24 Nisan 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
07.11.2004

Cem Yılmaz gider uzaya, biz gideriz onun köyüne

Sibel ARNA

Uzaklarda bir köyde yaşayan akrabalar, huylarıdır, hep sitem ederler. O yüzden baştan söyleyelim Cem Yılmaz’ı hayırsız evlat ilan etmek gibi bir niyetimiz yok. Bir gün bir yerde bir hikaye dinledik ve yollara düştük. Sivas’ın Eski Hamal Köyü’nde, inandığı şeylerden vazgeçmediği için torunuyla reklam filminde oynamayı reddeden bir kadın yaşıyordu. İsmi Hanım Yılmaz’dı. 103 yaşındaydı ve Cem Yılmaz’ın babaannesiydi.
İki sene önce gelen torununa ‘hayır’ dediği için hem kendi kaderini hem de köyün kaderini değiştirmişti. Babaanneyi bulmak için gittiğimiz köyden Cem Yılmaz’a ait bir dolu bilinmeyenle geri döndük.

Senaryo şöyle: Cem Yılmaz, Cem Yılmaz’dır. Babaannesini ziyaret etmek için kalkar köye gider. Cipiyle köy evine yanaşır. Arabanın heybetinde ürken horoz ve tavuklar sağa sola kaçışır. Yaşlı kadın bastonuyla dışarı çıkar. ‘Benim tavuklarımı ürküten münasebetsiz kim’ diye söylenir.

Cem, ‘Benim babaanne yabancı değil’ der. Nene torun kucaklaşıp, eve girerler. Bir süre hoş beş ettikten sonra Cem Yılmaz bir telefon etmek ister. İstanbul’dakilere sağ salim vardığını haber edecektir. Ancak evdeki telefon çocuklar erişemesin diye yüksek bir yere monte edilmiştir. Cem zıplar zıplar ulaşamaz. Tam o sırada babaanne cebinden cep telefonunu çıkarır ve ‘İstersen buradan ara evlat’ der. Cem Yılmaz şaşırır. Ekranın altında malum telefon şebekesinin logosu görünür. Film biter.

Bu reklam filmi çekilemedi. Çünkü Cem Yılmaz ne yaptıysa, ne söylediyse babaannesini ikna edemedi. Hanım Yılmaz, evde televizyon açılınca bile başını öbür yana çeviren bir insandı. Kameraya bakmak, filme alınmak onun için günahtı. Türkiye’nin en sevilen komedyeni ve yanında getirdiği ekip çaresizce İstanbul’a geri döndü. Başka senaryolar yazıldı, başka filmler çekildi.

FELÇ, BABAANNEYİ YATAĞA BAĞLAMIŞ

Aradan iki yıl geçti. Hanım Yılmaz’ın evinin önünde bu kez bizim arabamız durdu. Tavuklar yine kaçıştı. Ama Hanım Teyze bastonunu alıp bizi kovalamak için kapıya çıkmadı, çıkamadı. Çünkü dört ay önce geçirdiği felç onu yatağa mahkum etmişti.

Kapıyı Cem Yılmaz’ın küçük amcası Seyit Yılmaz açtı. ‘İstanbul’dan geliyoruz’ dedik. Hiç sorgu sual etmeden bizi içeri davet etti. Dört duvarı kilimlerle kaplı yer minderli salona geçtik. Babaanne yoktu. Yüreğimiz ağzımıza gelerek nerede olduğunu sorduk. ‘Burada kalıyordu da iki ay evvel ağabeyimin evine taşıdık. Onun hayatının geçtiği, gelin gittiği, çocuklarını doğurduğu ev oradır. Az soluklanın gideriz. Ev 50 metre aşağıda’ dedi.

Seyit Yılmaz 60 yaşında, ufak tefek bir adam. Evde onun dışında ilkokul çağında iki çocuk, iki de kadın var. ‘Torunlarınız mı?’ diyorum. ‘Yok biri benim, diğeri ağabeyimin oğlu’ diyor. Kadınlardan birini karısı olarak, diğerini de ‘O da bu evin halkıdır’ diye tanıtıyor. Fazla kurcalamıyorum.

Seyit Amca kardeşlerini anlatmaya başlıyor: ‘Biz altı kardeşiz. Biri geçen yıl vefat etti 5 kaldık. Aslında üç de kız var. Onları da sayarsak 9. Hepimiz bu köyde doğduk. Cem’in babası Arif gençken köyü terk etti. İlkokul beşi bile bitiremedi. Davar yayma işini sevmedi, gitti. Evlendi sonra. Düğününe gittik. Cem doğdu, Özge doğdu.’

Cem Yılmaz küçükken yaz tatillerinde gelirmiş köye. Kendi oğlunu göstererek ‘Aha bu oğlan gibi bir şeydi’ diyor amcası. Yaramazlığını da söylemeden geçemiyor. Bir de elinden kalem kağıt eksik olmazmış. Ha bire ev halkının resmini çizermiş. Seyit Amca’nın karısı Sultan Teyze söze giriyor: ‘Cem’i hiç göremiyoruz. Şehirde sahneye falan çıkıyormuş. Biz hiç izlemedik. Televizyona çıktığı zaman gülüyoruz, o kadar. Özge’yi Yılmaz Erdoğan’ın akrabasıyla evlendirmişler. Televizyondan öğrendik. Düğüne bizi niye çağırmadılar ki? Üzerimize düşeni yapardık.’

Amcası ve yengesi Cem Yılmaz’ı en son iki sene önce geldiğinde görmüşler. Babaannesine kızıp gittiği günden sonra bir daha sesini de duyan olmamış. ‘Evdeki kilimleri de götürdü. ‘Film çekeceğiz. Dekor yapacağız. 10 gün sonra geri gönderirim’ dedi. Ama gidiş, o gidiş. Kilimlerin hepsi el dokumasıydı’ diyor amca Seyit Yılmaz. Cem traktör almak istemiş ama Seyit Amca kabul etmemiş. Gururu engel olmuş. ‘Kabul etseydim o traktör benim çocuklarımı ezerdi. Omuzlarında yük olurdu.’

KUZEN CEM AĞABEY KOMİKÇİDİR

Okuldan öğle yemeği için eve gelen Ferhat ve Murat sohbetimizi kıkırdayarak dinliyor. Cem Yılmaz’ın kuzeni oldukları için okulda saygı görüyorlarmış. Cem Ağabeyiniz ne iş yapıyor, diyorum. Aynı anda ‘Komikçiii’ diye cevaplıyorlar. Bir iki kere televizyonda görmüşler. Araba alıyormuş. Onlar da arabalara meraklıymış. En beğendikleri marka da ‘Son model’miş.

68 yaşındaki büyük amca Mehmet Mustafa Yılmaz’ın evine gitmek için kalkıyoruz. Çocuklar önden koşturup haber veriyor. Toparlanmaya vakitleri olsun diye evin dışındaki tuvalete giriyorum. Çıkışta Yenge Sultan Yılmaz, sabun ve maşrapayla beni bekliyor. Elimi yıkadıktan sonra birlikte babaanneye doğru yürüyoruz. Koluma girip anlatmaya başlıyor: ‘Benim çocuğum olmadı. Bayağı denedik. Baktım olacağı yok, gittim kendim buldum Emine’yi. İki çocuk doğurdu Seyit’e. İkisi de erkek. Büyük oğlanı İstanbul’a dershaneye gönderdik. Polis olacağım diye tutturmuştu. Ama sağ olsun Cem geldiğinde vazgeçirmişti Murat’ımı.’

Seyit Amca’nın ‘O da bu evin halkıdır’ dediği Emine’nin kim olduğunu da böylece anlıyorum. Belli ki kendi söylemeye utanmış, yalan söylemeye de ahlakı müsaade etmediği için karısına söyletmişti.

İSTASYON KURACAKTI ALABALIĞA EL ATACAKTI

Cem Yılmaz iki sene önce geldiğinde köylüye ve amcalarına bazı sözler vermiş. Amcalarının söyleyemediklerini uzaktan akrabaları Halit Yılmaz söylüyor: ‘Herkesin güvendiği bir dağ vardır. Bizim de Cem Yılmaz’ımız vardı biliyor musunuz? Kendi kendimize Cem var diyorduk. Boş çıktı. Söz vermişti. Cep telefonları çeksin diye istasyon kuracaktı. Yolları düzeltecekti. Alabalık tesisini hale yola sokacaktı. Hiçbirini yapmadı. Şimdi siz gidin taktırdığın yükseltici ters dönmüş. Bi gidip çeviriver deyin.’

Halit Yılmaz, Cem Yılmaz’ın babası Arif Yılmaz’ın çocukluk arkadaşı. İlkokulu birlikte okumuşlar. Öğretmenleri okumayacaklarını anlayınca babalarını çağırıp ‘Siz bu çocukları çiftçi yapacaksanız, okuldan alın’ demiş. Böylece ikisinin de tahsil hayatı aynı gün sona ermiş. ‘Arif çok yaramazdı. Bir koyunun bacağını beş kere kırmıştı. Buralara sığamadı gitti’ diyen Halit Bey, Cem’in babasına çektiğini söylüyor.

O ARABA 2 TRİLYON ETMEZ AMA KENDİ BİLİR

Köyün içinden geçerken Mustafa Amca yanıma gelip derdini paylaşıyor: ‘Komşuların yüzüne bakamıyoruz. Bizi kınıyorlar. Cem Yılmaz’ın köyü böyle mi olmalı diyorlar. Niye sözünü tutmadı bu adam nasıl bir adam diye soruyorlar. Geçen gazetede okuduk Cem iki trilyonluk araba almış. Bu köy iki trilyon etmez. Ama yine de kendi bilir.’

Eski Hamal köyünde soyadı Yılmaz olan 50’den fazla kişi yaşıyor. Köyde 120 tane hane var. Ama çoğu İstanbul’a göçmüş. İstanbul’daki Eski Hamallıların çoğu Bağcılar ve Esenler’de oturuyormuş. Hatta Bağcılar’da ‘Eski Hamallılar Derneği’ bile varmış. ‘Arif Beylikdüzü’nde A ile başlayan bir yerde oturuyor. Bilmem kaç bloklu bir site. Hemşerilerimizin hiçbiri onu görmüyor’ diyor Mustafa Amca.

Gitme vakti geliyor. Sultan Yenge bize yemek yediremediği için üzgün. Kendi elleriyle açtığı lavaş ekmeğini ve kendi ürettikleri bir petek balı yanımıza yolluk diye veriyor. Amcalar ve köyün erkekleri ile birlikte yol bitimine kadar yürüyoruz. Köyün önündeki çanak anteni gösterip ‘İki aydır ev telefonlarımız da bozuk. Günde bir saat çalışıyor. Başımıza bir hal gelse kimseye haber edemeyiz’ diyorlar. Küçük amca sıkı sıkı tembihleyerek bizi arabaya bindiriyor: ‘Arif’i en son geçen sene gördüm. Cem’e iki tane Sivas kangal eniği aldı. 300 dolar verdiydi. Söyleyin bir kere de yalnızca bizi görmeye gelsinler.’

Beni artist yapacaklardı olmadım

Babaannenin kaldığı evin kapısında bizi Mustafa Amca’nın karısı Ayşe Yenge karşılıyor. Merhaba dediğimiz komşularla birlikte cümbür cemaat içeri giriyoruz.

Babaanne odanın baş köşesindeki divanda uzanıyor. Başını iki elinin arasına almış. Gelini arkasına yastık koyuyor, doğrulmasına yardımcı oluyor. Yüksek sesle bizim İstanbul’dan geldiğimizi, Cem’den selam getirdiğimizi söylüyor. 103 yaşındaki kadının gözleri parlıyor. Parmaklarını bir bir bükerek saymaya başlıyor: ‘Arif Yılmaz, Sebahat Yılmaz, Cem Yılmaz, Özge Yılmaz hepsine selam söyle. Beni arasınlar. Ben babaanneyim. Arayacaklar beni. Halimi hatırımı soracaklar. Allah’ın emriyle kardeşlerini arayacaklar. Geçen sene gördüm en son. Küçük oğlum Gazi’nin yanında kalıyordum İstanbul’da. Geldiler. Ama şimdi beni terk ettiler.’ Babaanne günah olduğu için reklam filminde oynamadığını bir kere de bize söylüyor. ‘Beni artist yapacaklardı, olmadım’ diyor.