20 Nisan 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
22.01.1999

Çankaya'da soyunan bankayı da soydu

Oya BERBEROĞLU

Oya BERBEROĞLU



Çankaya Köşkü'nün önünde soyunan genç kadın nasıl bağırıyordu, hatırlıyorsunuzdur:

‘‘Milletvekili geliniyim, kocam beni satıyor...’’

Şovuna aldananlar yanıldı. Aslında o genç kadın medya sayesinde şöhret olmanın yolunu buldu. Maalesef bu tür olaylarda hep yaşandığı gibi, hemen her tv kanalında canlı yayınlara konuk edildi. Gazetelerde boy boy fotoğrafları yayınlandı. Soyadı gibi uyanık bu genç kadın ucuza gelen bu şöhreti boşa harcamadı, bir bankayı dolandırdı.

Farkındaysanız, genç kadının ismini vermiyorum, yeniden reklam olmasın diye... Banka ismini de gizli tutuyorum, ‘‘yol olmasın’’ amacıyla.

Çankaya'nın çıplağı, eşi ve yanlarındaki bir kişi orta boy bir bankanın başkentteki bir şubesine geldi. Üç kişilik ve 1.6 milyar lira tutarında ortak hesap açtırdı. Karı-koca şube yetkililerine yanlarındaki kişiden bir otomobil satın alacaklarını anlattı. O yüzden belirli bir tarihten sonra hesabın tek imzayla bu kişi tarafından çekilecek şekilde açılmasını istedi. Kısacası karı-koca otomobili teslim aldığında, satıcı da parayı çekecekti. Bankacılar bu garip alışverişten kuşkulanmadı değil. Hatta otomobilini satan kişiyi, ‘‘İsterseniz farklı güvenceler uygulayalım’’ diye uyardılar. Ancak hesap sahipleri gerek duymadı.

Anlaştıkları gün otomobili karı-kocaya teslim eden satıcı bankaya gelip parasını çekmek istediğinde, kara haberi aldı. Para bir saat kadar önce ‘Çankaya Çıplağı’ tarafından bankadan çekilmişti. Adamcağız şubenin orta yerinde dövünmeye başladı, ‘‘Parayı da almışlar ben ne yapacağım şimdi...’’ Şube yönetimi, olayı genel müdürlüğe haber verdi. Tecrübeli genel müdür bankanın herhangi bir sorumluluğu olmamasına rağmen olay büyümesin diye satıcının parasını ödetti...

‘‘Masum' gözüken satıcının da karı-koca ile ortak hareket ettiği kuşkusu aklıma gelmiyor değil hani...


DİSK Başkanı DSP yolcusu

DİSK Başkanı Rıdvan Budak, uzun zamandır siyaset sahnesine hazırlanan bir sendikacı. Artık dışarıdan konuşmak yerine Meclis'te mücadele etmek istiyor anlaşılan.

Budak'a ‘‘Adaylığınız kesinleşti mi? Hangi parti?’’ diye sordum...Rıdvan Bey, kendi partisi CHP'den teklif almadığını, DSP'den teklif geldiğini, kararını önümüzdeki kısa süre içinde vereceğini söylemekle yetindi.

İzlenimime göre Budak, bir aksilik olmazsa DSP'den milletvekili adayı olacak. İşçinin yoğun olduğu sanayii kentlerinden birinden. İstanbul, Bursa, Adana veya İzmir... 5 yaşında ayrıldığı kendi memleketi Erzincan'dan değil.

Hatırlarsınız, Refahyol iktidarında ilk muhalefet Türk-İş ve DİSK'ten yükselmişti. Beşli insiyatif daha sonra doğdu. İşte o dönemde CHP Lideri Deniz Baykal, yakın çevresine, Rıdvan Budak ve Bayram Meral'i seçimlerde CHP'den aday yapacaklarını söylüyordu. Aradan zaman geçti Baykal'ın fikri değişti. Budak için, ‘‘İyi politikacı olamaz’’ kanısına vardı.

Rıdvan Budak'ın CHP'den teklif alamamasında Deniz Baykal için Ankara'da sauna sohbetinde söylediği iddia edilen, ‘‘O... solcu bile değil’’ sözleri etkili oldu mu bilemiyorum. Bu sözler basına da yansımış, fakat Budak yalanlamıştı.


Erez'in yeni kadrosu


Yalım Erez,
Demokrat Türkiye Partisi'yle yeni bir kadro hareketi, temiz siyaseti hedefliyor biliyorsunuz.

Erez ile eski Adalet Bakanı Hasan Denizkurdu, davetli oldukları her platformda işte bu yeni anlıyışı anlatıyor.

Erez, ‘‘Değişim için halkla ittifak yapacağız. Herkes hareket, sistem değişikliği bekliyor. Holding sahibinden, işçiye, evdeki temizlikçiye kadar. Türkiye'nin sorunu yönetimdir, siyasettir. Başarılı olacağımıza inanıyorum. Bana öyle geliyor ki halk çürümüşlüğü oylarıyla temizleyecek’’ diyor.

Yalım Erez önümüzdeki pazartesi günü Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz Bölgesi'nin sanayi ve ticaret odaları başkanlarıyla Ankara'da bir araya gelecek.

Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Şirin Yiğit ile Karadeniz'den İbrahim Yamak'ın yeni hareketin milletvekili adayları olması bekleniyor. İTO Başkanı Mehmet Yıldırım da Erez'in yanında. İşadamları Selami Gürgüç (EGS) ile Okan Oğuz da öyle.

Yalım Erez, işadamları İnan Kıraç, Adnan Polat'la da bizzat görüştü. İkinci bir görüşme daha olacak. ANAP Milletvekili İlhan Kesici ile de konuştu. İsmet Sezgin de ANAP milletvekili Rüşdü Saracoğlu'yla temasta. Ancak benim tahminim Kesici ve Saracoğlu'nun kendi partilerinde kalacağı yönünde.

Bu arada DEPAR Genel Başkanı eski DSP'li Gökhan Çapoğlu da bu harekete destek veriyor. Çapoğlu, ‘‘ Sistemin yıkılmasından yanayım. Bu değişim ekseninin solunu da biz oluştururuz’’ diyor.


Okur mektubu

Duble maaşa, milletvekillerinin usulsüz emekliliklerine ilişkin yazdıklarımaza tepkiler gelmeye devam ediyor. Ankara'dan Avukat Adil Rastgeldi'nin mektubundan bir özet sunuyorum: ‘‘...Tanıdığım bir milletvekili. İsminin başına komi lakabı takılmış. Neden dersiniz? Milletvekili maaşı ile birlikte emekli maaşı da alabilmek için nasıl erken emekli olmuş? Süresi tutmadığı için bakın ne yapmış: İstanbul'da tanıdığı bir otelciden 'otelimizde komilik yapmıştır' diye belge alıp hizmetine saydırmış ve emekli olmuş. Oysa kendisi toprak ağası. Meclis'teki bir yetkili emekli olmak isteyen ancak süresi yetmeyen başka bir milletvekiline, ‘Eski tarihli bir şirket bulun, sizin orada çalıştığınıza ilişkin belge düzenlesinler, emekli edelim' diyerek yol göstermiş ve emekli edilmiş. Duble maaşa geçmiş.

İnanın milletvekillerinin emekli olmak için gösterdiği belgelerin tamamına yakını bu türlü olmuştur. Araştırın göreceksiniz.

Ayrıca 1950'li yıllarda milletvekilliği yapmış kişilerin eşi, dul kızları da milletvekili emekli maaşı almaktadır. Bazıları şeklen boşanıp dul kategorisinden emekli maaşı alıyor.

Tek maaş alan milletvekillerinin çoğu da yaşları el vermediği için hizmet belgesi sunamayanlardır, inceleyin göreceksiniz.

Nerede bir Adnan Kahveci...’’

Bu usülsüzlüklerle mücadele edecek bir babayiğit milletvekili veya kamu görevlisi nerede acaba?


Faize 4 milyar dolarlık baskı

Bankacılar ekonomik durgunluğun ne kadar süreceği hakkında neredeyse kahve falına başvuracaklar... Kolay değil. 1999 yılında hangi vadeye, ne kadar faiz vereceklerini önceden görmek istiyorlar.

Geçenlerde bankacılık kesiminin önde gelenlerinden biriyle konuşuyordum. Basit bir hesap anlattı.

Hatırlarsınız geçen temmuz ayında faizler düşüşe geçmişti. Tecrübeli bankacıya göre nedeni, sistemde fon fazlası olmasıydı. Teknik tanımları bir yana bırakırsak, temmuz ayında fon talebi toplam 80 milyar, fon arzı ise 83 milyar dolar düzeyindeydi. Yani piyasa 3 milyar dolar artıdaydı.

Sonra Rusya krizi geldi. Yabancılar Türk piyasasından kaçtı, fon arzında 7 milyar dolarlık gerileme yaşandı. 3 milyar dolarlık fazla olduğu için piyasanın açığı sadece dört milyar dolarda kaldı.

İşte bu dört milyar dolarlık açık, Merkez Bankası tarafından kapatıldı. Piyasada dört milyar dolar karşılığı Türk Lirası dolaşmaya başladı. Merkez Bankası, bu paraların dövize kaçışını önlemek için faizleri yüksek tutuyor. Başka çaresi yok...

Gelelim son aşamaya. Merkez Bankası'nın dört milyar dolarını geri alabilmesi için iki yol var.

Ya ekonomi küçülecek ve piyasanın fon talebi gerileyecek. Veya IMF ile anlaşılacak, yurt dışından fon girişi olacak.

Bu iki halde de faizler düşecek, ekonomik canlanma başgösterecek.

Küresel kriz Brezilya'yı vurmasaydı, yabancı sermaye çevrelerinin ve ABD'nin önceliği Türkiye'ye dönük kredi musluklarının açılmasıydı. Ama şimdi bu öncelik değişti.

Türkiye'nin önünde küçülmekten başka seçenek kalmadı.