliydi, daireden atlayıp kaçmak mümkün değildi.

‘Psikopat’ diye tanımladığı yeni satıcısı, her müşteriden saat başı 100 dolar alırken, en ufak bir itirazda kadınları dövüyor, aç bırakıyor, hastalıktan korunmak için prezervatif alma isteklerini geri çeviriyor, hastalandıklarında ilaç dahi almıyordu. Elindeki altın künyesine bile el koymuştu. Evde Türk, Moldovyalı ve Gürcistanlı üç kadınla çalıştırılıyordu.

TUVALET PENCERESİNDEN KAÇTIM AMA OLMADI

Sudan nedenlerle evde alıkonulan kadınlara şiddet uygulanıyordu. Televizyon izlemek istememesi bile dayak yemesine yetmişti. Sıcak suyla banyo yapmak veya çamaşır yıkamak mümkün değildi. Sadece soğuk su vardı. Yemek olarak da yumurta... Bir gün ‘Evime nasıl döneceğim’ diye sordu. ‘Sahibi’nin yanıtı netti: ‘Bir kelime daha söylersen seni öldürürüm!’ Söylediğini yapabilirdi. ‘Bir araziye götürür, gömerdi. Ne kimlik var ne başka bir belge. Kim beni arayıp soracak ki?..’

Evde zorla tutulan Türk kızının ailesi gazetelerde haber olunca kadın tacirleri yakalanmaktan korktu. Önce evi değiştirdi. Başka bir apartmanın ikinci katına yerleştiler. Daha sonra Türk kızını feci şekilde dövdüler. ‘İnanılmaz bir dayaktı. Yüzü dağıldı. Saçlarını çevirerek çektiler. Çizmeleriyle vurdular. Sonra da otobüse bindirip ailesinin yaşadığı yere gönderdiler.’

Tanık olduğu bu vahşet de kaçma fikrinden vazgeçirmedi onu. Bazen müşterileriyle konuşmayı aklından geçirdi. Tokat’a bir müşteriye götürüldüğünde tuvalet penceresinden kaçtı. Bahçeye çıktı. Nerede olduğunu bilmiyordu. Ne yapacağını da. Bir saat bekledikten sonra, müşterileri beklemekten sıkılıp gitmiştir ümidiyle geri döndü. Oysa bekliyorlardı. Onu Sivas’a geri gönderdiler. Paralarını geri istediler. Bunun üzerine yine dayak yedi.

Derken bir Türk kızı daha getirildi kaldıkları eve. Kısa zamanda arkadaş oldular. Onu satan kocasıydı. ‘Korkma seni de kendimi de kurtaracağım’ sözü verdi arkadaşı. Nihayet 6 Kasım’da Türk kızı ikinci kattan atlayarak kaçtı. Doğruca polise gitti. Eve baskın yapılmasını sağladı. ‘Korkunç bir rüyaydı yaşadıklarım. Daha doğrusu kabus.’

Genç kadın her şeye rağmen yine de kendini şanslı görüyor: ‘Yıllardır bu koşullarda çalışan başka kadınlar da var. Ben yine kurtuldum. Ya diğerleri!!!’

İNSAN KAYNAĞINI GELİŞTİRME VAKFI NASIL ÇALIŞIYOR?

İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı, insan ticaretini önlemek amacıyla İçişleri Bakanlığı’yla imzaladığı protokol çerçevesinde çalışıyor. Bu amaçla yerli ve yabancı sivil toplum örgütleri arasında iletişim ağı kuruyor. Polis, jandarma, hakim ve savcılara Uluslararası Göç Örgütü’yle birlikte eğitim veriyor. Vakfın öncülüğünde kurulan sisteme göre, insan ticareti mağdurları Türkiye’nin hangi şehrinde yakalanırsa yakalansın Yabancılar Şubesi ya da Organize Suç Şubesi’ne getiriliyor. Geçmişte fuhuştan yakalananları hemen sınırdışı eden polis artık kadınların arzusuyla mı, zorla mı çalıştırıldığını inceliyor. Dünya Göç Örgütü temsilcisi, kadının, kadın ticareti yapanların mağduru olduğunu saptarsa, vakıf kadını sığınma evine alıyor. Sosyal ve psikolojik destek sağlıyor. Kadınlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kirasını ödediği evde misafir edilirken, Uluslararası Göç Örgütü ülkelerine dönmeleri için gereken belgeleri hazırlıyor, uçak bileti alıyor. Vakıf, mağdurun gideceği ülkenin resmi veya ilgili sivil toplum örgütüyle temasa geçip kurbanın havaalanında karşılanmasını ve tekrar mafyanın eline düşmemesini güvence altına alıyor. Mağduru evine göndermek yerine kişinin rehabilitasyondan geçmesi, hatta meslek kazanması sağlanıyor.

TÜRKİYE’YE SINIF ATLATAN ÇABA

ABD’nin her yıl yayınladığı insan ticaretine yönelik raporda, Türkiye ‘hiçbir önlem almayan ülkeler’ kategorisindeydi. Gerek ABD’nin baskısı gerekse AB süreci nedeniyle Türkiye, 2003 yılının başından itibaren bu konuda dikkatli olmaya başladı. 9 Eylül 2003’te ABD listesinde ikinci gruba yükseldi. Bu gelişmede İçişleri Bakanlığı ile vakfın ortak çalışma protokolünün rolü oldu. NATO’nun İstanbul’daki zirvesine gelen dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül düzenledikleri basın toplantısında sığınmaevine destek verdi. Birçok uluslararası sözleşmeye imza atan Türkiye, şu anda ABD listesinde çaba gösteren, ancak hálá önemli adımlar atması gereken ülkeler arasında.

DEMET GÜRAL

(İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı Genel Müdürü)

İnsan ticaretine maruz kalanların yüzde 80-90’ı fuhuş sektöründe

İnsan ticareti, insan kaçakçılığıyla karıştırılıyor. Göçmen kaçakçılığında kişilerin rızası var, diğerinde ise şiddet kullanılıyor. Mağdur kadınlar çok acı olaylar yaşıyor. Dünyada yılda 600-800 bin kişinin insan ticareti mağduru olduğu düşünülüyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Balkanlar bölgesinde bu sayının yılda 175 bine ulaştığı tahmin ediliyor. İnsan ticareti mağdurlarının yüzde 80-90’ı fuhuş sektöründe. Türkiye bu ticarette varış ülkesi. Kadınları satanlar, ‘Bu benim malım, sırtından para kazanıyorum’ diyorlar ama en temel gereksinimlerini karşılamaya bile zahmet etmiyorlar. Tam bir köle ticareti yaşanıyor. ‘Ezerim garibanı, nasıl olsa arkasında koruyacak kimsesi yok’ diye düşünüyorlar.