22 Kasım 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
07.02.2004

Yeşilçam'ın vamp kadını aslında hüzünlü bir anne Suzan Avcı

Şermin SARIBAŞ

Suzan Avcı, Türk sinemasının ‘‘kötü ve vamp’’ kadın deyince ilk akla gelen isimlerinden. Mutlaka birilerinin arasını bozar, saf kızların ayağını kaydırır, yapmayacağı kötülük yoktur. Nice erkeğin kafasındaki Suzan Avcı, siyah jartiyerli, sigarasının dumanını seksi seksi savuran, ‘‘hafif’’ kadındır.
Sinemada üstlendiği rollerden üzerine yapışan bu etiket gerçek yaşamında da zaman zaman canını acıtmıştır: ‘‘Oğlumu askere yolladığımda bana, ‘Anne sakın ziyarete gelme' dedi. Maalesef hiç ziyarete gitmedim. Bu içimde hep ukte kalmıştır.’’ Yakında Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde onur ödülü alacak ve yine yakınlarda yayınlanacak 13 bölümlük ‘‘Yadigar’’ adlı bir televizyon dizisiyle de tekrar karşımıza çıkacak. Gelin unutanlara, onu sadece filmlerindeki ‘‘kötü kadın’’ imajıyla bilenlere ve onu hiç tanımayan genç nesillere aslında kimdir Suzan Avcı, anlatalım.

1935'te Bursa'da doğan Suzan Avcı, Bursa'ya göç eden bir ailenin kızı. Annesi Kırımlı, babası ise Kazanlı; yani tam bir Tatar kızı. Babası Yusuf 40 yaşında sirozdan öldüğünde Suzan henüz 6 yaşında. 24 yaşındaki annesi üç kız çocuğuyla yapayalnız kalır. Çiftçi olan babası ölmeden önce iflas ettiğinden paraları da yoktur. Behiye Hanım, bir tekstil atölyesinde çalışmaya başlar. Suzan zar zor ilkokulu bitirir. İlkokulla ilgili hatırında kalan tek şey, sınıf arkadaşlarıyla birlikte gittikleri sessiz sinemadır. ‘‘Edison'un Hayatı’’ isimli filmi seyrederken, ‘‘Ben burada oynayacağım’’ der. Henüz 9 yaşındadır ve sinemada oynamak saplantısıdır artık.

Suzan okulu bitirir bitmez aile İstanbul'a yerleşir. Suzan da annesiyle bir tekstil atölyesinde çalışmaya başlar. Anne ve kızı diğer iki kız kardeşe bakabilmek için gece ve gündüz vardiyasında çalışır. Daha sonraları ‘‘sarışın vamp’’ olarak tanınacak Suzan Avcı, o sıralar esmer kara kuru bir kızdır. Dikişte çok başarılı olduğu için bir süre sonra annesinden daha çok para kazanmaya başlar ve annesini işten çıkartarak, kardeşlerine bakması için ikna eder.

Atölyesindeki en iyi arkadaşı Ayşe Abla'dır. Suzan'ın sinema merakını bildiğinden ona sürekli filmler anlatır. Suzan'ın Ayşe Abla'sından en severek dinlediği film, ‘‘Rüzgar Gibi Geçti’’dir.

13 yaşındayken Yıldız Mecmuası'nda gördüğü bir ilan dikkatini çeker. Metin Erksan, bir filmde oynatmak için 14-15 yaşlarında esmer bir kız aramaktadır. Suzan, mecmuaya bir mektup yazar ve ona ulaşabilsinler diye bakkalın telefonunu verir. Beklediği telefon gecikmez, Suzan o gün işi asar ve o sıralar İstanbul'un öteki ucu Mecidiyeköy'e görüşmeye gider. Suzan'ı beğenirler ama ‘‘Annenin izni var mı’’ diye sorarlar. ‘‘Tabii ki var’’ diyerek yalan söyler. Zira annesi duysa kıyameti kopacaktır. Ama eninde sonunda annesi öğrenir ve o filmde oynamasına engel olur.

DAHA ONBEŞİNDE YUVA YIKAN KADIN OLDU

15 yaşında, Samatya sahilinde denize girerken, 20 yaşlarındaki Alp adındaki bir genç ‘‘Bacakların ne güzel’’ diyerek Suzan'a laf atar. Suzan koşarak soluğu evde alır ve aynanın karşısında bacaklarını seyreder. Yaz tatili için akrabalarının yanına gelen Alp, yaz bitiminde İzmir'e döndüğünde, Suzan kanlı gözyaşları döker. Alp daha sonra Heybeliada'ya bahriyeli olarak askere gelir ve Suzan'la flörte devam ederler. Fakat Suzan'ın arkadaşlarından biri ‘‘Ben Alp'in parmağında alyans gördüm’’ der. Suzan inanmaz. İlk buluşmalarında Alp'e, ‘‘Ceplerinin hepsine bakacağım’’ der. Pantolon cebinde alyansı bulduğunda, kızılca kıyamet kopar. Altı ay boyunca görüşmezler ama Alp onun peşini bırakmaz. Altı ayın sonunda Suzan'ın yolunu keser ve ‘‘Benimle postaneye gel, yüzüğü İzmir'e postalayalım. Annemler bu işi bitirsinler. Seninle evlenelim’’ der. Postaneye gidilir, yüzük postalanır. 15 yaşında evlenemeyeceği için yaşını büyütmesi gerekir. Annesiyle birlikte mahkemeye gider. Artık 18 yaşındadır. Bir yılbaşı günü, Suzan ve Alp Akşiray evlenir ve İzmir'e yerleşirler. Alp'in ailesi Suzan'ı ‘‘yuva yıkan kadın’’ olduğu için hiç sevmez. Ta ki, torunları Mete doğana kadar.

Suzan evlenmiş, çocuğu olmuş ama aklı hálá İstanbul'da ve sinemada kalmıştır: ‘‘Her gün her gece sinema diye diye adamı kahrettim. En ufak bir şeyi sorun edip, başının etini yiyordum.’’

Suzan bütün bunları yaparken, Yıldız Mecmuası'nın bir sinema güzeli yarışması düzenlediğini görür. Oğlunu kucakladığı gibi iki valizle birlikte İstanbul'a annesinin yanına döner. Annesi de artık Suzan'a laf geçiremeyeceğini anladığı için sesini çıkarmaz. Suzan yarışmaya katılır. Leyla Sayar birinci, Pervin Par ikinci, Suzan ise üçüncü olmuştur. Havalara uçar, herkesin ona ‘‘Şu filmde oyna, bu filmde oyna’’ diyeceğini sanır. Ama öyle olmaz. Bir, iki gazete röportajı yapılır o kadar. Ama onun beklemek için ne sabrı ne de parası vardır. ‘‘Sinema olmuyorsa tiyatroya gireyim’’ der ve Muammer Karaca Tiyatrosu'na başvurur, hemen kabul edilir. Üç ay boyunca küçük rollerde oynar. Tiyatro yazın turneye çıkmak zorundadır ve Suzan'ın oğlunu bırakıp turneye gitmesi mümkün değildir. Tiyatrodakilere, ‘‘turneye geleceğim’’ der ama gitmez. Bu kez Toto Karaca'nın tiyatrosuna gider. Orada da, ‘‘Turnelere geleceksin değil mi?’’ diye sorarlar. ‘‘Aaa tabii’’ der, ama yine gitmez. Bu arada ufak ufak sinemaya da başlamıştır. Bütün derdi Neriman Köksal'ın yerini almaktır.

HEDEFİ NERİMAN KÖKSAL’IN YERİYDİ

Toto Karaca'nın tiyatrosunda metres rolünü oynadığı bir sırada, tiyatrodan arkadaşı Alev Sururi, ‘‘Gel seni sarışın yapalım’’ der. O zamanlar Kim Novak modası vardır. Kuaförden çıkıldığında Suzan başka bir kadın olmuştur. Suzan Avcı efsanesinin başlamasına çok az kalmıştır. Daha önce Suzan'ı fark etmeyenler etrafında pervanedir. Yıllar sonra sarışınlıktan bıkıp, evde gizlice saçını kızıla boyadığında ortalık birbirine girecek ve kızıllığı sadece bir gün sürecektir. Renk değiştirmeye bir daha asla teşebbüs etmeyecektir.

Sinema teklifleri arka arkaya gelir. Beş tane iyi kız rolünde oynamıştır ama o bu role bir türlü ısınamamıştır. Çünkü Neriman Köksal dövüşmekte, kırmakta, dökmektedir. İyi kız olursa Neriman Köksal'ın yerini nasıl alacaktır?

1962, Suzan Avcı'nın yılı olur. ‘‘Şehvet Uçurumları’’ filmiyle patlar. Erkekler Suzan Avcı'nın peşini bırakmaz, teklif üstüne teklifte bulunurlar. Aldıkları cevap ise kafalarına inen sivri topuklu ayakkabı darbeleridir. Başı yarılarak yanından ayrılan adam sayısı hiç de az değildir. Hepsine şunu söyler: ‘‘Ben bir günlük kadın olamam.’’

ELIA KAZAN'I NEDEN REDDETTİ?

1966'da Türk sinemasının kültlerinden ‘‘Turist Ömer’’in çekimleri Almanya'da yapılacaktır. Sadri Alışık'ın rol arkadaşı Sevda Ferdağ olacaktır ama Ferdağ'ın sevgilisi Tamer Yiğit onun Almanya'ya gitmesine izin vermez. Yapımcılar yana yakıla onun yerine oynatacakları birini arar, sonunda Suzan Avcı'ya hemen Almanya'ya gelmesini teklif ederler. Suzan'ın Almanya'ya gitmesi, ikinci evliliğinin de başlangıcı olur. Turist Ömer'in senaristi Erdoğan Tünaş ile üç yıl sürecek bir flörte başlarlar. 1970 yılında evlenirler ve bir yıl sonra da kızları Binnaz doğar.

Sinema sanatçılarının 3-5 şarkı ezberleyip sahneye çıktığı dönemdir o yıllar. Suzan Avcı da 10 şarkı ezberler ve Lunapark Gazinosu'nda sahneye çıkar. Gönül Yazar'ın ilk assolistlik devridir. Suzan Avcı onun altında sahneye çıkar. Bunu öğrenen Gönül Yazar, ona bir haber gönderir: ‘‘Sakın yırtmaçlı elbise giyme.’’ Suzan Avcı bu not için, ‘‘Adam benim bacağımı görmek ister haliyle, ama tamam giymem’’ cevabını verir.

Aynı yıllar Elia Kazan Türkiye'ye gelmiş ve Suzan Avcı'nın esmer bir fotoğrafını görmüştür. Hemen görüşmek ister. O zamanın tek büyük oteli Hilton'da buluşurlar. Elia Kazan onu Hollywood'a götürmeyi teklif eder. Ama şartları vardır; Amerikan İngilizcesi öğrenecek ve beş yıl tiyatrosunda çalışacaktır. Suzan Avcı'nın ilk sorusu ‘‘Kaç para vereceksiniz?’’ olur. Elia Kazan yanındakilerle birlikte kahkahayı basar. ‘‘Dünyanın neresine gitsem, herkes bu teklif için bayılır. Sen bir de üstüne para mı istiyorsun’’ der. Suzan Avcı da kendinden emin ‘‘Evet’’ cevabını verir. Elia Kazan, ‘‘Tamam yarın bir daha görüşelim’’ deyip masadan kalkar. Suzan Avcı ise ‘‘Bana ne adamdan, Elia Kazan, Mazan kimse kim. Benim para kazanmam lazım’’ der ve ikinci görüşmeye gitmez.

Suzan Avcı, Neriman Köksal'ın yerini almaya çalışmıştır, peki Suzan Avcı'nın yerini almak isteyenler yok mudur? İşte Suzan Avcı'nın cevabı: ‘‘Banu Alkan'la film çekerken, ‘Ben sizin yerinizi almak istiyorum' dedi. O zamanlar güzel kadındı. Tazeydi, belli inceydi, memişi güzeldi. Ama hiç mütevazı değildi. ‘Paris'ten aldığım ayakkabılarımı, zümrüt küpelerimi getirin' diye konuşuyordu. Sabah 8.30'da çekimimiz vardı, o öğlen 12'de geldi. Geldiğinde ‘Saçımı kurutuyordum' dedi. O zaman ona, ‘Sen Suzan Avcı'nın tırnağı olamazsın, bir daha da seninle film çekmem' dedim.’’

OĞLU ÖLÜNCE HAYATA KÜSTÜ

Suzan Avcı'nın ilk evliliğinden olan oğlu Mete ile kızı arasında 16 yaş fark vardı ama Mete kız kardeşine tapıyordu. Binnaz neredeyse abisinin elinde büyümüştü. Mete turizm okuyordu. Okulunu bitirince Alman Eva ile evlenerek Almanya'ya yerleşmişti. Suzan Avcı, 1997'de hayatının en kötü haberini aldı. 40 yaşındaki Mete, Almanya'daki bir alışveriş merkezinde aniden beyin kanaması geçirmişti. Suzan Avcı'nın, oğlunun ölümünden sonra kendini toplaması ve insan içine çıkması tam dört yıl aldı. Bu sürede çok film teklifi aldı ama hiçbirini kabul etmedi. Gün geçtikçe içine kapandığını gören ailesi çok endişelenip, film ya da dizi çekmesi için onu ikna etmeye çalıştılar. İşte bu uzun süren ısrarlar geçtiğimiz aylarda sonuç verdi ve Avcı aldığı tekliflerden birini kabul etti. Sarışın afet Suzan Avcı, yakınlarda yayınlanacak 13 bölümlük ‘‘Yadigar’’ adlı diziyle tekrar karşımıza çıkacak.