25 Ekim 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
18.12.1997

Anneler aşırı korumacı

Selma TÜKEL



Çocuğumu iyi yetiştiriyor muyum? Onu, acaba hayata hazırlayabiliyor muyum?

Her anne babanın aklına bu soru takılıyor. Her anne baba, bu sorunun yanıtının olumlu olması için, tüm yaşamları boyunca çırpınıp duruyor.

Çocuğunun sağlıklı büyümesini, derslerinde başarılı olmasını istiyor. Çocuğu hayata hazırlamak için, ellerinden geleni yapıyor. Bütün bu çabalara karşın, anne babalar çocuklarını hayata hazırladıklarından yüzde yüz emin değiller. Yalnız onlar değil, gençler de bundan emin değil. Bu da aile içinde, sorunlar, hem de önemli sorunlar yaratıyor.

Büyüklerin her sözünün ‘kanun’ olduğu, geleneksel toplum yapımız, hızla değişen değerler karşısında ortaya çıkan ‘kuşak’ farkı, beraberinde ister istemez anlaşmazlıkları da getiriyor. Çocuklar, anne babalarının, onları okutup, yetiştirmek için ellerinden gelen fedakarlığı yaptıklarını ve türlü sıkıntılara katlandıklarını, fakat sadece bunların yeterli olmadığını biliyorlar. Onlar herşeyden önce, anne babalarının sorunlarına eğilmelerini, onlarla her konuda konuşabilmelerini ve büyüdüklerini farketmelerini istiyorlar. Bütün bunları bir şikayet olarak değil, bir gerçek olarak yansıtıyorlar.

Konuştuğumuz, psikolog ve psikiyatrlar da gençleri doğruluyorlar. ‘‘Anlaşılmaya çalışılmayan bir gençliğin sorunlarını çözmek de kolay olmuyor’’ diye hatırlatıyorlar. Psikolog Doç. Dr. Handan Sinangil, aynı konuda büyükleri uyarıyor:

‘‘Öğretmen, anne baba olarak, gençlere bizden beklediklerini yeterince veremiyoruz. Onlara kendi gözlüklerimizle, kendi görmek istediklerimizle bakıyor, onun artık büyüdüğünü göremiyor, yetişkin bir insan gibi algılayamıyoruz’’ diyor.

Marmara Üniversitesi Örgütsel Davranış Anabilim Dalı Öğretim Üyesi İş Psikoloğu Doç. Dr. Handan Sinangil, aşırı korumacılığın, çocuğun kendine güvenmesini, kendine güven geliştirmesini, başarısını, çevresi ile ilişki kurmasını, ayaklarının üstünde durabilmesini engellediğine dikkat çekiyor.

Korumacılığı daha çok annelerin yarattığını, babanın buna karşı çıktığını, bunun da eşler arasında, çocuk ve ebeveyn arasında ciddi anlaşmazlıklara yol açtığını vurgulayarak, şunları söylüyor:

‘‘Anne babalar, çocuklarını yetişmekte olan genç bir insan gibi değerlendiremiyorlar. Ne kadar büyüse, ona ‘o benim çocuğum, o benim parçam' diye bakıyorlar. Ayrıca, iş ve çalışma yoğunluğu içinde, onlara yeterli zaman ayıramamanın suçluluğunu yaşıyorlar. Aralarındaki diyalog eksikliği ve kopukluğu, zamanla daha büyük sorun ve anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına yol açıyor. Anne-babalar çocuklarına karşı çok zayıf oldukları için, onlara zaman ayıramamanın suçluluğu ve ezikliğini türlü yollarla gidermeye çalışıyorlar. Onları hoşnut edebilmek, bu suçluluğu giderebilmek için, kendilerinden fedakarlık ederek, onlara büyük maddi olanaklar sağlıyorlar. Onları, hediye ve oyuncaklara boğup, her isteklerini karşılamaya çalışıyorlar. Ya da, ‘ben çocukluğumda, bunlara sahip olamadım, çocuğum olsun' diye büyük fedakarlıklara giriyorlar. Bu da giderek, çocuğu tatminsizliğe itiyor. Oysa anne-baba, çocuğu herzaman objektif değerlendirmeli. Onunla daha nitelikli bir ilişki içine girmeli. Onu büyümekte olan bir kişi olarak görmeli. Aksi halde, ‘büyüdüğüne inanan' gençle, onu hala ‘çocuk' sanan anne-baba arasında çatışma kaçınılmaz oluyor.’’

Doç Dr. Handan Sinangil, anne ve babalara seslenirken, ‘‘Çocuklarınızla ilgili endişe, beklenti, duygu ve düşüncelerinizi kontrol altında tutun. Onu, başarılı arkadaşlarını örnek göstererek ezmeyin, küçük düşürmeyin. Kişiliğinin gelişmesine yardımcı olun. Güç ve destek verin. Cezada da ödülde de ölçüyü kaçırmayın. Unutmayın ki, çocuğunuzla çok küçük yaşlarda kuramadığınız diyalog, genç büyüdükçe daha güçleşiyor ve giderek kopuyor’’ diyor.

İŞTE SALDIRGAN

Uzmanların da belirttiği gibi, bugün gençlerimizin, en büyük sıkıntı ve yalnızlığı eğitim ve hayata hazırlanmak konusunda yaşadığı bir gerçek. Nasıl bir mesleğe yöneleceğini bilememek, amaç ve ideallerinin aksine, geleceklerini belirleyen mekanize sınav sistemi, gençte sorunlar yaratıyor. Sonunda çoğu genç, istek ve idealine uymayan bir meslek yolunda buluyor kendini. Ya da daha kötüsü, üniversite kapıları yüzüne kapanıyor. O kapıdan girenleri de çok çeşitli sıkıntılar bekliyor. Böylece, sürekli gergin bir genç çıkıyor ortaya. Onu anlamak, anlamaya çalışmak yerine, suçlamak, eleştirmek yoluna gidiliyor. Ve ilişki, gençlerin sorunlarının çözümünü güçleştiren bir yere varıyor. Endüstri ve iş psikoloğu olan Doç. Dr. Handan Sinangil,
bugünkü eğitim sisteminin eksiklerinin, yetersizliklerinin, genci iş yaşamında ‘Fevkalade saldırgan' bir duruma soktuğunu şöyle yansıtıyor:

‘‘Ortaokul ve üniversite sınavlarına korkunç bir yarış içinde hazırlanan gençler, iş yaşamlarında saldırgan oluyorlar. Sağlıksız bir iş yaşamı sürdürüyorlar. Bu da kişilere, örgütlere zarar veriyor. Bu kişiler, iş yerinde paylaşmayı, iyi iş ilişkileri kurmayı, yardımlaşmayı, işbirliğini sağlayamıyorlar. Bireysel performans için, bütün güçlerini seferber ediyor, sadece yükselmeyi hedefliyorlar. Yükselirken, alttakileri acımasızca eziyorlar. Bu sınav sisteminin yarattığı bu tiplerin sayısı, ne yazık ki çoğalıyor. Bizler bu tipleri endişe ile izliyoruz.’’

ONA GÜVENİN

‘‘Artık ben büyüdüm’’
diyen genç, herşeyden önce kendisine güvenilmesini istiyor. Baskı arttıkça, onların yasaklara karşı ilgileri de artıyor. Gençler, anne babaları ile anlaşmazlık sorunlarını ençok, özgürlük, kız- erkek arkadaşlığı konusunda yaşıyorlar. Ve sertlikten hoşlanmıyorlar. Gençlerin büyük çoğunluğu, anne babaların kendilerine güvenmemeleri ve önlerine yasaklar koymaları yönünde oldukça dertliler.

Baskı karşısında çocuk, yalana başvuruyor. Hatta ister istemez kaçamaklar yapmaya itiliyor. Suçluluk duygusuna kapılıyor. Okul başarısı düşüyor. Genç, ailede bulumadığı anlayışı, kuramadığı diyaloğu, okulunda da bulamıyor ve kuramıyor. Doç. Dr. Handan Sinangil:

‘‘Bu anlaşmazlığa, anne babaların endişe katsayılarının, gerçekçi olmaktan öteye geçmeleri neden oluyor. Anne-babalar, sosyal düzenlemelerdeki çarpıklıklar, yapılanmalar, sosyal düzensizlikleri dikkate alarak, çocuklarını kendi görüş ve değerlerine göre yönlendirmek istiyorlar. Çocuklarına güvenseler bile, yasaklar dünyasında yaşatmayla, onu koruduklarını sanıyorlar. Onlar çocuklarına güveniyorlar, ancak çevre ve ortama güvenmiyorlar.’’ diyor.


Cinsellik eğitimi yok

Prof. Dr. Safa Sarıbeyoğlu, okullarımızda çocuk ve gençlere henüz verilmeyen cinsel eğitim üzerinde durarak, şunları söylüyor: ‘‘Anne babalar da, kendileri için, yasak ve ayıplarla örtülmüş olan bu konuları, çocukları ile konuşmak istemiyorlar. Birçok anne baba, istese bile nasıl konuşacağını bilemediği için, bu konulara girmiyor. Bu durumda gençler ve çocuklar, ilk cinsel bilgileri arkadaşlarından alıyorlar. Bilimsel olmayan, cinsel duygu sömürüsü yapmaya yönelik yayınlar ve kötü deneyimler de onların ruh sağlıklarını bozabiliyor. Anne, baba ve öğretmenlerin, bu konuda gençlere yardımcı olmaları gerekiyor. Bu kişiler, gençlerin karşı cinsten arkadaşlıklarını hoşgörü ile karşılamalı. Onları bu nedenle suçlayıp, ayıplamamalı. Böyle davranılırsa, genç anne ve babası ile arkadaş gibi konuşur, bilgi ister ve yardım alır.’’ Gençler arasında gittikçe yaygınlaşan, alkol alışkanlığı ve uyuşturucu bağımlılığı, bütün alışkanlıklar gibi, masumca başlıyor. Bugün, alkol alışkanlığı, 14- 22 yaş arasındaki genç kuşağı tehdit ediyor. Anne baba bu konuda gence pek söz geçiremiyor. Alkolle aşinalık, arkadaş toplantılarında başlıyor. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, birçok sorunları da beraberinde getiriyor. Gencin, okul ve iş başarısını düşürüyor, sağlığını bozuyor, sosyal ilişkilerini olumsuz etkiliyor. Prof. Dr. Safa Sarıbeyoğlu, herşeyden önce soruna kalıcı, etkin ve köklü önlemlerle inilmesi gerektiği üzerinde duruyor, ‘‘Gençlere boş zamanlarında, eğlenme, dinlenme ve spor yapma olanakları sağlanmalı. Bunun için, küçüklü büyüklü spor salonları açılmalı. Bahçeler, Batı da olduğu gibi toplantı yerleri yapılmalı. Gençler, buralarda her türlü sosyal, kültürel ve eğitsel faaliyetlerde bulunabilmeli’’ diyor.