22 Ağustos 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
31.07.2004

Kızını tokatlayan da var, alıp yemeğe çıkaran da

Sefa KAPLAN

Ortalama bir kadın ömründe üç yüz ile beş yüz kez tekrarlanan ádet günleri, pek çok açıdan bir sır olma özelliğini koruyor hálá. Üstelik hem erkekler, hem de kadınlar için. Bu tespitler, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Aylin Dikmen Özarslan’ın ‘Kırmızı Kar / Toplumsal ve Kültürel Açıdan Ayhali’ adlı kitabından. Özarslan’ın çalışması Regl, periyod, muayyen gün, aybaşı, ayhali, hastalık olarak tanımlanan kadınların ádet günlerine ilişkin sosyolojik araştırma.
Kitapta yer alan bilgilere göre, çok eski kültürlerden bugüne, ádet kanını zehirli olarak gören yaygın bir görüş var. Ádet kanında bulunan ‘menotoksik’in bitkilerin büyümesini yavaşlattığı, hatta farelere enjekte edildiğinde ölüme sebebiyet verdiği bile söyleniyor. Öyle ki, çeşitli toplumlarda iş daha ileri bir boyuta taşınıyor ve ádet kanına karşı tedbirler alınıyor. Söz gelişi, İngiliz Guanası’nda, ádet gören kadının yaptığı yemeği yiyen erkeklerin bir daha asla iyi olamayacağına inanılıyor. Hindistan’ın kimi bölgelerinde regl olan kadın tam anlamıyla dışlanıyor mutfaktan. Ugandalılar ise muayyen günlerini yaşayan kadınların yemek yaptığı kap-kacağı bir daha kullanmıyorlar hayli masraflı olduğunu bile bile.

Aristo da pek farklı düşünmüyor maalesef. Aristo’ya göre, ádet gören kadının baktığı aynanın sırları dökülüyor ve aynı aynaya bakanlar büyülenme riski taşıyor. Hatta, regl’in ay ve güneş tutulmasına denk düşmesi durumunda daha büyük kötülükler bekliyor insanları. Aslında o kadar uzağa gitmeye gerek de yok. Yakın dönemlerde Fransa’daki şeker fabrikalarında, ádet dönemindeki kadınların işbaşı yapması yönetmeliklerle yasaklanmış durumda.

TEDAVİ EDİCİ BULANLAR

Kuşkusuz, her kültür aynı şekilde yaklaşmıyor meseleye. Mesela, Apaçiler’de tam tersi bir durum söz konusu. Apaçiler, ilk ádet kanamasının olağanüstü bir güç olduğunu, hatta hastaları iyileştirdiğini düşünüyorlar. Ádet kanının tedavi amacıyla kullanılmasına ilişkin örneklere başka kültürlerde de rastlanıyor. Veba, sıtma, sara, çıban, başağrısı, yüksek ateş gibi kimi hastalıkların ádet kanıyla tedavi edilebileceğine inanılıyor. İbn Sina da, her türlü ağrının tedavisi için ádet kanını tavsiye ediyor.

Ne var ki, 1981 yılında Tampax’ın Amerika’da yaptığı bir araştırma, regl’e ilişkin tabuların önemli bir kısmının hálá sürdüğünü koyuyor ortaya. Üstelik, Polenezya kökenli tabu kelimesinin aybaşı anlamına gelen ‘tapua’ sözcüğünden türetildiğine dair yabana atılamayacak bir iddia da mevcut. İşin daha da ilginç tarafı kadınların tıpkı eski zamanlardaki gibi, günümüzde de regl halindeyken kendilerini rahat hissetmedikleri.

BEBEĞE YAKLAŞMA

Türkiye’de de durum farklı değil elbette. Üstelik bu, sadece dinden kaynaklanmıyor. İslamiyet öncesinde de aynı kapıya çıkıyor inanç kodları. Ádet dönemini yaşayan kadın, uğursuz ve kirli kabul ediliyor mesela. Hatta, 11. asırda Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divan-ı Lugati’t Türk’te bunu ifade eden kelimeler mevcut.

Günümüzde de ádet dönemindeki kadının yeni doğmuş bebeği görmesi neredeyse yasaklanıyor. Aksi durumda, bebeğin hastalanacağından, yüzünde çıbanlar çıkacağından korkuluyor. Hatta kırkı çıkmamış bir bebeğin, regl dönemindeki bir kadınla karşılaşması halinde çirkin olacağına inanılıyor. Regl’in kadınlara verilmiş bir ceza olduğunu düşünenlerin sayısı da az değil. Carol Delaney tarafından tarafından 80’li yıllarda Orta Anadolu köylerinde yapılan bir araştırmaya göre, ádet dönemindeki kadınların ekmek pişirmesine bile izin verilmiyor.

Özarslan’ın bir grup kız öğrenci, bu öğrencilerin anneleri ve anneanneleri ile görüşerek yaptığı çalışma bugünü şöyle özetliyor: Ádet gördüğünü öğrendiği zaman kızını tokatlayan anneler de var, kutlama amacıyla kızını yemeğe çıkartan veya bir demet çiçek armağan eden aileler de.

İsmine ister aybaşı, ister regl, ister ádet, ister periyod diyelim kadınların muayyen günleri hálá en önemli kültürel ve toplumsal tabulardan birini oluşturuyor. Hem kadınlar, hem de erkekler için...

Komünist kuzenim ziyarete geldi

Amerikalı Henry Moudsley, Cinsiyet ve Akıl (1983) adlı kitabında, kızların ádet kanaması nedeniyle yüksek öğretimde başarısızlığa mahkum olduklarını ‘bilimsel bir gerçek’ olarak sunmaktan çekinmiyor.

90’larda İngiliz televizyon kanallarında, ailenin izlediği zaman dilimlerinde yani prime-time’da hijyenik kadın bağı ve tampon reklamları yasaklanıyor. ABD’de bu yasak 1972 yılında kaldırılıyor.

Maalesef, en sıkıntılı adet kanaması geçirenler, ádet kanaması hakkında en olumsuz tutuma ve bilgiye sahip olanlar.

Ádet dönemi öncesinde intihar girişimleri kadar, suça yönelme istatistikleri de yükselmeye işaret ediyor. Kendini yakan 22 Hintli kadından 19’unun ádet döneminde olduğu geçiyor kayıtlara. ABD’de kadınlar tarafından işlenen beş suçtan dördünün, ádet öncesine denk düştüğü tespit ediliyor.

Fransız ceza yasalarında, ádet öncesi işlenen suçlardan kadınların sorumlu tutulamayacağına dair hükümler yer alıyor. Ádet öncesi sendromu, muhtelif kültürlerde, güçlü bir savunma argümanı. İzmir Barosu’na kayıtlı erkek bir avukat da 2004’te, regl’in ceza indirimi sebebi sayılmasını istiyor.

Ádet kanamasına verilen isimler kimi zaman ideolojik bir karakter de taşıyabiliyor. İsviçre ve Hollanda’da kullanılan ‘Ruslar,’ Norveç’te ‘Komünistler çardakta,’ İspanya’da ise ‘Komünist kuzenim ziyarete geldi’ ifadeleri bunun somut örneği.