31 Ağustos 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
08.03.2004

Skandallarıyla tarihe geçtiler

Ersin KALKAN

Yerel yönetimlerde yaşanan yolsuzluk, usülsüzlük ve skandallar bazen öyle boyutlara ulaşır ki, çoğu zaman tüm Türkiye’nin gündemine oturur. Bir zamanlar yerel yönetici koltuğunda oturan Ankara Valisi ve Belediye Başkanı Nevzat Tandoğan, İSKİ Genel Müdürü Ergün Göknel, Şişli Belediye Başkanı Gülay Atığ, Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Halim Kızılırmak ve Kuşadası Belediye Başkanı Engin Berberoğlu, bu skandalların en unutulmaz olanlarının başrol oyuncularıydı.
İktidardayken bazılarının isimleri cinayetlere karıştı, kimilerinin de kamu mallarını hortumladıkları, devlet olanaklarını kendi kişisel çıkarları için seferber ettikleri anlaşıldı. Bir kısmı ceza aldı, hapis yattı, bir kısmı bir daha gelmemek üzere siyaset sahnesinden çekildi. Bazıları gözden ırak yaşayarak kendilerini kısmen unutturmayı başardılar ama mahkeme kayıtlarında ve gazete sayfalarında sonsuza kadar silinmeyecek izler bıraktılar. İşte onların hikáyesi.

ENGİN BERBEROĞLU

Hakkındaki davalar sürüyor ama o yine Kuşadası yönetimine talip

Bir zamanlar düşler ülkesi gibi olan şirin bir kasabamızdı Kuşadası. Ege’ye uzanmış kıyıları, zeytin ağaçlarıyla kaplı tepeleri, tatlı meltemleri ile doğal sit, çevresinde barındırdığı ören yerleriyle kültürel sit olarak değer biçilmez bir coğrafyada bulunuyordu.

Sonra her şey değişti. Kıyılar yağmalandı, tarihi evlerin yerine on katlı apartmanlar dikildi, uydukentler projesiyle yeşil katledildi. Bu yağmaların çoğu bir dönem önce Belediye Başkanı olan Engin Berberoğlu zamanında yapıldı.

Kuşadası Belediye Meclisi Araştırma Komisyonu tarafından geçtiğimiz yıl hazırlanan bir raporda sözkonusu iddialar şöyle dile getirilmişti: ‘Eski Belediye Başkanı Engin Berberoğlu’nun yönetimi döneminde, aralarında Tansu Çiller’in de bulunduğu çok sayıda kişiye çıkar karşılığı belediye hizmeti götürüldü.’ Raporda, Berberoğlu döneminde imardan belediye tahsilatına kadar her alanda yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığı belirtildi. Kuşadası’ndaki yolsuzlukların kaçak su abonelikleri oluşturulmasından, káğıt üzerinde ‘yapıldı’ gözüken ve parası ödenen bazı işlerin hiç yapılmamış olmasına kadar çok sayıda yolsuzluk örneği sıralandı. Danıştay, 7.10.1998 tarihli kararıyla, Berberoğlu’nun, kentin rekreasyon alanlarını bile imara açtığı için yargılanması gerektiğine hükmetti. Bununla ilgili duruşması Aydın Asliye Ceza Mahkemesi’nde sürerken, imar yolsuzluklarına karşı muhalefet eden mimarlara yaptığı ‘baskı’ nedeniyle, bu sefer de ‘görevi kötüye kullanma’ savıyla yargılanmaya başladı. Hakkında bu kadar iddia olan Berberoğlu, 28 Mart 2004’te yapılacak seçimlerde belediye başkanı olmak için CHP’den tekrar aday adayı oldu. Gelen tepkilerden sonra CHP, Berberoğlu yerine bir başkasını aday gösterince partiden istifa ederek DYP’ye geçti. Şimdi DYP Kuşadası Belediye Başkan Adayı...

GÜLAY ASLITÜRK

Hálá kırmızı bültenle aranıyor

Çatalca’da 1964’ta doğan Gülay Aslıtürk (Çokay), politikaya, 25 yaşında Demokrat Merkez Partisi’nden atıldı. 1989’da DYP’ye geçti ve Çatalca Belediye Başkanı seçildi. Daha sonra Turgut Yılmaz’ın girişimleriyle ANAP’a geri döndü. 1994 seçimlerinde Şişli’den adaylığını koydu ve şimdiki başkan Mustafa Sarıgül’e karşı Şişli Belediye Başkanı seçildi.

Başkan olduktan bir müddet sonra işleri belediye yerine yan kuruluşlar üzerinden yürütmeye başladı. Daha sonra adı Kentyol AŞ. olarak değiştirilen Şişli Belediyesi’nin yan kuruluşu ŞİPA AŞ. gözdesiydi. Alım satımlar bu şirket üzerinden yapılıyor, devir ve kiralama işleri de yine aynı şirket marifetiyle ihale ediliyordu.

Belediyenin şirketi ŞİPA üzerinden 1996 yılbaşında gönderdiği armağanların tutarı tam 200 milyardı. Dönemi içinde gönderdiği çiçeklerin faturası tam 1 milyon doları bulmuştu.

Sonra bir gün Orhan Aslıtürk ortaya çıktı. Asıl soyadı Aslı olan Orhan Bey’in ismi hayali ihracaat yolsuzluğuna karışmış ve soyadını Aslıtürk olarak değiştirmişti. Aslıtürk’ün, Ayazağa’da 44 dönüm arazisi vardı. Belediye bu arazi üzerine moloz döktüğü için sinirlenen Orhan Bey, silahlı adamlarıyla birlikte belediyeyi basmış ve meclis üyelerini tehdit etmişti. Olaya el koyan Gülay Atığ, Aslıtürk’e yapılan haksızlığı telafi ederek araziye imar durumu verdi.

10 yıllık eşi ve iki çocuğunun babası Sadrettin Atığ’dan 17 Eylül 1997’de boşanan Gülay Hanım, 9 gün sonra Orhan Aslıtürk’le evlendi. Bu evliliğin ardından hakkında çok sayıda yolsuzluk ihbarı yapıldı. 13 Kasım 1997’de belediye başkanlığı ve partiden istifa etti. İstifasından önce yaptığı açıklamada ise, hakkındaki iddiaların kanıtlanması halinde kendisini belediyenin önünde yakacağını söyledi.

Aslıtürk, istifasını açıkladıktan 4 saat sonra, yeni eşiyle birlikte Fransa’nın ünlü tatil beldesi Cote d’Azure’a uçtu. ‘İhaleye fesat karıştırmak’, ‘irtikap’ ve ‘ihtilasen zimmet’ suçlarını işlediği gerekçesiyle Türkiye’de halen üç ayrı mahkemede gıyaben yargılanan Aslıtürk, 15 Eylül 1998’den bu yana Kırmızı Bülten’le aranıyor. Ama bir türlü bulunamıyor. Gülay Aslıtürk’ün babası İlyas Çokay, kızını yolcu ettikten bir müddet sonra, ‘Kızım çuvalla götürdüyse diğerleri vagonla götürdü’ dedi...

ERGUN GÖKNEL

Aldatılan eşin intikamı acı oldu

Her şey bir nafaka davasıyla başladı. Dönemin İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel, kendisinden 30 yaş küçük olan sekreteri Feray Karvar’la evlenmek amacıyla eşi Nurdan Erbuğ’dan boşanmak için dava açtı. 1989’da İSKİ Genel Müdürü olan Göknel, boşanma bedeli olarak eski eşine 1 milyar lira, Kadıköy’de bir daire ve Toyota marka bir otomobil verdiğini açıkladı. 22 yıllık evliliği ‘aldatılma’yla bitme noktasına gelince Erbuğ, boşanma tazminatı olarak aldığı paranın 1 değil tam 8 milyar lira olduğunu açıkladı. O dönemde 45 milyon lira alan bir genel müdürün bu kadar yüklü bir tazminatı nasıl ödeyebildiği tartışılmaya başlandı. 4 Temmuz 1993’te Feray Karvar’la Hilton Oteli’nde evlenen Göknel balayı için Sydney’de bulunduğu sırada 15 Temmuz’da görevinden alındı. Mahkeme Göknel hakkında ‘nereden buldun’ davası açtı. Bu sırada eski eşi Erbuğ, televizyonlara çıkarak Göknel’in İsviçre bankalarında yüklü miktarda parası olduğunu açıkladı. Bunun üzerine Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Göknel’in görevde bulunduğu dört yıl mercek altına alındı.

İHALE SHP’YE KALDI

1995’te sona eren yargılama neticesinde usulsüz klor alımı yaparak İSKİ’yi zarara uğratmaktan 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan Göknel, mal varlığının kaynağını açıklayamadığı ve mal beyanında bulunmadığı gerekçesiyle de ayrıca 3 yıl hapse mahkum oldu. Karar Yargıtay tarafından onaylandıktan sonra Göknel, hapse girdi. 16 Ağustos 1998’de cezasını tamamlayarak tahliye oldu. Göknel, SHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen döneminde göreve getirilmişti. Skandalın seçimlere bir yıl kala patlak vermesi tüm ülkede siyasi tablonun değişmesine neden oldu. 26 Mart 1994 seçimlerinde SHP tam bir hezimete uğradı.

FERAY KARVAR

Yine Feray Hanım ve yine skandal

Ergun Göknel’in eski sekreteri olan ve daha sonra Göknel’le yaptığı olaylı evlilikle gündeme gelen Feray Karvar sayesinde, ikinci bir skandal daha ortaya çıktı. Olay hemen hemen İSKİ skandalına benziyordu. Yine kocasının boşanma kararını intikama dönüştüren bir kadın vardı ortada. Yine belediyeci bir koca. Yine haksız bir servet. Ve başrolde yine Feray Karvar...

Feray Hanım, Ergun Göknel cezaevindeyken ondan boşanmıştı. Önce bir gazetede yazarlığa başlayıp daha sonra bir televizyon kanalına geçmiş ama tüm bu işlerde başarısız olunca eski işine geri dönmüştü. Küçükçekmece Belediyesi eski başkan yardımcısı Halim Kızılırmak’ın boşamak istediği eşi, kocasının Feray Hanım’la aşk yaşadığını ileri sürerek, kocasının mal varlığının tespit edilmesini istedi. Feray Karvar’ın adının geçtiği hikáye, Kızılırmak’ın 1999 yılında belediye başkanlığı görevinden ayrılmasıyla başladı. Bakırköy’de bir muhasebe bürosu açan Halim Kızılırmak, iki çocuğunun annesinin iddialarına göre Feray Karvar ile birlikte olmaya başladı. Ancak Hayriye Kızılırmak, aldatıldığını öğrenmesine karşın 19 yıllık evliliğini bitirmeye yanaşmadı. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvuran Halim Kızılırmak, eşinin kıskançlık krizleri nedeniyle evliliklerinin çekilmez hale geldiğini öne sürdü. Hayriye Kızılırmak’ın mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde ise sarsıcı iddialar yer aldı. Dilekçede, kocasının başkan yardımcılığı döneminde belediyeden haksız kazanç elde ettiği ve kendisini buna alet ettiği yazılıydı. Bu yüzden tüm malvarlığının tespit edilerek ikiye bölünmesi isteniyordu. Yapılan tespitte, mal varlığı listesinde onlarca dükkan, daire, araba ve miktarı belirtilmemiş yüklü nakit para bulunuyordu. Ancak Halim Kızılırmak artık belediyede görevli olmadığı için olay daha fazla büyümedi. Sadece, ‘tesadüfün böylesi’ dedirtip arşivlerdeki yerini aldı.

NEVZAT TANDOĞAN

Agatha Christie’nin incelediği intihar

Neşet Naci Arcan isimli bir doktor, 16 Ekim 1945 günü Ankara’daki muayenehanesinde öldürüldü. Olayın iki sanığından biri Reşit Mercan adlı bir genç, diğeri ise dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay’dı. Sanıklardan Mercan’ın, dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın suçu üstlenmesi için kendisini tehdit ettiğini söylemesiyle olay büyüdü. Takvimler 9 Temmuz 1946’yı gösteriyordu. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan bir duruşmaya Tandoğan tanık olarak çağrıldı. Ertesi gün evinde ölü olarak bulundu. Resmi açıklamalarda Tandoğan’ın intihar ederek hayatına son verdiği söyleniyordu.

Olayın yaşandığı günlerde İstanbul’a gelen, ünlü polisiye roman yazarı Agatha Christie, araştırma yaparak bilgi toplamış ve bu bilgileri değerlendireceğini söyleyerek, ‘İşte gerçek, canlı, tam bir polisiye romanı’ demişti.

Nevzat Tandoğan, dürüst, disiplinli, çalışkan bir vali olarak ünlendi. Devletin halkın teneffüs alanını mümkün olduğunca daralttığı tek parti döneminde tam 19 yıl vali-belediye başkanı olarak görev yaptı.

Genç Cumhuriyetin Başkent valisi olarak görev yapan Tandoğan, 2. Dünya Savaşı sırasında dünyada esen sertlik rüzgárlarının Türkiye’deki temsilcisi gibiydi. 3 Mayıs 1944’te tutuklanıp huzuruna çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti’ye söylediği şu sözler tarihe geçti: ‘Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lázımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin vazifeniz çiftçilik yapmak, askere çağırdığımızda askere gelmek...’