26 Ekim 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
20.12.2003

Kızlarım uyuşturucu kuryeliği yapmayı reddettikleri için öldürüldüler

Şermin SARIBAŞ

Balkan kardeşler cinayetinin işlendiği günden beri herkes bu iki güzel kızın, Ebru (25) ve Işık (22) Balkan'ın niçin öldürüldüğünü merak ediyor.
18 Mayıs 2001'de işlenen cinayetin davası yaklaşık iki yıldır devam ediyordu. 15 gün önce dava bitti. Bu sürede mahkeme heyeti sürekli değişti, mahkeme başkanı da karardan 3 ay önce emekliliğini istedi.

Sanık olarak yargılanan Seylan Çördük ve Sacettin Yıldız, ikişer kez müebbet ve birer yıl hücre hapsi aldılar. Sacettin Yıldız, polis ve savcılıkta cinayeti kendilerinin işlediğini söylese de, 20 duruşma boyunca süren mahkemede ifade değiştirip, cinayeti işlemedim, dedi. Seylan Çördük ise zaten ne savcılık, ne polis, ne de mahkeme de cinayeti kabul etmişti.

Fakat Ebru'nun öldürülmeden önce kullandığı telefonu Çördük'ün sattığı ortaya çıktı, mahkeme bu kanıttan yola çıkarak karar verdi. Halbuki sanık olarak yargılanan başkaları da vardı. Ve kızların annesi Nuriye Balkan ve babası Yaşar Balkan katillerin bu kişiler olduğunda ısrar ediyorlardı.

Nuriye Balkan'a göre kızlarına uyuşturucu kuryeliği yaptırılmak istenmiş, ama kabul etmedikleri için öldürülmüşlerdi: ‘‘Kızım sevgilisi Fikret Aydın'ın şirketine 40 bin dolar verdi ama bunu hiçbir zaman geri alamadı. Ebru İngilizce, Rusça ve İspanyolca, Işık ise İngilizce ve İtalyanca biliyordu. Kırşehir Cezaevi'nden bir mektup geldi. Kızlarımın uyuşturucu kuryeliğinde kullanılmak istendiğini ve Diyarbakırlı bir işadamının öldürüldüğüne şahit oldukları için yok edildiklerini yazıyordu. Benim tahminim, kızlarım aracılığıyla şirketlere telefon yolluyoruz diyerek, aslında uyuşturucu yolluyorlardı. Kızlarım bunu fark ettiler ve yapmak istemeyince öldürüldüler.’’

Anne Nuriye Balkan, ceza alan kişilerin kızlarının katilleri olduğunu düşünmediği için temziye başvuracak. Temyizden dönerse karmakarışık olan Balkan kardeşler cinayeti davası, tekrar açılacak.

Ebru ve Işık Balkan üniversiteyi kazanana kadar hep Susurluk'ta yaşadı. Ebru ODTÜ'de işletme okurken, Işık Bilkent Üniversitesi'ni kazanmış ama, ‘‘artık paralı okumak istemiyorum’’ dediği için gitmemişti.

İki kız kardeş Ankara'da ev tuttular. Ebru, son sınıftayken herkesin karşı çıkmasına rağmen Balıkesir'de yaşayan ve kereste ticareti yapan bir gençle evlendi. Ama evlendikten iki ay sonra eşi kan davası yüzünden öldürüldü. Öldüren kişi nikah şahitleriydi. Katil iki yıl boyunca izini kaybettirdi ama Ebru, eşinin katiliyle Ankara'da bir kafede karşılaştı. Polise haber verdi ve eşinin katilini yakalattı.

Aradan iki yıl geçmişti, Ebru ve Işık birlikte Uludağ'a kayağa gittiler. Kaldıkları otelde daha sonra Ebru'nun sevgilisi olacak ve ölümlerinden sorumlu olarak yargılanacak Fikret Aydın ile tanıştılar. Fikret, İstanbul'da telefon ticareti ile uğraşıyordu ve kızlara iş teklif etti.

Birkaç ay sonra Ebru ve Işık hem tatil, hem de Fikret'i ziyaret için İstanbul'a gittiler. Fikret, Antalya'da bir telefon bayii açacağını, başına da Ebru ve Işık'ı getireceğini söyledi. Bunun üzerine Ebru ve Işık, 9 ay Antalya'da şirketin kurulması için çalıştılar. Ama şirket bir türlü kurulmadı. Bunun üzerine Ebru ve Işık, 2001 yılının Şubat ayında, yani öldürülmelerinden dört ay önce İstanbul'a taşındı.

Bostancı'daki evi Fikret tutmuş, Ebru'yla ilişkileri iş ilişkisini aşalı çok olmuştu. Ebru, Işık'ın İstanbul'da kalmasını istemiyor, İngiltere'de bir yemek okuluna gitmesini istiyordu. Mart ayında (öldürülmelerinden bir ay önce) Işık, Londra'ya gitmek üzere yola çıktı. Ama Ebru, gitmemesi onu yalnız bırakmaması için ağladı, yalvardı. Halbuki okula gitmesini isteyen de, okula yüklü bir kapora yatıran da yine kendisiydi.

MEĞER MAFYAYMIŞ

Ebru, piyasaya yeni girecek bir telefon şirketinin Kadıköy bayiliğini almış, şirkete de müdür olmuştu. Fakat ne olduysa olmuş, aylardır uğraştığı ve çok istediği bu işte sadece 15 gün çalışmıştı. 28 Nisan 2001 günü, Ebru ailesine telefon açtı ve ‘Anne bagajı büyük bir araba bulun ve hemen bizi almaya gelin. Hiç soru sormayın, vakit kaybetmeyin, hemen gelin’ dedi.

İstanbul'a vardığında anne Nuriye Balkan, Ebru'ya neler olduğunu sordu. Ebru, ‘‘Aşk da, iş de tutmadı’ cevabını verdi. Ebru, bekár zannettiği Fikret'in evli ve 5 çocuklu olduğunu öğrenmişti. Yol boyunca Ebru'nun telefonu sürekli çaldı. Arayan Fikret'ti. Kimse ne konuştuklarını duymadı zira ağzını kapatarak ve kısık sesle konuşuyordu. Ertesi gün Fikret yine aradığında, Ebru ağlıyordu. Bu arada Işık, bir akrabalarına, ‘‘Olup bitenler ablamın sırrı, anlatamam. Ama mafya olduklarını öğrendik. İş o kadar büyük ki, bilemezsiniz. Çok ünlü kişiler var’’ demişti.

Ebru geceleri ağlayarak uyanıyor ve annesine korkunç rüyalar gördüğünü söylüyordu. Gecenin 3'ünde Fikret aradı. Sabah 8'e kadar sürekli telefonlaştılar. Sabah olduğunda, ailesine ‘‘Fikret beni almaya geliyor’’ dedi. Aile Fikreti ilk kez orada sadece 5 dakika görebildi.

Ebru ve Işık İstanbul'a döndüler. Anne, Ebru'yu aradığında cep telefonuna ulaşılamıyordu. Daha sonra konuştuğunda, ‘‘Benim artık cep telefonum yok. Beni Işık'ın telefonundan ara’’ diyordu. Nuriye Balkan, 14 Mayıs günü kızlarını aradığında Ebru yine ağlıyordu. Niye diye sorduğunda, Ebru hiç cevap vermedi. 18 Mayıs günü sabah 11'de Işık'la, öğleden sonra 3'te de Ebru'yla konuşmuştu. Bu, kızlarının sesini duyacağı son gündü. O gün 17.00-19.00 arasında bir saatte Ebru ve Işık evlerinde öldürüldü. Işık'ın elleri ve kolları çamaşır odasına bağlı, boğazında 19 bıçak darbesiyle, Ebru ise yatak odasının kapısına yine elleri ve kolları bağlı iple boğularak öldürülmüştü. Ailenin haberi gece 23.00'te oldu. Kızlarının İstanbul'da sadece Fikret Aydın'ı tanıdığını söyleyince, polis Fikret'i aramaya başladı. Ama Fikret kaçmıştı.

SEDAT PEKER'LE ARKADAŞ

Fikret'in Tarkan Altınok adında bir arkadaşı vardı. Tarkan'ın iddiasına göre, Ebru öldürüldükleri saatlerde, Tarkan'ı cep telefonundan aramış ve açık kalan telefondan ‘‘Ben Fikret'in karısı değilim’’ dediğini ve hırıltılar duyduğunu söylemişti. Tarkan birşeyler olduğunu anlayınca Fikret'e haber verdi. Fikret, arkadaşları Hüseyin Akdoğan, Faruk Çiftçi, Ahmet Kaplan Tan'ı da yanına alarak Ebru'nun evine gitti. İddiaya göre, kızları o vaziyette görünce, bağlı oldukları ipleri kestiler ve evden ayrıldılar. Fikret arkadaşlarına ‘‘Siz teslim olun, olanları anlatın’’ deyip, ortadan kayboldu.

Fikret'in arkadaşları hemen, Fikret ise aradan 1,5 ay geçtikten sonra teslim oldu. Fikret'in teslim olup, cezaevine girdiği aynı gün, Seylan Çördük adında bir kişi, gasptan tutuklanıp aynı koğuşa düşmüştü. Seylan Çördük, daha sonra Balkan kardeşlerin katili olarak müebbet hapse mahkum olacak kişiydi. Seylan Çördük ve Fikret birbirlerini daha önceden tanıyorlardı. Çördük'ün bir temizlik şirketi vardı ve Balkan kardeşlerin evine, temizlik elemanı Saceddin Yıldız'la birlikte sadece bir kez temizliğe gitmişlerdi. Fikret'in bu arada İstanbul ve İzmir DGM'de çete kurmaktan davalarının olduğu ortaya çıktı. Sedat Peker ve Fikret arkadaştılar. Fikret'in avukatı aynı zamanda Sedat Peker'in de avukatıydı. Hatta Fikret, ifadelerinden birinde ‘‘Sedat Peker'i arayıp, başımıza böyle bir iş geldiğini söyledim ve evin anahtarlarını ona verdim’’ demişti.

Fikret, 3. duruşmada mahkeme başkanına, ‘‘Katil ben değilim, asıl katille şu anda aynı koğuşta yatıyorum’’ diyerek Seylan Çördük'ün adını vermişti. Halbuki o güne kadar, bu olayla ilgili Seylan Çördük'ün adı ne polis ne de savcılık kayıtlarında vardı. Yani Seylan Çördük, aynı koğuşta kaldığı Fikret'e ‘‘Katil sen değilsin, benim’ demişti! Çördük, daha sonra Balkan ailesine bir mektup yazacak ve ‘‘Fikret Aydın suçu üzerime almam için bana baskı yapıyor. Ailemin fotoğrafını aldı. Bana ve temizlikçi Sacettin Yıldız'a 150 bin dolar teklif ettiler’’ diyecekti. Seylan Çördük suçu üzerine alması için dövüldüğünü, 10 günlük iş göremez raporu almasıyla belgeledi ve AİHM'ye başvurdu.

EBRU'NUN TELEFONU ÇÖRDÜK'TE

Polisler Ebru'nun telefonunun peşine düşmüşlerdi. Telefonunun IMEI numarası takip edildi, dört beş el değiştirdiği tespit edildi. Telefonu ilk satan kişinin Seylan Çördük olduğu anlaşıldı. Çördük de bunu inkar etmedi zaten: ‘‘Telefonu bana temizliğe gittiğimizde, Fikret Aydın vermişti. Hatta seninle başka işler de yaparız dedi. Daha sonra kızların öldürüldüğünü ve Fikret Aydın'ın kayıp olduğunu öğrenince korkup sattım’’ dedi.

Çördük'ün temizlik şirketine gidildi ve temizlikçi Sacettin Yıldız'a ulaşıldı. Yıldız, polis sorgusuna alındığında, Seylan Çördük'le birlikte kızları öldürdüklerini itiraf etti. Bu itiraflardan sonra Fikret Aydın ve arkadaşları tahliye oldu. Sacettin Yıldız ifadesinde şunları anlatmıştı: ‘‘Ben ve Seylan Çördük telefonla bize ulaşan Ebru Balkan'ın evine temizliğe gittik. Ebru'nun evdeki bir erkeğe bir tomar para verdiğini gördüm. Konuşmalarından döviz ve telefon işiyle uğraştıklarını anladım. Ebru, evdeki halının temizlenmesini istemişti. Halıyı alıp birkaç gün sonra geri getireceğimizi söyledik. Seylan, kızların zengin olduğunu anlayınca soygun yapmak için plan yaptı. Ama bana haber vermedi. Halıyı geri getireceğimiz zaman bana, ‘‘halıyı bir iple sar’’ dedi. Yürüyerek halıyı eve götürmeye gittik. Yolda bana planını anlattı. ‘Bu işe bulaştın, istesen de çıkamazsın’’ dedi. Eve geldiğimizde, kapının önünde halının ipini çözmemi ve kapıyı açan kişiyi bağlamamı söyledi. Kapı açılır açılmaz halıyla birlikte kapıyı ittik. Ebru yere düşüp bayıldı. Ben ellerini ve ayaklarını bağladım. Seylan odalara bakmaya başladı. Işık'ı görünce elindeki iple onu bağladı ve bıçakladı. Sonra gelip ayılmak üzere olan Ebru'yu boğdu.’’

TANIKLAR BAŞKA SÖYLÜYOR

Balkan kardeşler cinayetinde tanık olarak dinlenen üç kişi vardı. Kızların öldürüldüğü saatlerde, yatak odası penceresinin camı kırılmıştı. Apartmanın altındaki kuaförde çalışan ve tanık olarak dinlenen Pınar Şen ifadesinde şunları söylemişti: ‘‘Cam kırıldıktan hemen sonra bir kişi apartmanın önünde telaşlı bir şekilde dolanıyordu. Cam kırıldıktan yarım saat sonra iki erkek, bu erkekle buluşup yürüyerek ayrıldı. Bir tanesinin elinde siyah deri mont ve altında gri metal bir cisim vardı.’’ Pınar Şen'in apartmanın önünde telaşlı dolaşıyordu diye teşhis ettiği kişi Fikret'in arkadaşı Ahmet Kaplan Tan'dı.

Diğer bir görgü tanığı apartmanın kapıcısının karısı Sündüz Sütçü'ydü. Sütçü, saat 17.00'ye doğru Ahmet Kaplan Tan'ı, Ebru'ların ziline basarken ve 7. kata çıkarken gördüğünü söyledi. Hatta asansörün önünde temizlik yapan Sütçü'ye ve apartmanın yöneticisi Serap Beşe'ye ‘‘Ne o hanımlar sizde mi asansöre bineceksiniz’’ demişti. Her üç tanık da Ahmet Kaplan Tan'ı mahkemede teşhiş etmişti. Ama bu tanıklardan biri daha sonra gördüğü kişinin Tan olmadığını, yine Fikret'in arkadaşlarından Hüseyin Akdoğan olduğunu söyleyecekti, apartmanın kapıcısından ise bir daha hiç haber alınamadı.

Apartman yöneticisi Serap Hanım ise, ifadesinde şunları söylemişti: ‘‘Cam kırıldıktan yarım saat sonra apartmandan çıkarken gördüğüm kişiler, asansörün önünde gördüğüm kişi (Ahmet Kaplan Tan), camı kırılan dairenin sahibi (Fikret Aydın) ve daha önce hiç görmediğim genç biriydi. Üçü kapının önünde buluşup yürüyerek uzaklaştılar.’’

Her iki tanığın da teşhis ettiği Hüseyin Akdoğan ilk mahkemeye çıktığında kolunda, omzunda ve yüzünde tırnak izleri vardı. Adli Tıp bu izlerin dört günlük izler olduğu raporunu vermişti. Yani izlerin oluş zamanı Balkan kardeşlerin öldürüldüğü güne denk geliyordu. Ama Akdoğan bu izlerin kız arkadaşı tarafından yapıldığını söyledi.

4 Aralık'ta sonuçlanan mahkemeye göre katiller Seylan Çördük ve Saceddin Yıldız'dı. Fikret Aydın ve arkadaşları ise çoktan tahliye olmuş, aramıza karışmışlardı bile.

BALKAN KARDEŞLER CİNAYETİNİN CEVABI HENÜZ VERİLEMEYEN SORULARI

Saceddin Yıldız halıyı hole bıraktıklarını söylemişti. Olay yerinde polisin yaptığı krokide halı niye yok o zaman?

Tanıklardan hiçbirinin koca halıyı fark etmemesi mümkün mü?

Eve hırsızlık amaçlı girdilerse niye sadece kendilerini ele verecek bir cep telefonu alsınlar?

Evde bulunan 3000 $’ı, içinde pırlanta ve altınların olduğu bir kutu ziynet eşyasını, değerli saatleri niye almadılar?

Ebru, kapı açılır açılmaz bayılıp hiç ayılmadıysa, nasıl oluyor da aynı anda Tarkan Altınok'un dediği gibi açık kalan telefondan ‘‘Ben Fikret'in karısı değilim’’ diye bağırıyor.

Tanık Pınar Şen, apartmandan çıkan elinde mont ve montun altında metal bir cisim tutan kişi olarak Hüseyin Altınok'u teşhis etmişti. Altınok'un kolundaki ve yüzündeki tırnak izleri önemli bir kanıt değil mi? Bu izler yok sayılabilir mi?

Fikret Aydın ve arkadaşlarının söylediği gibi olay sonrasında eve gelmişlerse, apartmana girerken telaşlı olmaları gerekmez miydi?

Fikret Aydın ve arkadaşları nasıl oluyor da cam kırıldıktan 5 dakika sonra evde olabiliyorlar? Madem öyle katil ya da katillerle yüz yüze gelmeleri gerekmez miydi?

Tarkan Altınok olaydan bir saat önce Işık'ı arıyor. Bu konuşma 23 saniye sürüyor. Altınok ifadelerinde bu konuşmadan hiç bahsetmiyor. Bu kadar kısa bir telefon konuşması kızların evde olup olmadığını yoklamak için yapılmış olabilir mi?

Işık öldürülmelerinden üç gün önce annesini arayıp, bütün konsoloslukların telefonlarını istemişti. Balkan kardeşler öldürülmekten korktukları için yurtdışına kaçmayı mı düşünüyorlardı?