20 Nisan 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
04.10.2009

Peygamberimiz, Hatice’nin aşkına emanet edildi

Gülden AYDIN gaydin@hurriyet.com.tr

Peygamberimiz, Hatice’nin aşkına emanet edildi
İslami kesimin tanınmış yazarı Sibel Eraslan, bu kez ister mümin ister laik, herkesin çok etkileneceği bir kitap yazdı: Çöl Deniz/Hz. Hatice. Timaş Yayınları’ndan çıkan kitapta Eraslan, kırmızı çizginin ötesine hürmetli bir cesaretle geçiyor, Hz. Muhammed ile Hz. Hatice’nin aşkını, iki nehir gibi birbiriyle karışıp aşk denizine
dönüşen evliliklerini anlatıyor.
* Hz. Meryem, Hz. Fatıma’nın biyografisinin ardından şimdi de Hz. Muhammed’le Hz. Hatice’nin aşkını romanlaştırdınız.
- Edebiyatın beni daha özgürleştirdiğini gördüm. İlahiyatçı değilim ve din hakkında bir kadının konuşması çok kolay değil. Din tarihleri de yüzyıllardır erkeklerin kaleminden çıktı. Şayet edebiyata yaslanmasaydım, dinsel bir kitap yazmaya cesaret edemezdim.
* Mümin erkekler bu kitabınızı da okurken zaman zaman irkilecek, kaşlarını çatacak.
- Bu kitap Hz. Muhammed’in hayatı değil. Eşi, sevgilisi, ilk aşkı olan Hz. Hatice’nin hayatı. Çok güçtü tabii. Çünkü son peygamber, bir insanın gelebileceği en kâmil manada son örnek ve Allah’ın ‘sevgilim’ diye hitap ettiği bir suret. Bu parlak cevherin yanındaki kadına projektör yönlendirmek çok kolay değil. Kadrajı kadının üzerine getirmek için yoğun bir çaba sarf ediyorsunuz. Seküler manada ikisini birbirinden ayıramazsınız. Aşk, iki nehrin bir denize dökülmesi gibi.
* Bu aşkı İslam tarihinin satır aralarında kaç yıl aradınız?
- On yıldır düzenli okuyorum. Biz hürmetle onları kendimizden uzaklaştırmışız. Bu hürmet, bilgisizliği ve kolaycılığı da getirmiş. Onlar gelmiş geçmişler, azizeler, kutsal kadınlar. Peygamberlere eş, anne olmuşlar. Bunun dışında bir bilgimiz yok. Oysa kadındılar. Biz bugün kadın olarak neyle karşılaşıyor, hangi zorlukları yaşıyorsak, onlar daha da zorunu yaşıyorlardı.
* Hz. Hatice nasıl bir kadın?
- Kızların diri diri toprağa gömüldüğü, had safhada ataerkil bir devirdeydi. İki evlilik yapmış, birinci eşini kaybetmiş, ikinci eşinden boşanmış ve kendinden genç bir erkekle evlenecek. Önceki evliliklerinden çocukları var. Bugünden baktığınızda bile çok kolay şeyler değil. Sevgiyle, aşkla, çok kez fedakarlıkla ama aklıyla, direnciyle, kendi seçimleriyle hayatı omuzlamış çok güçlü bir kadın. Fevkalade hayran oldum. Hz. Meryem de çok güçlü ama onda hep masumiyet, mağduriyet vurgusu var. Hz. Hatice’de mağduriyet, çekilen çileler var ama aynı zamanda hayatı kendi iradesiyle kurma fikri de var. Çok cesur bir kadın. Aklın ve cesaretin simgesi. Son peygamberin de yeryüzünde emanet edildiği kişi aynı zamanda. Hatice’nin gözleriyle bir kere daha seviliyor Hz. Peygamber. Cenabı Allah onu sevdi, yeryüzüne gönderdi ve onu bir kadının aşk dolu gözlerine emanet etti.
* Neden bir kadına emanet etti?
- Başka bir arkadaş, yoldaş var edebilirdi. Bu bir erkek, ordu olabilirdi. Ama ilk vahyin indiği gün koştuğu, “Beni örtün” diyerek kendini teskin etmesi için sarıldığı kadındır. Bunu çok önemsedim.
İSLAM TARİHİNDE ÖRNEĞİ YOK
* Yazmaya karar verdiğinizde hata yapma, maksadı aşma, günah işleme kaygılarınız, vazgeçmeniz için nasihatler oldu mu?
- Nasihat almadım, yaşım büyüdü. Ama kendi otokontrollerim nedeniyle hasta oldum. Bir yılda yazdım. Kitabın son dört ayında çok hastaydım. Bu yaz çok zor geçti. Çölle çok bütünleşmiştim. Bazen evin içinde güneş gözlüğü takıyordum. O yakıcı, göz kamaştırıcı ışığı hissediyordum. Dişlerimin arasında kumlar vardı sanki. Yakın çevremdekiler, oğullarım çok endişelendiler. Hata yapmak, hürmeti çiğnemekten korkuyordum. Sıradan insanlar için aşktan bahsedilmesi, hayayı çok titretici bir iş. Hele ki İslami kesimin içerisindeki bir kadının aşktan bahsetmesi çok zor bir şey. Bir de bu Hz. Peygamber’in özel hayatı, aşkı olunca büyük bir baskıyı kendi kendinize uyguluyorsunuz. Kitap bitti, uzun süre yürümekte zorluk çektim. Yerlerde sürünüyordum. Yeni yeni kendime geliyorum.
* İslam tarihinde Hz. Muhammed ile Hz. Hatice’nin aşkının anlatıldığı bir örnek daha var mı?
- Bildiğim kadarıyla yok. Hz. Peygamber’in hayatı hep yazılmıştır. Hem edebiyatta hem İslami bilimlerde bir gelenektir. Hz. Hatice’nin gözleriyle aşka bakmayı denediğim için yeni. Yöntem olarak edebiyata yaslanarak hikayesini yazmak, benim yolumu açtı. Kız çocuklarının ilahiyat tahsilini çok önemsiyorum. Kadın duyarlılığını ortaya çıkarmak konusunda önümüzü açacaklar. Bir edebiyatçı olarak bu araştırmalara bir yol açma dileğindeyim.
‘BEN KIZLAR BABASIYIM’ DERDİ
* Hz. Muhammed’in evinde sizi en çok etkileyen ne oldu eşler arasında?
- Hz. Peygamber’in 63 yıllık hayatında sadece 33 günü savaşla geçmiş. Bunu öğrendiğimde dehşete kapılmıştım. Sadece savaşlar içinde anlatılan bir peygamberin mücadeleyle, boykot, hicretle geçen bir hayatı var. Mesela mescitte namaz kılan kadınlara dönüp el sallıyor, yanlarına gidip onlara hal hatır soruyor. Kuşu ölmüş üzgün çocuğa gidip kuş taziyesinde bulunuyor. Torunlarıyla koşu yarışması yapan, eve getirdikleri köpeği seven, onlarla ceylanları seyreden bir peygamber. Bunları öğrenince o zaman anlıyorsunuz, niçin Rahmet Peygamberi olduğunu. Çok insan, çok tatlı, çok sevecen peygamber efendimiz.“Ben kızlar babasıyım” diye kendisini tanıtırdı. Kızı Fatıma kapıdan girdiğinde ayağa kalkan, avuçlarının içinden, alnından öpen biri.
* Hz. Hatice’ye olan aşkını anlatır mısınız?
- 25 yıl süren evlilikleri boyunca ikinci bir evlilik yapmamış. Aşkın, vefanın hiç eksilmediği bir evlilik. Çok iyi arkadaşlardı. Her şeyi birlikte göğüslüyorlardı. Sadece iyi günde beraber değiller. Üç yıl boykota tabi tutuluyorlar. Açlıkla imtihan edildikleri yıllar. Kimse selamlarını almıyor, kimse bir şey satmıyor. Bir mahallenin içine hapsediliyorlar 80 Müslüman’la birlikte. “Herkes beni tecrit ederken Hatice beni buyur etti gönlüne” diyor.
Âşık bir kocaydı ve eşinin önceki evliliklerinden olan çocuklarına karşı çok iyi bir babaydı
* Hz. Hatice’yi nasıl tasvir edersiniz?
- Hz. Hatice’ye ne diyebilirim, neye benzetebilirim? Peygamber efendimizi içine alan, vahyin evinin kendisiydi. Peygamber’in elbisesiydi. Rahman ve rahim olan Allah’ın parlak bir şekilde tecelli ettiğini görüyorsunuz bir kadında. Bir kadının aşkına emanet edilmiş son peygamber.
* İslam tarihinde Hz. Hatice’nin önceki evlilikleri ve yaş farkı pek anlatılmaz.
- Çünkü son peygamberin yapacağı evlilikte bekaret, gençlik ve güzellik çok önemsenir. Oysa Hz. Hatice iki evlilik yapmış, yaşça daha büyük. Bütün bu bildik, yerleşik bilinçaltımızdaki ataerkil şeyler de kırılıyor. O ayetler inerken Allah, habibini üç çocuklu bir kadına teslim ediyor. Yaş farkına kitapta değinmedim.
* Çocuklarla ilişkisi nasıl Hz. Peygamber’in?
- Öyle güzel bir ebeveynlik yapıyor ki, o çocuklar hayatları boyunca Resulullah’a sadık kalıyorlar. Ondan sonra Fatıma ve Ali’nin, sonra da Hasan ve Hüseyin’in yanındalar. Son nefeslerine kadar, Ehl-i Beyt’in savunucusu ve yanında yer alıcısı kılıyor.
* Hatice nasıl bir kadın?
- Herkesin kendine göre bir Hatice’si var. O dönemde yaşamadım. Okuduklarımızdan doğan tasavvur var. Şunu gördüm, herkes tıpkı kendi Meryem’ini çizdiği gibi, ki hiçbiri diğerine benzemez, benden sonra yazacaklar da olacaktır, hepsi birbirinden farklı olacaktır. Benim Hatice’m çok güçlü, kararlarını kendisi veren, iradeli, alçak gönüllü, müşfik bir Hatice. Sosyal yardımlaşmayı hayata ilk geçiren kadın. Kimsesiz, dul kadınların, yetim çocukların sığındığı ilk ev onundu. Bu nedenle Hatice’nin pratiklerini çok önemsiyorum. Günümüzdeki sivil toplum örgütlerinin, yardım kurumlarının ilk nüveleri onun evinde ve onun elleriyle atıldı.
Damlarda yolunu beklerdi
* Özel hayatlarında karı kocalık ilişkilerinde nasıllar?
- Birbirlerine çok düşkünler. Birbirlerini özlüyorlar, merak ediyorlar. Hz. Peygamber sefere gittiğinde Hz. Hatice’nin aşık olduğu erkeği evlere sığamayıp pencerelerde, çatılarda gece gündüz beklediği, yolunu gözlediği tarihi kaynaklarda yazar zaten. Beklediği günlerde yazdığı şiirler var. Bunlar Türkçeye çevrilmedi. Peygamberimizin evde duramayıp Hira Dağı’nda tefekküre daldığı günler hele daha zor. Hz. Hatice sepeti koluna takıyor, ekmeği, hırkayı alıp peşinden dağlara çıkıyor. Hayatı hep Hz. Peygamber’i takip etmekle, kol kanat germekle geçiyor. Bu ancak aşkla olur. Öyle bir aşk ki, adamlarına söylüyor, başına bir şey gelmesin diye takip etmelerini. Ama dayanamayıp kendisi de gizlenerek gidiyor. Melek haber veriyor Peygamber’e, Hatice şu kayanın arkasında, diye. Allah ona selam söylüyor.
* Kerem ile Aslı gibi... Ama kavuşmuş halleri.
- Ben hep Yusuf ile Züleyha’ya benzetirim. Sanki onların birbirlerine kavuşmuş halleri. Peygamberimiz, Hz. Hatice evliliklerinin 25’inci yılında, 60 yaşında vefat ettiğinde arkadaşlarını bile çok seviyor. On yıl sonra Medine’de ihtiyar bir kadın yanına geliyor, hırkasını çıkarıp altına seriyor. Kimdi, diye soranlara, arkadaşıydı, diyor. Hz. Muhammed, vefat edinceye kadar, Hatice’nin sevdiği arkadaşlarına her bayram hediye gönderiyor. Hz. Ayşe, “Kendisini görmedim ama eşleri arasında en çok kıskandığım Hz. Hatice’dir” der. Çünkü Hz. Muhammed, en çok Hatice’ye aşıktı.
* Hz. Ayşe, kıskançlığını gizlemiyor.
- Çünkü ona hiç toz kondurmadı peygamberimiz. Hz. Ayşe de çok tutkulu bir aşkla seviyor peygamberimizi. Ayşe’ninki, Medine dönemindeki bir evliliktir. Yani Müslümanlar iktidardadır. Hz. Hatice ise muhalefet günlerinin Hatice’sidir, varını yoğunu vermiştir.
Onun hayatında kendi eksikliklerimi gördüm
Geleneksel kutsamalarımız, kadınları hayati gerçekliklerinden kopardı. Başlarına kutsallık halesi çizdik, hayattan çıkardık. Bir cümleyle Hz. Muhammed’in eşi, deriz. Oysa o Hatice’ydi. Kadın olmanın bir suça dönüştüğü yıllardan vakarla çıktı. Hz. Muhammed’le yolları kesişinceye kadar çok önemli bir hayat tecrübesi edinmişti ve bu tecrübe onu bu aşkın kıyısına getirdi. Hz. Hatice’yi yazarken kendimi çok güçsüz hissettim. O, çölün içinde denizi var etmiş bir kadın. En zor şartlarda kendini var kılmış bir kadında kendi eksiklerimi, naifliklerimi, gayretsizliklerimi gördüm. Binlerce yıldır ikinci cins olarak maruz kaldığımız hoyrat bakışı bütün sivri uçlarıyla hissettim. Ama 1500 yıl önce bir kadın bunların üzerine yalınayak basarak yükseliyordu.
Hz. Hatice çok zengin bir kadındı
- Hz. Hatice Mekke borsasının liderlerinden. Kendi emeğiyle servet edinmiş, ticaret ehli bir işkadını. Ömrünün son üç yılına denk gelen boykot günlerinde servetini dışlanan Müslümanlara dağıttı. Son giydiği elbisesinde yamalar olduğu anlatılır. Çok güzel bir kadın olduğu söyleniyor. Kokuyu çok önemsiyor. Kumaş ve mücevher seçimleri, bilgisi var. Kokuyu önemseyen bir kadının, kadınlığının had safhada ileride olduğunu düşünüyorum.
Aralarında değişik hitapları vardı
* Modern dünyada mümin ya da laik kesimdeki evliliklere kıyasla Hz. Peygamber ve Hatice’nin evliliği daha mı ileriydi?
- Bugün de kadın için boşanmak zor. Bir hukukçu olarak benim de önermediğim bir durum. 1500 yıl önce Hz. Hatice bunu başarıyor. Yıkıldım, eyvah mahvoldum, demiyor. Anne babası yok, erkek kardeşleri savaşta ölmüş. Üç küçük çocuğuyla hayatı yeniden kuracak gücü bulabiliyorsa 1500 yıl önce bir kadın, çok akıllı, sağduyulu, geniş yürekli, cesur bir kadındır. O dönemde Mekke’de dul kadınlar isabe denilen alınlıktan takarmış. Evet, güzeldir akıllıdır, iç dünyasında kırılgandır ama dış dünyada isabe ehlidir. Geleceği hakkındaki kararları bir veliye ihtiyaç duymadan kendisi vermeye muktedir bir kadındır.
* Garipsiyorum ama kitabınız sayesinde cesaret edip soruyorum: Hz. Muhammed nasıl bir kocaydı?
- Eş diyelim. Nezaketiyle, zarafetiyle, ahlakıyla çok etkileyiciydi. Peygamber’in centilmen, gönül alan, espriler yapan bu özelliğinden çok şaşırarak etkilenmiş.
* Hz. Muhammed iltifat ediyor mu eşine?
- Tabii ki. Kendi aralarında parolaları var. Aynı sülaleden geldikleri için Hz. Hatice ona amcaoğlu, diyor. Böyle dediğinde ortada latifeli bir durum olduğunu anlıyorlar. Değişik hitapları da var.
* Hz. Muhammed’in evine erkekler geldiğinde Hz. Hatice başka odaya geçiyor muydu, taassup nedeniyle?
- O ileri gelen erkeklerin çoğuyla zaten Hz. Hatice tanışıyor. Görüşmelerde yer alıyordu. Sözü dinlenen bir kadındı. Daha sonra Hz. Fatıma da katıldı toplantılara babasının yanında. İnsanları geçelim, Allah’ın muhatap aldığı bir kadın. Zaten peygamberimizin diğer insanlarla muhatap olmasındaki gücü ona Hatice vermiştir.
ZORLUKLARA DİRENÇ DİLİ AŞK DİLİYDİ
* Hz. Muhammed’in kadınlara yaklaşımı nasıldı erkeklere göre?
- Benim dikkatimi çeken, peygamberimizin bazı tanıdığı hanımların evine girip yemek yemesi, uyuması gibi pratikleri var. Mescitte temizlik işçisi zenci bir kadın ölünce, peygamberimize sormadan defnediyorlar. Öğrendiğinde o kadar üzülüyor ki, kabrine gidip cenaze namazı kılıyor, dua ediyor. Ama biz 33 günlük savaş sürecine odaklanıyoruz. Vakur bir kumandan ama vicdan sahibi. On Müslüman’a okuma yazma öğreten esirleri salıveren bir kumandan. Kendi yemeğini esirlere verip kuru ekmek yiyen bir kumandan. Sadece direnç, cesaret üzerinden anlatıyoruz. Hayatın zorluklarına karşı kurduğu direnç dili, aşk diliydi. Bunu göz ardı ettik.
* Kitabınızda özellikle dindar karı kocaların öğrenecekleri çok şey var...
- Evlilik, boşanma gibi konularda dindar-laik ayrımı yapmıyorum. Hepsi de aynı sorunlarla karşı karşıya. Kızı olduğunu öğrenen babaların yüzü kapkara olurken, Hz. Muhammed, kız çocuğu doğduğunda kurbanlar kesen, temennalarla karşılayan, bir de dönüp “Ben kızlar babasıyım” diyen, soyu da kızının üzerinden yürüyen bir baba. “Beni seven Fatıma’yı sevsin” diyor. Daha büyük emir var mı? Çarığını dikiyor, sütünü sağıyor, bardağını yıkıyor, yatağını toplayıp açıyor. İslam ordularına kumandanlık ediyor ama kızına da kalkıp yer veriyor. Hz. İsa ölüleri diriltiyor, Musa denizleri yarıyor. Bizim Peygamberimizin son peygamber olarak en büyük mucizesi, en beşeri sıfatlarla en beşeri hayatı yaşaması.
* Erkek okurlarınızın birçoğunun eş Hz. Muhammed’i okudukça utanacaklarını düşündüm.
- Örnek aldım, diyebilirler. Bu ahlak kitabı değil. Böyle bir aşk yaşandı yeryüzünde, kadın ve erkek arasında güce dayalı yıpratıcı ilişkinin dışında başka bir şeyi de gördüm. Onlar iki nehir gibi birbirlerine coşarak aktılar. Bir aşk denizi içinde birbirlerine kavuştular. Birbirlerini birbirlerinden ayırt edemediler. Hangisi Hatice’ydi, hangisi Muhammed’di karıştırdılar. ‘Ha’ ile ‘Mim’, yani Hatice ile Muhammed, hat sanatında da aşkın önerisi.
* Hz. Muhammed ile Hz. Hatice’nin aşkında ne gördünüz?
- Aşkın çok zor bir şey olduğunu. Kendini feda etmeden aşk olmuyor. Bunun ürkütücü bir yönü de var. Asla kolay değil. Adeta kendi varlığını heba etmek gibi. Binbir mihnetin içerisinden aşkı bir direnç hareketine, eyleme dönüştürerek çıktılar. Aşk platonik ve içe dönük değildi. Kendileri gibi çevrelerini de güzelleştirici, diriltici bir aşktı. Cenab-ı Allah’ın yaratış özündeki aşk başlangıcını Hatice ile Muhammed adındaki iki kişi yeryüzünde insani öğelerle tekrar var ettiler, çevrelerini de böyle kurdular. Bu aşkla yeryüzünü adeta bir kere daha geometrize ettiler.
Kitaptan...
(...) Aynılık canına tak ettiğinde, ondan bir hatırası, ona benzeyen ve onu anımsatacak bir şeyi olsun istiyordu. Canından can sunmak eşine, onun canından kendi canına bir bağ bulmak, içinden bir iç çıkartabilmek, aşkıyla çoğalıp taşmak istiyordu Hatice Hatun. (...) Birbirine aşık iki beden birbirine ev, sığınak, mağara olurdu Hatice’ye göre. İkiyken bir olmanın sırrına vardıklarında, aşkın denizine dökülen iki nehir gibi karıştıklarında, Hatice çoğaldıklarını, uzadıklarını, her seferinde bir yaş daha büyüdüklerini, hayata dair ciddi bir mesafeyi aşıp yol aldıklarını bilirdi. İkiyken bir olduklarında onlar, her şeyi başlatan ilk kelime o anda sökülür cevherinden, dünya yeniden kurulmaya başlanırdı. (...) böyle günlerden birinde, kalem kağıda en güzel şiirlerinden birini yazacaktı işte. O ilk şiirin ismi Kasım’dı. Annesinin rahmine yazıldığı gün Kasım’ın künyesi, Hatice Hatun’dan tekvin kokusu yükselecekti.