25 Ekim 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
21.06.2003

İran’ın modern ve Batılı yüzü Kiş Adası



50 yıl öncesine kadar yarıaçık cezaevi olan Basra Körfezi'ndeki Kiş Adası, devasa alışveriş merkezleri, otelleri ve doğal parklarıyla Dubai'nin tacını elinden almaya hazırlanıyor.
2 milyar Euro'ya mal olması düşünülen lale formundaki dünyanın en ilginç otelinin de inşa edileceği Kiş Adası, ülke genelindeki kanunların biraz daha esnek uygulandığı, İran İslam Cumhuriyeti'nin ilk serbest ticaret bölgesi.

Duvardaki haritada Basra Körfezi'ndeki küçük ada dikkatimi çekiyor. Havalimanına gidip kolayca uçak bileti buluyorum. Terminalde oynayan çocuklar, uçuş saatini bekleyenler için oyalayıcı oluyor. 5-6 yaşlarındaki çıtı pıtı kız çocukları, oyun sırasında kafalarında iğreti duran eşarpların düşmesine engel olmaya çalışıyorlar.

Yanlarındaki kısa şortlu obez bir erkek çocuğu, dilediğince giyinmiş, aşırı yağlı vücudundan fışkıran yağlarına aldırmadan elindeki dondurmayı ilahi bir vecibeyi yerine getiriyormuş gibi lüpletiyor.

Bir buçuk saatlik uçak yolculuğundan sonra Kiş'e varıyoruz.

45 derecelik cehennem sıcağını hissedince, etrafta neden kimselerin olmadığı anlaşılıyor. Oldukça modern terminalden çıkar çıkmaz bindiğim taksinin klimasını sonuna kadar açtırarak adada turluyorum.

Kiş çok eskiden önemli bir ticaret limanıymış. Çin'den Avrupa'ya doğru giden gemilerin içme suyu ihtiyacını karşıladıkları, Basra'nın önemli bölgesiymiş.

YARIAÇIK CEZAEVİYDİ

Elli yıl öncesine kadar İranlıların da fazlaca ilgisini çekmemesinin nedeni, eskiden yarıaçık cezaevi olması. Cezalarını tamamlayan mahkumlar, adadan ayrılmak istemeyince adaya olan ilgi artıyor. Zamanla Kiş'in güzel bir doğaya sahip olduğunu duymayan kalmıyor.

İran Şahı Rıza Pehlevi, Kanarya adalarını aratmayacak Kiş'te yazlık bir saray, eşi dostu için villalar yaptırmayı düşünüyor. İslam Devrimi bu hayalini suya düşürüyor. Bir süre sonra merkezi hükümet İran'da serbest bölgelerin oluşturulması kararını alıyor. Kiş, Rafsancani'nin de ilgisini çekiyor. 1992'de Free Zone (serbest bölge) projesi Kiş'te hayata geçirilmeye başlıyor. Aynı yıl Pakistan sınırındaki Belucistan'da yalnızca transit taşımacılık için Çabahar, ağır sanayi yatırımları için Kesm serbest bölgelerini oluşturmak için kollar sıvanıyor. Kiş, on yıl içerisinde büyük bir aşama kaydediyor.

Büyük bir bölümü 5 yıldızlı 27 otel, 12 apart hotel, devasa alışveriş merkezlerinin de olduğu 20 ticaret merkezi, konferans salonlarıyla modern bir çehreye bürünüyor.

Kiş'teki bu canlılık yabancıların da ilgisini çekiyor. İsviçreli ve Alman işadamları Basra Körfezi'ndeki bu projeye kayıtsız kalmıyorlar. Aralarına bir İranlı sermaye grubunu da alarak oluşturdukları konsorsiyumun hedefi Dubai'nin pabucunu dama atacak büyük bir projeyi gerçekleştirmek. Bunun için de önemli bir sembol gerektiğine inanıyorlar. İki milyar Euro'ya mal olacak lale şeklinde bir otel yapmaya karar veriyorlar. 60'lı yıllarda İran'dan ayrılarak Almanya'ya yerleşen Sait İbrahim adındaki İranlı bir mühendisin, Kiş için düşündüğü doğa parkı projesinin gerçekleşmesi için her türlü destek sunuluyor. Ortaya Ortadoğu'nun en büyük doğa parkı çıkıyor.

Yerleşim alanları oldukça düzenli. Dijital kontrol sistemleriyle trafik denetleniyor. Akşama doğru adada hareketlilik başlıyor. Persian Plajı'na gelen aileler sahilde oturuyorlar.

Erkekler mayolarını giyip yüzerken kadınlar şemsiyelerin altında giysileriyle oturuyorlar. Kadınlar için de deniz sefası düşünülmüş. 50 km’lik sahil şeridi bulunan adada etrafı duvarlarla çevrili, yalnızca kadınların gidebileceği iki plaj var.

Adanın güneyindeki plaja yalnızca Müslüman kadınlar, kuzeydeki Benuvan Plajı'na da yabancı kadınlar girebiliyor. Sağlam bir güvenlik zırhı oluşturulmuş. Plajların yakınlarına erkek sinek bile yaklaştırılmıyor.

Yetkililerle görüşüp mutlaka bir fotoğraf çekmek istediğimi söylüyorum. Bunun asla mümkün olmayacağını söylüyorlar. Israrlarım sonucu ertesi gün için izin çıkıyor.

Ertesi günü sabırsızlıkla beklerken durumu anlattığım herkes şaşırıyor. Otel görevlileri gönüllü asistanlık yapmak için sıraya giriyorlar. Bir yetkili nezaretinde kadınlar plajına yaklaşınca kulübeden görevliler çıkıyor. Yazılı izne ve yanımdaki yetkiliye rağmen telefonlarla yeniden ‘‘check’’ ediliyor.

Etrafı yüksek duvarlarla çevrili alana girince büyük bir hayal kırıklığına uğruyorum. Fotoğraf çekimi için plaja kimse alınmamış. Bomboş şezlonglar ve kumsalın fotoğrafını çekmekle yetiniyorum. Alışveriş merkezlerindeki gördüğüm güzel kadınlar yerine, sahilde her tarafı kıllarla kaplı erkek fotoğrafları Kiş'i anlatmaya yetmiyor.

MODERN VE MAHREM

İskele Plajı'ndaki jetski'lerin üzerinde garip bir şeyler oluyor. Sahildeki kalabalık da merakla aynı yöne bakıyor. Biraz daha yaklaştıklarında özel bir kumaşla yapılmış kostümler içerindeki kadınların, eşleriyle birlikte dalgaların içerisinde denizin keyfini çıkardıklarını görüyorum.

Şoför ‘‘çok şanslısın’’ diyor. Şimdiye kadar ilk kez oluyormuş. Neyse diyor, bu başlangıç. Tüm spor aktiviteleri de düşünülmüş Kiş'te. 50 km’lik bir bisiklet parkuru, deniz sporları ve akla gelebilecek her şey. Temiz içme suyunun sağlanması için 2 bin yıl öncesine ait yeraltındaki su kanalları büyük bir özenle restore edilmiş. Havanın dışarıda 45 C olduğu gündüz saatlerinde serinliği yaşamak için en güzel adres Qanat.

TELEVOLE VE DİZİLERDEN TÜRKÇE ÖĞRENMİŞLER

9 yıl sonra ilk kez gittiğim İran'da en çok şaşırdığım şey görüştüğüm İranlıların mükemmel denebilecek bir Türkçe konuşmaları. Kiş'teki Şigan Oteli'nin yöneticilerinden Dairuş Danişmend (32), Tunekabum Üniversitesi'nde İngiliz dili ve edebiyatı bölümünü bitirmiş. Daha sonra Tahran Üniversitesi'nde sosyoloji bölümünde mastırını tamamlamış. Azeri kökenli değil. Gerçek bir Pers olduğunu söylüyor. Mükemmel Türkçe'sini Türk televizyonlarına borçluymuş. ‘‘Türkler'i ve şarkılarını çok seviyorum. En büyük aşkım Ebru Gündeş’’ diyor. Kiş Free Zone Organizasyonu'nda görevli A.T, Kiş'e ait resmi bilgileri verirken Cem Yılmaz esprileriyle muhabbeti takviye ediyor. İstatistik ve rakamları verirken birden Gülben Ergen'in Hülya Avşar'a asla rakip olamayacağını iddia ediyor. Tahran'da müzik aletleri satan mağazada çalışan Ümit Fahir (21) 10 yaşından itibaren sürekli Türk TV'lerini izliyormuş. En çok Kerem Görsev'in caz programını beğeniyor. ‘‘Uydu yayınlarını izlememiz hoş karşılanmayabilir’’ diyen T.K (34) şunları söylüyor: ‘‘Asmalı Konak burada da çok seviliyor. Buradaki insanların özgürlük taleplerinin geniş halk kitlelerine yayılmasında Türk televizyonlarındaki eğlence programlarının büyük payı var. Yalnızca İran'da değil sürekli gittiğim Arap ülkelerinde de aynı şeyi görüyorum. Sizin entelektüellerin düşman olduğu Televole tarzı programlar, magazin programlarındaki manken ve sanatçılar bu bölgede özgürlük taleplerinin oluşmasında büyük katkı sağlıyor. Biraz abartılı olabilir ama İran'da son günlerdeki özgürlük taleplerinin en büyük nedeninin bu olacağını tahmin ediyorum.’’

Valentino butikte sohbet

Venek Shopping Center'da ağırlıkla Türk malları satan Valentino Mağazası'nın sahibi (altta ortada) Ahmet Sadri (26) ‘‘Erkekler dilediği gibi giyinebiliyor. Sokaklarda kadınların yalnızca hicaplı halini görebiliyorsunuz. Oysa modayı günü gününe takip ediyorlar. Burası bir prestij mağazası. Türk, İtalyan ve Fransız markaları satıyoruz. Türk malı olmasını özellikle talep edenler var. Giysileri Osmanbey ve Merter'den bizzat seçerek alıyorum’’ diyor. 25 yaşındaki Muhammet Hidayet (sağda) Valentino'da satış elemanı. Kuveyt'te doğmuş. Kuveyt'in Irak tarafından işgal edilmesinden sonra ailesiyle Tahran'a yerleşmişler. Oldukça varlıklı bir aile olmalarına karşın bu işgalde her şeylerini kaybetmişler. İmkanları elverirse Kuveyt'te bir butik açmayı planlıyor. Hiphop'ın yaşam biçimi olduğunu söylüyor. Kendisinden bir yaş küçük kız kardeşi yalnız başına yaşamak istemiş. Babası yazılı bir icazet vermediği için taşınamamış. ‘‘Bizde böyle. Ayrıca evli bir kadın, kocası istemediği sürece boşanamaz da...’’

Canlı rock, pop yasak enstrüman satışı serbest

Tahran'da geleneksel müziğin dışında özel izin olmadan canlı olarak pop, rock, caz müziği icra etmek mümkün değil. Arabalarda volümü hafifçe açarak müzik dinlenebiliyor. Yasakların nasıl ve hangi ölçüde uygulanabildiğine kimseler de pek akıl erdiremiyor. Tahran'da Cumhuri İslam Caddesi'nde enstrüman ve ses düzenleri satan mağazaların çokluğu dikkat çekiyor. Devasa Roland mağazasının içerisinde elektro gitarlar, davullar, piyanolar sergileniyor. Cadde üzerindeki diğer mağazalarda ne ararsan var. Uzun saçlı müzisyenlerle tanışıyorum. Tahran'da yüzlerce rock, metal grubunun olduğunu öğreniyorum. Ancak özel partilerde çalabiliyorlarmış. İmkanı olanlar da kent dışındaki evlerinde gümbür gümbür müziklerini icra edebiliyorlar.

KADIN TÜCCARIN MÜCADELESİ

Cadde üzerinde müzik aletlerinin satıldığı büyük Piruz Pasajı'nda bir kadın dikkatimi çekiyor. Pasajdaki tek kadın dükkan sahibi. Mirhani Sorur, İran'ın dört bir tarafına gitar satıyor. Bayağı zorlu bir yaşam hikayesi dinliyoruz. Tahran yakınlarındaki Kereç'te tanıştığı biriyle evlenmiş. Santur imal edip satıyorlarmış. Muhammed (12), Mehdi (8), Sanaz (15), Seher (11) adlarında dört çocukları olmuş. Bir süre sonra eşiyle anlaşamamış, ayrılmışlar. Mahkeme çocukları anneye vermiş. O günden sonra bir daha ayrıldığı eşinden haber alamamış.

Sorur hanım, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürmek için ticaret hayatını tek başına sürdürmeye karar veriyor. Kereç'te babasının verdiği evi satarak sermaye yapıyor. Çocuklarıyla birlikte baba evine dönüyor. Piruz Pasajı'ndaki dükkanını kiralıyor.

Bomboş dükkan, mal lazım, elindeki para yeterli değil. Eşe dosta borçlanıp mal almak için otobüsle İran'ın doğusundaki Mahabat'a doğru yola çıkıyor. Bindiği araç, Mieni kenti yakınlarında kaza yapıyor. İki kişinin öldüğü kazadan sonra gözlerini hastanede açıyor. Kol ve bacağı kırılmış. Zar zor kız kardeşine haber verebiliyor. İki gün sonra Kereç Hastanesi'ne naklediliyor. Zorlu ameliyatlardan sonra üç ay hiçbir şey yapamıyor. Kazada üzerindeki tüm parayı almışlar. Üstüne hastane masrafları da eklenince borç büyüdükçe büyümüş.

Ama yılmıyor, ayağa kalkar kalkmaz yeniden Mahabat'a gidiyor. Esnaf, Sorur hanımın başına gelenleri bildikleri için yardım ediyor. Uzun vadeli çekler karşılığında epeyce mal alarak Tahran'a dönüyor. Hummalı bir çalışma temposuna giriyor. İki saatlik mesafedeki Kereç'ten Tahran'a üç vasıtayla gidebiliyor.

Sabahları evden çıkarken uyuyan çocuklarını yine akşam uyurken görebiliyor. Büyük kentin sosyal yapısının daha iyi ve çocuklarının yetişmesi açısından daha faydalı olduğuna karar veriyor. Büyük bir cesaretle, bir taraftan borçlarını öderken evini de Tahran'a naklediyor. Sıkıntılı günlerinde hiç kimseden yardım istemiyor.

Epeyce evlililik teklifi almış ama evlenmek isteyenler çalışmasını istemeyince Sorur hanımdan olumlu cevap alamamışlar. ‘‘Erkekler hiçbir zaman büyümüyor. Eğer kadın isterse yapamayacağı hiçbir şey yok’’ diyor.

Küçük kızı Seher, arkadaşları arasında annesiyle gurur duyuyor. Sorur hanımın bu mücadelesi kızı Seher'in sınıfındaki iki arkadaşının annesine de cesaret veriyor. Kocalarının baskısından ve dayağından bıkan iki kadın boşanıp ortak fotoğrafçı dükkanı açıyorlar.