01
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
18.11.2009

Çöken bir Türk devi yeniden doğuyor



Şimdi size bir hikaye anlatayım...
Bir zamanlar içerisinde 2 bin 500 kişinin çalıştığı, yemekhanesinde 4-5 farklı dilin konuşulduğu, dünyanın en büyük traktör üreticilerinden birisinin hikayesini, yani Uzel'in hikayesini... Hikayede tarihi Osmanlı'ya uzanan bir aile, o aile içerisinde yaşanan kavgalar, en tepeden en dibe iniş ve şimdi de bir Türk markası olarak yeniden doğuş var...
Son yıllarda ekonomi gündeminden düşmeyen Uzel'in patronu Önder Uzel'in ismini Google'da arattırdığınızda adı 'şirketten para kaçırma' hikayeleri ile yan yana anılıyor. Ancak Uzel, bu iddiaları şiddetle reddediyor. 'Bütün borçlarımın altında şahsi kefaletim var" diyen Uzel, önce bu dev şirketin nasıl çöktüğünü, borsadaki binlerce mağdur yatırımcıyı, sonra da bir sene önce içerisinde eli silahlı alacaklılar haricinde hiç kimsenin kalmadığı Uzel'i, hem de Massey Ferguson ile değil Uzel markası ile nasıl dirilttiklerini anlattı.
İşte kırmızı traktörün bir Türk markası olarak geri dönüşünün hikayesi...
eguler@hurriyet.com.tr
- Uzel'in hikayesi nereden başlıyor?
Gayriresmi tarihimize bakarsanız 1864 yılında Mithat Paşa'nın Bulgaristan-Romanya sınırındaki Rusçuk'ta kurdurduğu araba fabrikasına kadar gidiyoruz. Tüm Osmanlı'ya fayton gönderen bir aileydik. Dolayısıyla bu bölgenin en eski ağır sanayi şirketi olma ihtimalimiz var. Ama elimizde resmi belgeler yok onun için bir süredir Bulgar hükümeti ile temas halindeyiz ve Rusçuk'taki fabrikaya ilişkin belge bulma çalışıyoruz.
- Resmi olarak ne zaman başlıyor?
Resmi kuruluşumuz 1937. Hikayemiz dedemin Bursa'da kurduğu Yaprak Yay şirketi ile başlıyor. Bu şirket makas dediğimiz faytonların altında olan sonra da otobüs ve kamyonlarda kullanılan süspansiyon sistemini üretiyor.
- Sonra?
 
Dedem akıllı adam, girişimci adam. 'Benim bu işi İstanbul'da yapmam lazım' deyip 3 yıl sonra işlerini İstanbul'a taşıyor. Sirkeci'de atölye açıp tüm Türkiye'de dağıtıma başlıyor. 1960'lara gelindiğinde de Türkiye'deki birkaç sanayiciden biri haline geliyor.
- Traktör işi ne zaman başlıyor?







Eren GÜLER YAZIYORMarshall yardımı ile yabancılar Türkiye'ye gelince dedem Massey Ferguson ile anlaşıp traktör üretme işine giriyor. Sene 1961, bundan tam 48 yıl önce. O dönem otobüs, kamyon, traktör var ama traktör çok doğru bir seçim. Çünkü kâr marjı daha yüksek.
HİSSELER DÖRT AİLEYE DAĞILIYOR
- Dedenizden sonra sermaye yapısı nasıl oluşuyor?
Dedemin 1963 yılında vefatının ardından babam ve üç kız kardeşi hisseleri devralıyor. Babam ve büyük halam yüzde 40'ar, diğer iki kız kardeş de yüzde 10 hisse alıyor.
Babam Ahmet Uzel ve diğer yüzde 40'lık payın sahibi halamın eşi Cemal Atay işte daha aktifler. Yüzde 10'u alan Zapsu ve Laçin aileleri ise hissedar konumunda.
- O dönem işler nasıl gidiyor?
1970'ler çok iyi geçiyor, yüzde 45'lik pazar payına sahibiz. Türk Traktör ile aşağı yukarı aynı pazar payını paylaşıyoruz.
1980'lerde ise aile yavaş yavaş zorlanıyor, ihtilaf çıkmaya başlıyor. Çok da yazık oluyor çünkü tam da Özal ile birlikte başlayan büyüme hamlesini kaçırmış oluyoruz. 1980'lerin sonunda da tamamen kilitleniyoruz.
UZELLER BÜTÜN HİSSELERİ ALIYOR
- Peki nasıl aşılıyor?
1990'ların başında Zapsu'lar hisselerini satıp çıkmak istiyor. Diğer taraftan Cemal Atay'ın da vefatıyla hisse değişim süreci başlıyor. 1996 yılında benim yönetiğim bir işlemle Uzel Ailesi tüm bu hisseleri satın alıyor ve şirketin tamamına sahip oluyor.
- Diğerleri satmaya gönüllü mü oluyor?
Aslında herkes hisse almak istiyordu ama kredi mekanizmasını biz ayarlayabildiğimiz için hisselerin tümünü biz aldık. Ancak bu işlem sırasında bankalara 100 milyon dolar civarında bir borç oluşuyor.
- Sonra işler yoluna giriyor mu?
Biz hisseleri devralıp bu kilidi açtıktan sonra hızlanmaya başladık. 1997 yılında aldığımız kredinin bir kısmını geri ödemek için şirketi çok başarılı bir operasyonla halka açtık.
1998'de ise babam vefat etti ve hisse dağılımı yeniden değişti.
2001 KRİZİ ÇOK KÖTÜ VURDU
- Nasıl oldu?
Anne ve biz üç kardeş yüzde 24.9'ar hisse aldık. Annem Türkan Uzel'i yönetim kurulu başkanı seçtik, biz de yönetim kurulu üyeleri olduk.
1998-2001 arası çok iyi geçti. Ama 2001'de krize girdik. Üstelik o dönemde hem 1996 yılındaki hisse devrinden bankalara olan borç vardı hem de Gebze'de yeni bir yatırıma başlamıştık. Krize çok kötü bir şekilde yakalanınca aile artık benim başkan olması istedi. Sonuçta krizi yönetmek diye bir mecburiyet var.
Onayla karar alındı ve ben başkan oldum.
- İşleri düzeltebildiniz mi peki?
Krizin etkileri devam etti ve 2002 yılında bankalar üzerimize gelmeye başladı, o dönem çok zorlandık. Aslında bakarsanız bankaların da yaptığı ayıptı ama neyse.
Neticede perişan olduk, üretimimiz çok azaldı, satışlar yüzde 85 düştü, ciro 250 milyon dolardan 80 milyon dolara kadar indi. Üstüne 100 küsür milyon dolar banka borcumuz vardı. Oldukça kötü bir duruma düştük.
Ama biz gece gündüz çalıştık ve bankalarla protokol yaptık, borçların altına şahsi kefaletimi koyarak yeniden yapılandırdık ve şirketi ayağa kaldırdık.
- Diğer ortaklar ne yaptı?
Dört ortaktan ikisi erkek kardeşimle ben, diğer ikisi annem ve ablam. O dönem hanımlarla beyler arasında bir gruplaşma oldu ve hanımlar bu sürecin dışında kalmak istediler. Aslında sadece 'biz arkandayız merak etme' gibi moral destekleri yeterliydi ama öyle olmadı. Sanki bir parça 'siz bu hale getirdiniz, siz düzeltin' gibi bir durum oldu ve kendilerini işin dışında tuttular.
ANNEM BİZİ MAHKEMEYE VERDİ
- Büyüme ne zaman başladı?
2003'ten sonra başladı. Ama ne büyüme... 640 milyon dolar ciroya kadar ulaştık, borcumuz da 60 milyon olara indi. Ciroyu tam 8 kat artttırdık, borçları da yarıya indirdik.
- Aile arası ilişkiler de gayet iyi o zaman...
Yok hayır, 2003 yılında annem ve ablam şirkete denetçi göndermek istediler ve gönderdiler. Arkasından da avukatlar geldi.
- Niye?
Etraflarında insanlar var, birileri birşey diyor, 'dikkat ediyor musunuz' diyor, hukukçular da işin içine girince iyice karışıyor.
Zaten o olaydan sonra ikiye bölünmüş gibi olduk. İkna etmeye çalışıyoruz, görüşüyoruz ediyoruz ama başkaları daha güçlü yönlendirebiliyor maalesef. Çok yazık oldu ve annem 2003 yılında bizle konuşmadan bize dava açtı.
- Ne davası?
Hisselerin yüzde 24.9 olmadığını, daha fazla olması gerektiğini öne sürerek 5 yıl sonra dava açtı. Halbuki 5 yıldır tüm genel kurulları kendisi yapmıştı.
Biz zaten krizden çıkma savaşı veriyoruz, şirketi zar zor topluyoruz filan dememize rağmen vazgeçmediler ve mahkemeye verdiler. Dava iki yıl sürdü ve biz 2005'te davayı kazandık. Kazanınca da çok üzerinde durmadık artık ama keşke dursaymışız...
UZEL DÜNYA DEVLERİNDEN BİRİ OLUYOR...
- Davalar var ama şirket de bir taraftan büyüyor öyle mi?
Aynen öyle. Polonya'da üretime başladık, Almanya'da traktör fabrikası aldık, Hindistan'da ufak bir birimimiz var, Çin ve ABD'de birimimiz var ve 85 ülkeye mal satar konuma geldik. Sadece traktör değil her çeşit tarım makinasını üretir hale geldik. Yemekhanede 4-5 farklı dil konuşulur hale gelmişti.
Bu arada şirketin merkezini çok büyüdüğü için Hollanda'ya taşıdık.
- Kaç kişi çalışıyordu?
2 bin 500 civarında çalışanımız vardı...
- Şirketin dünyadaki konumu nasıldı?
Dünyada üst düzey 10 tane traktör fabrikası vardı. Bunların 3 tanesi çok büyük. Kalan 7 tane de orta boy, bölgesel güç olmuş firmalar. İşte Uzel de bu ikinci gruptakilerden birisiydi. Yani yerimiz çok önemliydi. Düşünsenize bizim 2007 bütçemiz 820 milyon dolar, 2008 bütçemiz de  1 milyar 50 milyon dolar olacaktı.
2007'DE BÜYÜK ÇÖKÜŞ BAŞLADI
- Çöküş nasıl başladı?
2006'da iki önemli değişiklik oldu. Birincisi, hatırlarsınız mayıs-haziran dalgalanması. O bize biraz fren yapalım dedirtti. Çünkü 2007-2008'de banka ödemelerimiz vardı.
İkincisi kardeşim Serdar ile yavaş yavaş problem yaşamaya başladık çünkü o hisselerini satıp çıkmak ile ilgili bir fikir geliştirmiş. Ama ben ilk başını kaçırdım onun. Sonuçta 2007 başından itibaren bambaşka bir durumla karşı karşıya kaldık.
- Kardeşiniz hisselerini satacakmış da siz farketmediniz mi bunu?
Maalesef bazı ilişkiler kurulmuş o dönemde ama ben farketmedim. Ben zaten ayın 20 günü yurtdışındaydım. Fakat şimdi dönüp baktığımda buraları pek boş bırakmamak lazımmış diyorum.  
Neyse, Serdar'ın bize söylediği satış rakamını kabul ettik ama o son dakikada söylediği rakamdan cayıp yanındaki bazı insanlarla işbirliğine girdi.
HOLDİNGE KAYYUM GELDİ, UZEL MAKİNA YURTDIŞINA GİTTİ
- Neden?
Çünkü hisselerinden yüzde 20 daha fazla alabileceğini düşündü. Dolayısıyla ailenin başka bireyleri ile işbirliği yaptı.
Bu arada bizim 2005'te kazandığımız mahkeme temyize gitmiş ve karar 2007'de çıkacak. İşte ne olduysa o noktada oldu zaten. Son duruşmada Serdar ters tarafa geçip anne lehine kabul beyanında bulununca Yargıtay da 'gidin bir daha inceleyin' diye karar bozdu.
Arkasından bize Tuzla mahkemesinde, halbuki biz Levent'e bağlıyız, bir tebliğ kararı çıktı ve Holding'e kayyum atandı. Olacak şey değil...
Arkasından da kabus başladı. Bir taraftan medya üzerimize geliyor, diğer taraftan SPK, mali kurumlar, bankalar, hepsi kabus gibi üzerimize çöktü. Davalar da arka arkaya geliyor bu arada. Sıkıştırma ve taciz operasyonu ile 30 dava birden karşımıza çıktı.
- Bu arada Uzel Makina'yı satışınız var ama...
Evet, Tuzla'dan bize karar gelmeden hemen önce biz Uzel Makina'yı Hollanda'daki Uzel Agri firmasına sattık.
- Uzel Agri nedir?
Bizim yurtdışındaki çatı şirketimiz Uzel Corp'un altında dört şirket var. Uzel Agri de bunlardan bir tanesi. Biz Uzel Agri'yi büyütüp yurtdışında halka açmayı planlıyorduk. Çünkü Uzel Makina'nın hızlı büyümesini devam ettirmek için bu finansmama ihtiyacımız olacaktı. Almanya, Türkiye ve Polonya'daki tüm fabrikalarımı Uzel Agri altında toplamak gibi bir planımız vardı.
Dolayısıyla Uzel Makina'nın satışı zaten planlıydı. Yaşananlar sadece sürecin hızlanmasını sağladı.
Bir de biz baktık ki kayyum filan düşünülüyor, Uzel Holding ile Uzel Makina'nın bir arada olmasını istemedik. Dedik ki, Uzel Holding'i lokal bir şirket olarak problem halinde burada bırakalım, Uzel Makina'yı ayırıp yatırımcıların ve ortakların haklarını koruyalım. Çok da doğru yaptık. Uzel Makina'yı ayırdığımız için üretim devam eder hale geldi. Yoksa çoktan biterdi zaten.
- Kaça sattınız?
165 milyon dolara sattık. Hemen arkasından da Merrill Lynch'e bize 165 milyon dolar bulması için yetki verdik. Biz bu parayı holdinge verelim, holding Uzel Makina'ya 65 milyon dolarlık borcunu ödesin, 100 milyon dolar da ortaklara dağıtılsın ve insanlar rahatlasın istedik.
BİZİ MEKTUPLA MAHVETTİLER
- Bu süreçte şirketin içini boşalttığınız iddia ediliyordu?
Şirketin için boşalttın ifadesi çok komik bir ifade. Benim tüm borçlar üzerinde şahsi kefaletim var, nasıl boşaltayım?
Neyse, Uzel Makina kurtulunca kavgalı olduğumuz aile bireyleri istediklerini tam elde edemediklerini düşündüler ve banklalara çeşitli mektuplar yazarak bankaları bizle çalışmamaya yönlendirdiler.
- Bir mektupla bankalar sizden vaz mı geçti?
Sorun şu, mektup ailede problem var duygusu yaratıyor. O mektuptan sonra hiçbir banka kredi vermez zaten.
Finansman kanalları tıkanınca şirket de doğal olarak zorlanmaya başladı. Aynı anda Merrill Lynch de kendini geri çekti ve 2007 ortasından itibaren iyice zora girdik. 2008 başında dayanamaz hale geldik, 2008 ortasında da üretim tamamen durdu... Bir dönem 2 bin 500 kişinin olduğu fabrikada tek kişi kalmadı.
Zaten ondan sonra da kıyamet koptu, çünkü tefarikçisi, bayisi, işçisi insanların bir sürü alacağı var.
SATIŞTAN BÜYÜK ZARAR
- Bu arada siz şirketi Hollanda'daki Uzel Agri'nin içinden alıp Singapur merkezli bir şirkete satmışsınız. O nedir?
Merrill Lynch bize dedi ki, siz Uzel Makina'yı Uzel Agri'nin içinde tuttukça buraya finansman bulamazsınız. O yüzden bize bir an önce elinizden çıkarıp satın diye tavsiye verdiler.
Biz de İngiliz gayrimenkul yatırımcısı bir şirketle satış için oturduk. Aslında onların bizim Rami'deki fabrika arsası ile ilgili arzuları vardı, hem de bu adamlar borsa yatırımcısı. Biz de şöyle dedik: "Gelin biz Uzel Makina'yı size satalım, sonra gidelim beraber finansman arayalım ve  burayı ayağa kaldıralım. Siz hisse değerinden kazanın ya da ileride Rami ile ilgili bir işbirliği yapalım. Ya da elinizde tutun ileride tekrar bize satın."




- İMKB'deki hisseler ne olacak? Tahta hala kapalı ve yatırımcılar büyük zarara girdi...
Şimdi orada olay şu: Bizim denetim şirketimiz Deloiite idi. Ama biz onlara borcumuzu ödeyemedik. Sermaye Piyasası Kurulu da parayı ödemeden denetçi şirketi değiştiremezsiniz diyor. E ben adama parasını ödeyemiyorum, o da işi yapmıyor. Dolayısıyla bilançolar çıkmıyor. Kilitlendik kaldık.
Biz de SPK'ya dedik ki, 'bize bir yol gösterin yoksa 2008 rakamlarını çıkamıyoruz. Sen de tahtayı kapatmışsın.' Onlar da bu talebimizi kabul ettiler ve biz başka bir firma bulup 2008 rakamlarını çıkarttırdık.
- Ne zaman?
Üç hafta önce. Şimdi de 2009 bilançolarını yaptırıyoruz. Bu arada onlar bizden alacaklıların icra takip ve dava bilgilerini istediler.
- Çok var mı?
800-900 tane alacaklımız var ama çoğu ile anlaştık. Bir çoğu protokole bağlandı. İhtilafı devam edenler ile de ihtilafı bitirmek istiyoruz.
Tüm bu istenilenleri tamamlayınca hisse sırmazın da açılmasını talep etti. Hatta bununla ilgili olarak bir de yatırımcı danışma hattı açtık.
Sonuçta yatırımcılar çok mağdur oldu, şimdi arıyorlar ediyorlar, kimisi sert çıkıyor ama kimisi de 'size inanıyoruz' filan diyor.
- Sizce açılacak mı hisse sırası?
Bence açılacak, bu konuda İMKB'ye de baskı yapıyoruz.

- Alın bu şirketi dediniz yani...
Aynen öyle. Alın dedik. Adamlar kabul etti ama 'biz traktörden anlamayız siz devam edeceksiniz' dediler.
- Kaça sattınız?
Borsa değeri neyse onun üzerinden sattık, yaklaşık 100 milyon dolara. Yani Uzel Agri çok büyük bir zarar etti bu işten. Zaten bu zarar onların yönetimini de Hollanda'da zor durumda bıraktı. Haklarında soruşturma açıldı.
- Üretim durunca ne oldu?
İşte dedim ya, kıyamet koptu resmen. Biz durunca bayiler, tedarikçiler, çalışanlar, bankalar, diğerleri, bambaşka bir kaos başladı. Herkes perişan oldu, işçilerden kendini yakmak isteyenler oldu, devamlı eylemler yapılıyor...
SİLAHLI ADAMLAR FABRİKAYI BASTI
- Güvenlik?
Güvenlik de yok, tek başıma ben varım fabrikada. Adam geliyor, küt diye kapıyı çalıp giriyor. Silahlı tehditler, işçiler, bayiler...,Adam alacaklı, haklı da, gelip silahla tehdit ediyorlar. Durum tam felaketti, bildiğiniz gibi değil.
O dönem bir kamyon makinalı tüfekli adam geldi buraya. 'Ya paramızı alırız ya da ne varsa onu alırız' diyorlar...
Sonuçta biz çok krizler yaşadık yıllar içerisinde ama çok insanı biz yarattığımız için bize bir güven vardır. 'Durun, bekleyin biraz' dediğiniz zaman adam oturur, saygıdan oturur, güvendiğinden oturur. Ama medyada 'paralar uçtu' filan diye haberler çıkınca herkes buraya geldi. İşte bu güvensizlik ortamını kırmak bizim için en zor taraftı.
2 DOLARLIK ŞİRKET HİKAYESİ
- 2 dolarlık bir şirkete sattı diyorlardı...
Evet, 2 dolarlık şirket... Bu tip şirketlere Special Purpose Vehicle (SPV) deniyor. Bunlar yatırım aracı şirketlerdir. Nerede vergi avantajı varsa gidip orada kuruluyor. Bizim anlaştığımız İngiliz firması da gidip Singapur'da böyle 2 dolarlık bir şirket kuruyor. Lehman Brothers da zamanında 1 dolarlık şirketi ile 1 milyar dolarlık mal almıştı.
SPV'nin amacı budur zaten ama bizde bilinmediği için bir tuhaf kaçıyor, 2 dolarlık 2 dolarlık diye yazıp duruyorlar. Zaten biz parayı kaçıracak olsak 2 dolarlık şirkete satmazdık. Başka bir yol bulurduk. Ama bunu anlatmak için vakit bulamadık, çükü çok zor durumdaydık. Toplantıları pastanelerde filan yapar hale gelmiştik.
EKONOMİK KRİZ MİLAT OLDU
- Sonuç olarak tam bir bataktasınız...
Aynen öyle. Fabrika çalışmıyor ve bizim piyasaya 200 milyon lira civarında bir borcumuz var. Ama 2008 sonunda bizim için iki önemli değişim oldu. Türkiye krize girdi ve bu bizim için çok iyi oldu.
- Nasıl?
Biz eskiden tedarikçiden mal istiyorduk, 'bize mal ver, biz de gidip traktör üretelim satalım, sonra da sana paranı ödeyelim' diyorduk. Çünkü burası dönmeze ben bu borcu ödeyemem.... Onlar da bize 'önce birikmiş borcu öde' diyorlardı. Bu şekilde kilitlenip kalmıştık.
Ama ne zaman krize girdik, otomotiv yan sanayi çöktü. Elde yapacak işleri kalmayınca iş olsun diye onlar gelmeye başladı. Böylece üretimi tekrar başlatabilecek ortamı oluşturduk.
- Para?
İşte ikinci yaptığımız şey de o oldu. Şoku atlattıktan sonra bayilerin belli bir bölümünü ikna ettik, onlara Baytrak diye bir şirket kurdurduk. Bayiler de bize inandılar, hakikaten  burada çalışılabileceğini gördüler.
İŞÇİLER GÖNÜLLÜ OLARAK GERİ GELDİ 
- İşçiler?
Bütün işçilerimizi çıkarmıştık ama bazıları gönüllü olarak geri döndü. Para veremiyoruz ama. Beyaz yakalılarla beraber 30 kişi filan olduk, hepsi gönüllü. Allah hepsinden razı olsun, çok fedakar insanlar.
Bayiler de bu ortamı görünce biz de çalıştırmak istiyoruz deyip destek vermeye başladılar. Bizden alacaklı olmalarına rağmen Baytrak firmasına para verdiler ve biz de gidip peşin para ile malzeme alacak ve burada üretim yapacak bir model oluşturduk.
Bu arada Merkotek diye de bir üretim şirketi kuruldu. Onlar parayı alıp üretimi yapıyor ve buraya veriyor. Uzel Makina da borçlarını ödüyor. Biz bu modelle üretimin bir kısmını kiralamış oluyoruz. Ama sonra bu iki şirketten de kurtulacağız ve gerekli sermayeyi yarattıktan sonra normale döneceğiz.
- Neden böyle bir modele gereksinim duydunuz?
Çünkü ben bankaları kullanamıyorum. Bana kredi vermiyorlar, sıfır... Halbuki Uzel Makina'nın bankalara sadece 14 milyon dolar borcu var.
İLK TRAKTÖRÜ TULUMBA TATLISIYLA KUTLADIK
- Üretim ne zaman başladı?
Biz 30 kişi, aşağıda karanlıkta o banttan ilk traktörü çıkardık. 14 Nisan 2009'da. Ama sevinci görmeliydiniz. Enzo Ferrari Ferrari'yi yarattığına bu kadar sevinmemiştir herhalde. Tulumba tatlılarıyla filan çıkardığımız ilk traktörü kutladık.
Bu arada yaşadıklarımız sanki yetmezmiş gibi 48 yıllık ortağımız Massey Ferguson da bizimle anlaşmasını feshetti, kendileri gelip şirket kurdu. Biz 48 senedir çalışacağız, onlar bizi terkedecek, olacak şey değil...
ARTIK MASSEY FERGOSUN YOK, UZEL VAR
- Üretim şu anda ne kadar?
İlk traktörü ürettikten ve modeli kurduktan sonra üretim normale girmeye başladı. 3-5-8 derken aylık 250 adete kadar ulaştık. Çalışan sayımız da 65'e ulaştı. 
Tabii burada en önemli olay bizim artık kendi markamızla üretim yapıyor olmamız. Yani bir Türk markası olan Uzel markası ile çıkıyor tüm traktörler. 




- Ailede şimdi durumlar nasıl?
Kardeşim Serdar tekrar benim tarafıma geçti. Yanındaki yanlış adamlardan olayı bize çok pahalıya patlayan hamleyi yaptıktan sonra, yani tam da anne ile ablayı ikna edecek duruma geldiğimizde ters döndükten sonra, şimdi aradan 2.5 sene geçti ve 'abi ben seninle paralel hareket etmek istiyorum' dedi.
Anne ve abla zor ama, çok katılar. Üretimin başladığını görünce yumuşamaları lazım aslında ama olmuyor.
BİZİM AİLEYE HİÇ YAKIŞMADI
Aslında en önemlisi nedir biliyor musunuz, bu olanlar bizim aileye yakışmadı. 150 yıla yakın sanayicilik geçmişi olan bir aileye zarar verecek şekilde bir hale gelmek, hiç kimseye yakışmadı, en kötüsü o. Biz sağlam dursaydık, hiç kimse bölemezdi, ama böldüler. Hata bizde.
- Massey Ferguson'dan sonra kendi markanız ile üretmeniz çok cesur bir karar. Nasıl karar verebildiniz?
Önce çok korktuk, bayiler istemedi, bizim satış birimleri istemedi. Ama ben inanmıştım. Çok çok kritik bir karardı ve biz karar verdik. Bu hamle bence bir efsanedir, Çılgın Türkler...
MÜTHİŞ BİR FIRSAT YAKALADIK
- Bundan sonra ne olacak?
Eğer şimdiki maliyet yapımızı koruyabilirsek kârlılığımız çok iyi olacak. Tüm borçlarımızı 4 yıl içinde ödeyeceğiz, ondan sonra da Uzel'i dünyada eski mertebesine yükselteceğiz. 
- Fiyatlar nasıl?
Biz piyasaya çıktık ve bayiler yüzde 15-20 iskonto ister dedik, çünkü Massey daha bilinen bir marka. Ama Massey'den aşağıda olacak diye düşündüğümüz fiyat yüzde 10-15 daha pahalı çıktı ve millet bizi tercih ediyor.
Ben senelerdir bu işin içindeyim, traktör işini bilen nadir insanlardan biriyim ama bir markanın bu kadar çabuk yerleşeceğini düşünemezdim. Artık Edirne'den Kars'a 6 ayda Türk ağır sanayisinde bir marka çıktı. Üstüne üstlük uluslararası bir marka. Her taraftan lisans istiyorlar bizden. Çin'den tutun Pakistan'a İran'a Afrika ülkelerine kadar. Ben bu kadar bilindiğimizi bilmiyordum, ama öyle değilmiş. Şimdi müthiş bir fırsat yakaldık ve bunu iyi değerlendirmemiz lazım.
- Satış hedefi var mı?
Kasım ayında 250 tane satmış olacağız. Aslında aylık 1000'in altı iyi değildir ama traktör pazarı çok kötü. Pazarın lideri Türk Traktör bile 600-700 tane satıyor. O nedenle bizim başlangıç rakamımız gayet iyi. Çünkü biz peşin satıyouz, mecburuz. Adam fabrikadan traktör çıkarken parayı getierecek ki ben sonraki traktörü yapabileyim.
Şu anda aylık 1000 traktörlük talep var ama ben üretemiyorum. Yılbaşından sonra 500'e yükseleceğiz ama gelecek sene pazar lideri olacağımızı tahmin ediyorum.