|
||
| Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi | ||
Türkiye’nin yönü neresi? |
||
| Cengiz ÇANDAR |
||
| Türkiye’nin dünya basınında çok fazla soru işareti ile en fazla yer aldığı dönemlerden birindeyiz. Genelkurmay karargahına uzanan ve artık tevil götürmesi pek zor olan “cunta oluşumları-darbe planlamaları” ile ilgili olarak değil. Türkiye’nin son dış politika hamleleriyle nereye, ne yön aldığına ilişkin olarak. | ||
| Foreign Affairs dergisinde Soner Çağaptay imzalı “Is Turkey Leaving West?” (Türkiye Batı’yı Terk mi Ediyor?” başlıklı yazı, imza sahibinden ötürü konu dışı. Yazar, iki yılı aşkın bir süredir müthiş bir gayretle Ak Parti hükümetinin en amansız hasmı olarak elinin uzandığı her yerde sayısız yazı kaleme aldı. Kendisi Washington Institute’da çalıştığı ve Washington Institute ise Amerika’daki resmi İsrail lobisinin düşünce kuruluşu olarak bilindiği için, yazdığı her yazı “İsrail sağ kanadı ile kraldan ziyade kralcı Amerika’nın İsrail yanlısı şahinleri”nin sözcülüğünü yapmış oluyor. Dolayısıyla, o imzanın fazlaca bir saygınlığı yok. Bununla birlikte, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsrail’in Türkiye’deki “Anadolu Kartalı” adlı NATO tatbikatına alınmaması ve tatbikatın iptalinden sonra Yahudi devletine karşı kullandığı sert dil ve son olarak nükleer programı nedeniyle Batı ile sorunlu İran’a yaptığı ziyaret ve orada kullandığı inadına dostane dil, başta Amerika, Batı’nın birçok merkezinde merak ve soru işaretleri uyandırmış durumda. Bu nedenle de olsa gerek, en önemli yayın organlarında Türkiye ve yönü, enine boyuna tartışılır oldu. Üzerinde durulmaya değer çok sayıda makale var, bunları dikkatle izlememiz hepimiz için yararlı olacak. *** *** *** The Economist’ten başlayalım; “Turkey and the Middle East-Looking east and south” (Türkiye ve Ortadoğu-doğuya ve güneye doğru bakarken) başlıklı yazıda, Türkiye’nin Avrupa’nın ayrımcılığı nedeniyle, Arap komşularıyla yıllar süren hasmane ilişkileri tersine çevirdiği vurgulanıyor. The Economist son yedi yıl içinde –ki, bu Ak Parti’nin iktidar süresini de ifade ediyor- Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya ihracatının sekiz misli yükseldiğini ve 2008’de 31 milyar dolara ulaştığını belirtiyor. Dergi yazısında bir Ak Partilinin şu sözüne dikkat çekilmiş: “İsrail üzerindeki etkimizi kaybediyor olabiliriz ama tarihin doğru yanında durmayı yani hakkın ve adaletin yanında durmayı tercih ederim.” Wall Street Journal’ın “The Turkish Temptation” (Türk Dürtüsü) başlıklı yazısı da özellikle dikkat çekici. “Erdoğan hükümeti bağlılıklarını anti-Batı İslam’a doğru çeviriyor. Avrupa’nın Türkiye’nin kendisine katılma emellerini bir kenara itmesinden ötürü, böyle davranması hiç şaşırtıcı olmayabilir. Laiklik, hoşgörü, özgürlük ve Doğu ile Batı arasında bir köprü olmak gibi geleneklerinden gurur duyan Türklerin, bunlardan karanlık zaferler uğruna vazgeçmeyecekleri umulabilir” diyerek kaygılı bir not düşmüş. Benim dikkatimi özellikle çeken iki yazı “Serious Turkish Diplomacy” (Ciddi Türk Diplomasisi) başlığı altında Flynt Leverett ile Hillary Mann Leverett çiftinin kaleme aldığı yazı ile Paul Salem’in “Could this be Turkey’s Century in the Middle East?” başlıklı Al Hayat gazetesinde yer alan yazısı. Amerikalı Leverett çifti ile Lübnanlı Paul Salem, yaklaşık iki hafta önce İstanbul’da açılış konuşmasını Tayyip Erdoğan’ın yaptığı İstanbul Forum paneller dizisi için Türkiye’deydiler ve Türkiye’nin son diplomatik açılımlarını yakından gözlediler. Leverett çifti, Türkiye’nin bölgesel profiline olumlu gözle bakarak şöyle diyorlar: “Burada Obama yönetimi için önemli bir ders var. Amerika artık Ortadoğu’da stratejik sonuçları dikte edebileceği ekonomik ve siyasal konumda değil. Dahası, eğer Washington bu kritik bölgede ABD çıkarlarını geliştirmek ve korumak istiyorsa, bunu ciddi diplomasi yoluyla ve evrilmekte olan güç dengelerine saygı göstererek, diğerlerinin meşru çıkarlarıyla ABD’ninkileri uyum haline getirerek yapabilir. Türkiye’nin Ortadoğu politikası o tür bir diplomasinin neye benzemesi gerektiği konusunda değerli bir model sunuyor.” Flynt Leverett ile aynı panelde konuşmacı olduğum ve tam da bu bölümdeki tezleri ben de savunmuş olduğum için, bu satırlar hayli “tanıdık” ve daha önemlisi “doğru” geldi bana. Paul Salem, Arap basınının en saygın yayın organlarından birinde İstanbul gözlemlerinin ardında yazdığı yazıda “Bu, Ortadoğu’da Türkiye’nin Yüzyılı Olabilir mi?” diye başlık atabiliyor. Yazının içeriği bir yana, başlığı bile üzerinde durmaya değer. Yani, “Türkiye Batı’dan kopuyor mu?” diye sahte alarm zilleri çalmak ve Türkiye’deki askeri darbe sempatizanı-sığ laikçi muhalefete cephane sağlayarak ortalığı velveleye vermek, ne bugünkü uluslararası dengeleri, ne Ortadoğu’nun nasıl ve nereye doğru yol aldığını ve bütün oluşum içinde Türkiye’nin nerede yerleştiğini anlamaya imkan vermiyor. *** *** *** İsrail’le soğuyan, sanki buna inat İran ile ısınan ilişkiler, ilk bakışta geçenlerde tartışma konusu yaptığımız “eksen kayması” varmış gibi bir izlenim doğurabilir. Türkiye için bir “eksen kayması” söz konusu mu değil mi, tartışmaya değer. Ancak, asıl tartışılması gereken, uluslararası politikada eski, bildik “eksenler”in yerli yerinde durup durmadığı. Yani, Türkiye’nin “eksen kayması” diye görülenin, uluslararası sistemde “eksenler”in yerinden oynamasının yol açtığı bir “yanılsama”, bir “göz aldanması” olması ihtimali çok güçlü. Türkiye’nin birkaç yıldır İran-İsrail parantezi arasında kıstırılan Ortadoğu’da ne yapmakta olduğu, ancak, bu alanda Avrupa’nın oluşturduğu büyük boşluk ve Amerika’nın itibar kaybı göz önüne alınarak anlaşılabilir. Türkiye, Başbakan’ın “uslup kaymaları” bir yana, Ortadoğu’da ve dünya politikasında doğru ve olması gereken yönde yol alıyor. Bir kenara yazın. |