|
||
| Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi | ||
Yaşar Büyükanıt neden korkuyor |
||
| Yalçın BAYER |
||
| BAŞBAKAN, "Yaşar Paşa ne konuştuğumuzu açıklarsa ben de konuştuğumuz şeyleri açıklarım!" dedi. | ||
| Devletin en üst makamında bulunan iki kişinin, Başbakan ile Genelkurmay Başkanı’nın aralarında geçen uzun bir görüşmeyi böylesine kurumları ve Türk devlet gelenek ve ilkelerini hiçe sayan bir yaklaşımla, sanki birilerinin ömür boyu saklamaya mecbur olduğu ’mezara taşınmak’ zorunda olunan ayıplı sırları varmışçasına ifade etmeleri kabul edilebilir mi? Bu ülkenin gözbebeği, silahlı kuvvetlerin başkomutanlığını yapmış bir kişi eğer birazcık ettiği yemine sadıksa çıkıp "Benim ve bir dönem temsil ettiğim kurumun açıklanmasından korkacağım hiçbir pazarlığı ve hesabı olmamıştır bu görüşmede!" diyemiyor mu? Hiç mi bunca yıl komutanlık yaptığı silahlı kuvvetleri ve onun başını zan altında bırakan bu konuşma Sn. Yaşar Büyükanıt’ı rahatsız etmiyor? Neden hiç olmazsa emekli olduğu bu dönemde, bir kez olsun bu işin sorumluluğunu alıp geçmişte yapmadığı kadar farklı duruş gösteremiyor ve içinden çıktığı bu ocağın şeref ve namusuna yönelik şüpheli yaklaşımlara karşı "Hiçbir açıklamadan korkulacak bir durum yoktur!" diyemiyor. Kurtuluş Savaşı’nda alması gereken tepeyi yarım saat geciktiği ve alamadığı düşüncesi ile bu durumu onur ve şerefine yediremediği için intihar eden Albay Reşat Çiğiltepe’nin hikayesini de mi bilmez Sn. Büyükanıt? Ya da önünde uzun bir süre varken siyasi irade ve Başbakan ile ilkelerine ve silahlı kuvvetlerin geleneklerine ters bir süreç yaşandığı için istifa etme cesareti gösteren Sn. Em. Org. Necip Torumtay’ı da mı hatırlamaz? Neden Sn. Büyükanıt kendisi için önemli olmasa da silahlı kuvvetlerin onur ve şerefini zan altında bırakan bu yaklaşımı elinin tersi ile kenara itip "Buyurun her şeyi açıklayın!" diyemiyor. Ya da Sn. Başbakan haklı! Öylesine bilgi ve belgelere sahip ki bu görüşmeye ilişkin Sn. Başbakan, Sn. Büyükanıt bırakın mezara kadar, mezardan sonra bile bu görüşmenin bilgilerinin açıklanmasını istemiyor! Hiç şüphesi olmasın, Sn. Büyükanıt’ın bu görüşmenin er ya da geç gerçek içeriği açıklanacak ya da açığa çıkacak. Ama bugün, ama yarın... Ancak o gün kendisini savunmaya kalkacak insanlara bu milletin zerre kadar güveni ve inancı olmayacaktır. Orduya karşı darbe mi? BİR gazetede, Genelkurmay Harekat Başkanlığı’nda görevli bir Albayın imzası ile hazırlandığı iddia edilen bir belge yayınlandı. Bu belgede, cemaate, AKP’ye karşı yapılacak eylemler tadat edilmiş. Bu belgenin, Ergenekon sanığı üstün hizmet ödüllü eski bir askerin avukatlık bürosunda bulunduğu iddia ediliyor. Bu haber üzerinde Genelkurmay, kapsamlı bir soruşturmaya başladığını açıkladı. Belgeyi yayınlayan gazete bütün yayın çizgisini Ordu’nun pasifize edilmesi üzerine kurgulamış durumda... Bu belgenin halen tutuklu olan eski asker şimdi avukat kişinin ofisinde nasıl ele geçirildiği ortaya konulmak durumunda. Ceza yargılama usulü kanunu (madde 130), avukat bürolarında arama ve el koymanın nasıl yapılacağını düzenlemiştir. Arama için mahkeme kararı gerekir. Kararın uygulanmasında savcı denetimi ve Baro Başkanı veya bir temsilcisinin bulunması şarttır. Bu belgenin bulunması ve zabıt altına alınmasında bütün imza sahiplerinin açıklanması önem taşımaktadır. Ergenekon tutuklu sanığı avukatın gıyabında yapılan bu aramanın bütün ayrıntıları kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Genelkurmay 2003 tarihindeki Süleymaniye ’çuval operasyonu’ ile başlayan bir dizi operasyona maruz bırakılıyor. Şemdinli, Büyükanıt’ın AKP’nin ekmeğine ballı kaymak süren şahsi muhtırası, Dolmabahçe tuhaflığı vs. Genelkurmay, ilgili belge konusunda gerekli açıklamayı bir an önce yapmak durumundadır. S.Ö. ’Üsküp halayı’ AB Comenius Gençlik Programları çerçevesinde ’LOOR- Aynı coğrafyada yaşayan farklı dinlerde hoşgörü’ konulu değişim programlarının Slovenya’dan sonra ikinci etabı geçen hafta Çorlu Özel Trakya Koleji’nde yapıldı. Avusturya, Almanya, İngiltere, İsveç, Litvanya, Polonya ve Slovenya’dan gelen 35 öğretmen ve 95 öğrencinin katıldığı ’medeniyetler’ buluşması Türkiye’de bir ilk sayılıyor. Proje sunumları okulda yapılırken, gruplar sırasıyla Edirne, Tekirdağ ve İstanbul’u gezdiler; Selimiye camisinden çok etkilendiler. Birlikte ’Üsküdar’a Giderken’ şarkısını söyleyip, gelin-damat halayı (Üsküp Halayı) çektiler. Okul sahibi Şule Çalışkan öğrencilere Türkiye’yi tanıtan hediyeler verirken, Müdür Ahmet Varol "Amacımız, okul eğitimi alanında Avrupa ülkeleriyle işbirliği yapmak suretiyle eğitimde kaliteyi artırmak ve kültürel diyalogu sağlayarak dil öğrenimini teşvik etmektir" diyordu. Okul olarak şimdiden AB’ye girmişlerdi. ’Biz Alman değil programcı arıyoruz’ BERLİN’de gazeteci Nazmi Kavasoğlu, geçen hafta düzenlenen German Turkish Week ’Alman Türk Haftası’ programının yöneticiliğini yaptığı panelde küreselleşme üzerinde konuşuyordu. Artık milliyetlerin pek öneminin kalmadığını, aslolanın insanın Türk ya da Alman olsun kaliteleriyle, başarılarıyla ele alındığını dile getiriyordu Kavasoğlu. Şu örneği veriyordu: Bir Alman işçi ve işçi bulma kurumuna gitmiş. Altını çizerek: Ben Alman’ım bana iş verin, demiş. Görevli Alman memur, başını kaldırmış: Biz Alman değil, bilgisayar programcısı arıyoruz, şeklinde yanıt vermiş. Salonda bulunan ve çok sayıda kanaat sahibi ve panele katılan üç Alman profesörün nutku tutulmuş. Ne yazık ki, global dünyada gerçek bu. GÜNÜN SÖZÜ "Antalya 642 kilometre sahili olan bir kenttir. Merkezi iktidarın, imar ve ruhsat yetkisinin belediyelerden alınıp Kültür ve Turizm Bakanlığı’na geçmesine yönelik tasarı ile denmektedir ki ’Sizin yerel yönetimlerinizi planlama ve ruhsatlandırmada devre dışına çıkaracağım.’ Bu ayıp bir şey. Bu seçim rövanşı olarak da yorumlanabilir." (Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Mustafa Akaydın) |