|
||
| Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi | ||
Fashionable’a dair son notlar |
||
| Onur BAŞTÜRK |
||
| Vivienne Westwood’un “Anglomania” defilesi aynı anda hem neşeli hem anarşist hem de her zaman olduğu gibi çok punk’tı! | ||
| Podyumda bildik adımlarıyla değil, aylak bir yaz mevsimi tavrıyla yürüyen siyah rujlu mankenlere, kolaj şapkalara, çocuksu dursa da kıyafetlerin orasına burasına iliştirilmiş küresel ısınma mesajlarına ve tabii defilenin sonunda seyirciyi selamlayan Westwood’a bayıldım. İnsan yaşlandı mı böyle şahane yaşlanmalı. Ve kendisinden asla vazgeçmemeli. Westwood pazar gecesi hepimize bunu hatırlattı. Bruce Willis’in Missoni defilesini izlemek üzere salona girmesiyle beraber bir alkış koptu, ıslıklar filan... Bu konuda hâlâ kararsızım. Bir yandan hiç cool gelmedi bu alkış tufanı. Bir yandan da coşkulu, samimi bir karşılamaydı diye düşündüm. Evet, hâlâ kararsızım. Fashionable’ın son gece (pazar) yapılan final partisi en iyi partisiydi. Anjelique’de ELLE dergisinin ev sahipliğinde gerçekleşen parti, mekanın üç katına birden yayıldı. En üst kata Bruce Willis ve eşi konuşlandılar. Buraya herkes çıkarılmadı. Kapıda badigart vardı. Keza ikinci katla birinci kat arasında da badigart vardı. Hintlilerin meşhur kast sistemi gibiydi yani parti: En alttakiler, ortadakiler ve en üsttekiler... İstanbul mekanlarını Teksas’a çevirdiler demem boşuna değil. Bakınız, Fashionable’ın ilk gece Reina’da yapılan özel partisine (hani Cavalli’nin davetli olduğu) adı listede olmadığı için alınmayan birisi, partiyi organize eden ünlü şahsa köpürüp tehditler savurmuş uluorta, “Beni almazsan ayağına sıktırırım” diye... Of, of, of kimlerle uğraşıyoruz yahu. Son tahlilde Fashionable hedeflediği amacına ulaştı. Zaten en baştan Paris ya da New York Fashion Week’leri gibi bir organizasyon ve oradaki iddia hedeflenmiyordu. Bu bir ilk adımdı. Ve her şey gayet şık oldu. Tek eleştirim şu: Genelde defilelerin ön sıralarında gerçekten ünlü insanların (ama gerçekten) yanı sıra, moda işinin içinde olan (dergi editörleri, yazarları, hatta blogger’lar) otururlar. Fashionable defilelerinde ise ön sırada oturanlar evlere şenlikti: Haftalık sosyete dergilerinin kadrolu elemanları... Önümüzdeki senelerde umarım bu adaletsizlik düzelecektir, umudum var. Bu kadar yalana da pes! Birileri mekanının imajını kurtarma derdinde, birileri sanal cemaatlerinde mevzuyu akbabalar gibi kemirmekte, EN EN EN FENASI da tabii, tokatçı Can Tanrıyar’ın zihin bulandırmaya yönelik yalanlarını üzerime üzerime salması. Yalanlarıyla beni, tüm hayatımı taciz etmesi. Bu kadarı da fazla, yeter! Uluorta tokat yediğim yetmedi, bir de üzerime çamur sıçratıyor, belaltı iftiralar döşeniyor. Kısacası, hedef saptırıp olayı bambaşka yöne çekmeye çalışıyor. Bir dakika diyorum, orada durun. Olaya şahit olanlar var. Ne olup ne bittiğini görenler. Gayet net: Malum kişi tam ben mekanı arkadaşlarımla beraber terk etmek üzereyken yerinden kalkıp bana doğru yöneldi ve “Merhaba, bir dakika” dedi. Bendeniz de “Efendim?” diye döndüm. Ve üzerine hiç beklemediğim o tokadı yedim. Her şey 10, bilemedin 15 saniyede yaşandı bitti. Karşı tarafın uydurduğu, fantezilediği o şeyler asla yaşanmadı. Diyor ve bu olaya bir nokta koyuyorum. Artık iş yargıda. Ne kendimi ne de sizi daha fazla bu kötü enerjiyle boğmak istiyorum. Çünkü benim için: Küfreden kendisine küfreder aslında. Yalan söyleyen de kendisine yalan söyler... |