|
||
| Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi | ||
Bayramda... |
||
| Onur BAŞTÜRK |
||
| İzmir’de olsaydım Konak Pier’deki Ada Balık’a ya da Ahu Aysal, Selma Türkeş’in de sıkça gittiği ınciraltı’ndaki Sipari’ye (ki bu bir şenay Düdek tavsiyesidir) giderdim. | ||
| Ankara’da olsaydım Filistin Caddesi’ndeki Big Chefs’de kahvaltı eder, akşam da Wall, Dablyu gibi Çayyolu civarındaki mekanlardan birinde eğlenmeye giderdim. Antalya’da olsaydım büyük olasılıkla sıkılırdım! Ama yine de Beach Park içindeki fazlasıyla gürültülü canlı müzik mekanlarından birine giderdim ya da Hillside Su’nun şamdan’ına, disko toplu lobisine... Ama ıstanbul’dayım ve işte buraya dair bayramlık önerilerim: Yavaş yavaş suyu çıkmaya başlasa da Asmalımescit mekanları yeme-içme için gayet uygun ve bol seçenekli. Oradan Tünel Meydanı’ndaki Lokal’e akardım. Orta salaşlıkta ama tam bir eğlence arıyorsam Araf’a ya da Küçük Beyoğlu’na bakardım. Gece sonu The Marmara’nın tepesindeki Mikla’da mutlaka bir kahve içerdim manzaraya karşı. Haliç, Boğaz, Topkapı; ne ararsan hepsi ayağının altında. Ya da 360’a giderdim. şehirde kalan yabancılarla (onların favorisi bu mekan niyeyse) dans eder, burada sıkıldığım vakit Nu Teras’ta soluğu alırdım. Gündüzleri ıstinye Park’taki Masa’da, Bağdat Caddesi’ndeki Saloon’da vakit öldürür ya da Hisar’daki Nar’a uğrardım. Bebek’te ise bildik mekanların aksine Lucca’nın karşısına açılan Steak House’un etlerinden tadar (köftesini yedim geçenlerde, çok lezizdi), oradan da Lucca’nın üst katında oturan Pınar Altuğ ve kızı Su’ya bayram ziyaretine giderdim tüm Lucca ahalisiyle beraber! (gıcık oluyormuş ya Pınar Lucca’nın gürültüsüne). Ve bu yazıyı okuduktan sonra yetinmeyip bir de üzerine “Bayramda nereye gidilir?” diye asla beni aramaz, kendi halime bırakırdım. CSI gibi haber bültenleri ya da şifreli sucuk ekmek Cem Garipoğlu’nun teslim olmasıyla beraber ana haber bültenleri CSI dizisi gibi oldu. Herkes olaya dair ilginç ayrıntılar yakalamak için birbiriyle yarışıyor. Ama neredeyse hepsi şu sucuk-ekmek olayına takılıp kaldı. Mesela bir ana haber muhabiri, o sucuğu satan büfeciyle konuştu. Meğer sucuğu malum avukat bey almış kendi elleriyle. Cem o sırada arabada beklemiş. Acaba avukat bey elleriyle mi yedirdi o sucuğu Cem’e, onu da merak etmekteyim... Bir başka kanaldaki haber bülteni ise “sucuk-ekmek şifresi”ne dikkat çekmişti. Psikoloğun birine sormuşlar, meğer sucuk-ekmek istemesi çok da sağlıklı değilmiş Cem’in. Çünkü kızarmış et yemesi, Cem’in bu canavarca cinayetten hiç mi hiç etkilenmediği manasına geliyormuş. Travma sıfırmış yani. Bir de şu hadise var, “Cem’in teni hiç güneş görmemiş sayın seyirciler” hadisesi. Efenim çok beyazmış Cem. Yaz boyunca bu kadar beyaz kalabildiğine göre demek ki 197 gün evden dışarı adımını atmamış. Bunu cidden inanarak söylemelerini aklım almıyor. Adam bahçeli bir evde kalıyormuş zaten. Kesin çıkmıştır. ılla güneşlenmesi mi gerek? Nasıl tespitler bunlar. Kör topal CSI tespitleri... Toro’cular da şaştı bu işe... Talimhane enteresan bir yer. Aslında mikro bir Sultanahmet. Otel bölgesi olması dolayısıyla her milletten yabancıya orada rastlamak mümkün. Dolayısıyla burada irili-ufaklı bir sürü kafe-bar var. Bunlardan biri şu günlerde çok konuşuluyor: Toro. Aslında Toro küçücük, kendi halinde bir tostçu ve köfteci. Toro’yu Toro yapan hemen karşısındaki gazete. Lakin buraya gelen 30 kadar gazeteciden “Toro’da fazla vakit geçiriyorsun” iddiasıyla savunma (!) istemiş kurumları. Hatta bu absürd iddia gerekçe gösterilip bir çalışan işten çıkarıldı. Böylece Toro, gazeteciyi işinden eden ilk kafe olarak tarihe geçti. NOT: Bekir Coşkun ve Umur Talu’nun yolu Toro’ya düşmez, ama yine de tost için Bambi’ye filan gitsinler derim, ne olur ne olmaz. |