21 Ekim 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
17.05.2003

Büyüyünce şampiyon olacaklar

Alp ULAGAY

Türkiye'nin dört bir köşesinden gencecik insanlar. Hepsi küçük yaşlarda kendilerini sporun içinde bulmuşlar. Antrenman ve yarışma bu gençlerin yaşamının bir parçası. Hepsi kendi dallarında Avrupa, dünya hatta olimpiyat şampiyonluğunu hedefliyor. Belki daha olgunlaştıkları 2008'de bir kısmını boyunlarında madalyayla olimpiyat kürsüsünde göreceğiz.
Gelecek vaat eden bu 14 sporcu ve bir takım, Interfarma firması tarafından desteklenmek üzere özel olarak seçildi. Federasyonlardan alınan bir ön listeye dayanarak, beş kişilik bir jüri 14 sporcu ve

bir takımı ödüle layık gördü. Değerlendirme yapılırken, sadece başarı ve yetenekleri değil, gençlerin içinde bulunduğu koşullar da dikkate alındı. Başarı ödülü kazanan 11 sporcu ve bir takım yılda iki adet teknik yardım paketi ve 1,5 milyar lira para ödülü alacaklar. Üç sporcuya da jüri ödülü veriliyor. Onlara da yılda iki kez teknik yardım paketi ve 500'er milyon lira para ödülü verilecek. Firma, bu gençlerden spor hayatlarını yazmalarını istedi. Kaleme sarılıp spora nasıl başladıklarını, hislerini, hedeflerini anlattılar.

Atlet Ecem Onaran (14, İzmir)

Her gece kapının arkasına kalbimdeki dereceyi yazarım

İlkokulda okul yarışmalarında birinci geliyordum. Beden öğretmenim beni Karşıyaka Stadı'na Sevinç Hoca'ya gönderdi. 400 metreci oldum. ‘‘Yandın sen, 400 metre çok zor’’ derlerdi. Son 30 metrede bacaklarım çok kötü bir şekilde acıyor. Ama yarış bitiminde çok iyi bir derece koşmuşsam o kadar mutlu oluyorum ki! Bir de çok hırslı biriyimdir. Gece yatmadan önce kapımın arkasına kalbimden geçen dereceyi yazar, onu koşmaya çalışırım. Yalnız bana hiç de iyi imkanlar sağlanmıyor. Maaşım 60 milyon lira. Spor ayakkabı 100 milyon lira. Daha taksidi bitmeden ayakkabı eskiyor. Hele devletin gözü kör olsun. Bir tebrik bile etmeyen devletten ne bekleyebilirim ki? Aslında Süreyya Ayhan'ın rekorunu kırsam beni hemen bütün Türkiye tanır.

Yelkenci TUĞÇE SUBAŞI (17, İstanbul)

Yelken yaparken kendimi özgür hissediyorum

Yelkenli bir tekneyle ilk karşılaştığımda altı yaşındaydım. Gezinin sonunda kendimi direğin tepesinde buldum. 1996'da FB'de optimist sınıfında yelkene başladım, laser 4.7 sınıfına geçtim ve dört yıl bayanlarda Türkiye şampiyonu oldum. 2001'de Avrupa ikincisi, geçen yıl dünya şampiyonu oldum. Karlı havada bile antrenman yapıyoruz. Bazen ‘‘Benim ne işim var burada, evimde sıcacık çayımı içmek varken’’ diye düşünüyorum. Ama yelken benim yaşam biçimim. Denizde kendimi özgür hissediyorum. Bu yıl üniversite sınavlarına hazırlanıyorum ve yelkene bir yıl ara verdim. Şu anda en büyük hedefim 2005'te Çeşme dünya üniversite oyunlarına katılabilmek.

Okçu İlke BEŞKEN (18, İzmir)

Okçuluk sayesinde ileriyi görmeyi öğrendim

İçine kapanık bir çocuktum. Annem ve babam bir sosyal aktivitem olmasını istediler ve jimnastikle spora başladım. 1996'nın mart ayında okçulukla tanıştım. Kısa sürede Türkiye çapında birçok derece aldım. 2000'de Milli Takım’a seçildim. Ertesi yıl Almanya'da Gençler Avrupa Kupası'nda birinci oldum. Eğitimimi de sürdürmeye özem göteriyorum. Okçuluk bana ileriyi görmeyi, bir düzen içinde çalışmayı öğretti. Sosyal çevrem genişledi, kendime güvenimi kazandım, birçok dostluk kurdum. Okçulukla tanıştıktan sonra bu sporun hayatıma yavaş yavaş yön verdiğinin farkına vardım.

Engelli yüzücü Berk Akanıl (14, Ankara)

Doğuştan iki bacağımın diz altındaki bölümü yok. 1994'ten beri protezle yürüyebiliyorum. Ayrıca her iki elimin de üçer parmağı kesik durumda. Yuva öğretmenim bacak kaslarımı güçlendirmem için beni 1999'da yüzmeye başlattı. Yüzdükçe mutlu oluyorum. Duş ve giyinme kabinlerinin engellilere göre olmaması nedeniyle sıkıntı yaşıyorum.

Judocu İskender Özkenoğlu (16, Samsun)

Bayburtluyum. Babam inşaat ustası. Kendisi bir spor dalıyla uğraşmamış ama bizim uğraşmamızı istiyordu. 1995'te judoya başladım. Önceleri arkadaşlarımdan farklı olmak için yapıyordum. Başarılı oldukça spora ilgim arttı. Önce Samsun, sonra Türkiye şampiyonasında birinci oldum. 1999'da milli takıma çağrıldım. Maça bazen arkadaşlarımın judogileriyle çıkıyorum.

Jimnastikçi ŞÜKRAN TAŞYURAN (15, İzmir)

Sekiz yaşında artistik jimnastiğe başladım, ritmik jimnastiğe geçtim. İlk yarışmamda Türkiye ikincisi oldum. Sekiz yıldır Çimentaş kulübünde antrenörüm Maya Kondokova ile çalışıyorum. 2002'de kendi adıma bir hareket çıkardım, dünya jimnastik literatürüne girdim. Herkes beni fark etmeye başladı. Bu da beni inanılmaz gururlu ve mutlu yaptı.

Atlet SELAHATTİN ÇOBANOĞLU (18, Mersin)

Babam ve annem eski atlet. 7. sınıftayken atletizm takımı kurulacağını duyunca koşarak eve geldim. Babamın yüzündeki mutluluğu unutamıyorum. Babam, atölyesini kapatıp antrenörlüğe geri döndü. 2000'de yıldızlar ve gençler Türkiye şampiyonu oldum. 30 yıldır kırılamayan yıldızlar 800 metre Türkiye rekorunu kırdım. Yıldız ve gençlerde balkan şampiyonu oldum.

Güreşçi İSA SARI (17, Ankara)

9 yaşında Sivas'ta güreşe başladım. Ortaokulu bitirince Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden teklif aldım. Geçen yıl milli takıma seçildim. Litvanya'daki Avrupa yıldızlar serbest güreş şampiyonasında gümüş madalya kazandım. Hamza Yerlikaya, Nazmi Avluca gibi şampiyonları örnek alıyorum.

Güreşçi Hüseyin Aygün (17, Aksaray)

İlk güreş eğitimimi doğup büyüdüğüm Kozan'da Bekir Pehlivan'dan aldım. Milas güreş eğitim merkezinde Ahmet Kozak hocayla çalıştım ve minikler Türkiye şampiyonu oldum. Aksaray'daki güreş eğitim merkezinde Mehmet Biçici nezaretinde çalışıyorum. Geçen yıl Ukrayna'da Avrupa yıldızlar şampiyonu olunca büyük bir gurur yaşadım.

ÇETİNSPOR VOLEYBOL TAKIMI (Van)

Takımın antrenörü İsmet Çetin anlatıyor: ‘‘Voleybol takımlarımızı desteklemek için hiçbir müesseseden cevap gelmeyince Çetinspor'u kurmaya karar verdik. Erkek takımımızı 3. lige dahil ettirdik. Fakat maddi olarak çok zor durumdaydık. İstanbul'a gidip lisansları çıkartmamız gerekiyordu. Son gün, parayı daha sonra vermek koşuluyla lisansları çıkarttık. Asıl zorluklar bundan sonraydı. Deplasmanlara hangi arabayla gidip nerede kalacaktık, ne yiyip, ne içecektik? Allah'tan takım çok iyiydi. Oyuncuların hepsi ilkokulda Türkiye şampiyonluğu görmüş, en iyi smaçör ve pasör seçilmişti. Bizi yarı yolda bırakmadan takımı 3. lig play-off maçlarına kadar çıkardılar.

Yüzücü Kaan TAYLA (16, Ankara)

Yedi Türkiye rekoru kırdım

2000'de lisedeyken Büyük Kolej yüzme antrenörü Gürbüz Balemir yüzmedeki yeteneğimi fark ederek beni A takıma aldı. Haftanın üç günü 04.30'da kalkıp yüzme çalışmalarına yetişiyor, okuldan sonra yine antrenman için havuza gidiyordum. Geçen yıl yaş grubumda tüm yarışlarda birinci oldum. Makedonya'daki Balkan Olimpiyat Günleri'nde dört altın madalya kazandım. Tam yedi Türkiye rekoru kırdım. Uluslararası Prag Turnuvası'nda 100 metre serbestte 14 yıllık Türkiye gençler rekorunu kırdım.

Halterci ÜMMÜHAN UÇAR (17, Kütahya)

Babam başta karşı çıktı ama madalya alınca yumuşadı

İlkokuldayken spor nedir hiç bilmezdim. 13 yaşındayken bir gün spor salonunun camından içeride halter kaldıranları gördüm. Hoca beni çağırınca, haltere başladım. Babam başta çok karşı çıktı, ‘‘Zaten Kütahya'da spor yapan kızlara iyi gözle bakılmıyor. ‘‘Evde otursunlar’’ diye düşünüyorlar. İki ay çalıştıktan sonra Türkiye şampiyonasında ikinci oldum. Annem yumuşadı. Yurt dışına gidip madalya kazanınca babam da desteklemeye başladı.

Satranççı Betül Cemre Yıldız (13, İzmir)

Küçükken vezire káğıttan gelinlik yapmıştım

Ailemde satranç oynanırdı. Onlara ‘‘Benimle de oynayın’’ diye yaramazlık ederdim ama oynamazlardı. İlkokulda aileme sormadan satranç kurslarına girdim, bir ay sonra İzmir şampiyonasına katıldım. Babam maçları kaybederim, satrançtan soğurum diye karşı çıktı. İzmir birincisi oldum. Bu sayede İzmir Çamlaraltı Koleji'ne burslu olarak alındım. 2000'de 11 yaşında en genç milli olarak 34. satranç olimpiyatlarında Türkiye'yi temsil ettim. 13 yaşında FIDE tarafından en genç usta seçildim. Önceleri benimle oynamak istemeyen babam ve abimler şimdi sıralarını bekliyorlar. Küçüklükten beri okuldan arta kalan zamanımı satranca ayırıyorum. Hatta bir gün vezire kağıttan gelinlik yapmıştım. Şahı da damat yapmıştım. Annem beni öyle görünce çok gülmüştü.

Engelli yüzücü BEYTULLAH EROĞLU (8, Maraş)

Hocam benim için özel bir simit yaptı

Beytullah Eroğlu kendisini şu sözlerle anlatıyor: ‘‘Anadan doğma omuzdan iki kolum yoktur. Ellerim olmadığı için bütün işlerimi ayaklarımla yapmaya çalışıyorum. Yüzmeye Osman Çullu Hoca'nın beni bulmasıyla başladım. Bana özel bir simit hazırladı, bununla suya girdim. Hocam Osman Çullu, benim gibi başka sporcuların dünyada da bulunduğunu söyledi.’’ Hocası Osman Çullu ise şu satırları eklemiş: ‘‘Kahramanmaraş'ta Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yazı yazarak okullardaki engellilerin tespitini istedim. Elime geçen 23 kişilik listeden Beytullah Eroğlu'nu da çalışmalara dahil ettim. Bir haftalık çalışmadan sonra Türkiye Yüzme Şampiyonası'nda kendi grubunda ikinci oldu. Gelecekte yüzme milli takımının değişmez ismi olacak. Sabırla ve inatla başaracağız.’’

Atlet YETER KARAKOÇ (16 Ardahan)

Ödül verilen altınları bozduk Konya’ya yarışa öyle gittik

Ardahan Göle Yağmuroğlu köyünde doğdum. Sekiz çocuklu bir ailenin beşinci çocuğuyum. Ailemin durumu iyi değil. Atletizme ilçemizde bulunan antrenör Halil İbrahim Yılmaz sayesinde başladım. İlçede yapılan bir seçmede dokuzuncu olmuştum. Anlamadığım bir nedenle hoca beni takıma alınca dünyalar benim olmuştu. Takımımızla Konya'ya Türkiye Okullar Şampiyonası'na gittik. Hocamız bize ödül verilen altınları bozdurarak araba tuttu. Bu sayede Türkiye şampiyonu olduk. 2002'de kulüpler kros liginde genç bayanlarda 800 metrede ikinci oldum. Yarıştan sonra montum yoktu ve üşüyordum. Sonra Avusturya, Hırvatistan, Makedonya'da uluslararası yarışlara katıldım.