02
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
10.11.1997

Saat dokuzu beş geçe değil miydi?



Faruk BİLDİRİCİ


Mustafa Kemal'in, 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçeden iki saat önce öldüğü konusunda ortada inandırıcı bir veri yok. Kaynakların çoğu Atatürk'ün 09.05'te öldüğünü ifade ediyor.

Atatürk saat kaçta öldü? Bu soruyu Çetin Altan, 28 Eylül 1997 tarihli yazısında ortaya attı. Son anlarında yanında olan doktorların anlattıkları ve yazdıklarında Atatürk'ün ölümünün iki saat önce olduğuna dair hiçbir karanlık nokta göze çarpmıyor.

9 Kasım 1938 son derece korkulu bir gündü. Atatürk, artık son saatlerini yaşıyordu. Tüm Türkiye, radyo başında haber beklemekteydi. Radyoda zaman zaman bir hışırtı duyuluyordu:

- Alo Ankara Radyosu... Tebliğ beş dakika sonra okunacaktır.

O gün, üst üste üç sağlık raporu yayınlandı: Saat 10.00'da, 20.00'de ve sonuncusu gece yarısı. Son rapor, Atatürk'ün komayı atlatacağı umudu vermiyordu:

‘‘Saat 20.00'den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumi ahval vahamete doğru seyretmektedir. Hararet derecesi 37.6, nabız 132, teneffüs 33'tür.’’

O saatlerde Dolmabahçe Sarayı’nda herkes ayaktaydı. Atatürk, saatlerdir kendinde değildi. Son olarak saat 19.00 sıralarında konuşmuştu. ‘‘Hay Allah kahretsin.’’ Sonra sıkıntıyla yanında duran Hasan Rıza Soyak ile Kılıç Ali'ye sormuştu:

- Saat kaç?

Hasan Rıza Bey, cevaplamıştı. ‘‘Saat yedi efendimiz.’’ Atatürk, anlamamış; birkaç kez tekrarlamıştı:

- Saat kaç?

Bunlar son sözleriydi. Odaya, hüzünlü, ağır bir hava çökmüştü. Atatürk'ün bilinci kapalıydı. Bazen sayıklıyordu:

- Aman dil! Aman dil!

Dilinde bir sıkıntısı mı vardı? Anlaşılamıyordu. Güçlükle nefes alıyor, hırıltılı sesler çıkarıyordu. Doktorlar, çırpınıp duruyorlardı. Odada artık sadece doktorların hışırtıları duyuluyordu. Kimse konuşmuyor, herkes yatağı gözlüyordu. Vakit ilerledikçe umutsuz bir hava yayılıyordu.

Ağlayan doktorlar

Gece hep aynı kahreden tempoda geçiyordu. Doktorlar, rahatlaması için sondayla 140 cc idrar boşalttılar. Yarım balon oksijen verdiler. Bir saat sonra tekrarladılar. ‘Huile decamphree’ şırınga ettiler. Ateşi 38 dereceye yükseldi.

Sabah çok zor geliyordu. 06.25'te solunumu rahatlar gibi oldu. Hırıltıları azaldı. Saat 07.45'te ateşi 37.7 dereceye indi. Nabız 126 idi. Saat 08.00'de gün ağarırken yüzü daha da soldu, sapsarı oldu ve birden gırtlağından garip sesler çıkmaya başladı:

- Hi... Hi... Hi...

Doktorlardan Kamil Berk'in gözleri yaşlı. Bir elini karyolaya dayamış. Bir elindeki ıslatılmış pamukla Atatürk'ün dudaklarını nemlendiriyor. Üzüntüleri solgun yüzlerinden okunan Prof.Dr. S. Hidayet Serter ve Dr. Abravaya Marmaralı, reflekslerini kontrol ediyorlar.

Saat 08.05'te glikozlu serum ve 1 cc huile camphree şırınga edildi. 08.30'da glikozlu serum tekrarlandı.

Saat 09.00. Nabız 130'a çıktı, tansiyon 34'e fırladı. Gözleri kapalı. Göğsü mütemadiyen inip çıkıyor. Sağ tarafta başucunda Dr. M. Kemal Öke duruyor. Dr. M. Kamil Berk, başını onun omuzuna dayamış, hıçkırıyor. Dr. Akil Muhtar kendinden geçmiş, odanın içinde telaşlı adımlarla durmadan dolaşıyor, hem ağlıyor, hem de sürekli ‘Aman yarabbi’ diye mırıldanıyor.

Yatağın sol tarafında Genel Sekreter Soyak ve Muhafız Alayı Komutanı İ. Hakkı Tekçe ayakta duruyor. Onların da gözleri yaşlı. Ali Kılıç da ellerini kavuşturmuş, gözyaşları sessizce akıyor.

Soyak'ın sesi duyuldu:

- Kılıç bak, koca bir tarih göçüyor!

Saat dokuzu beş geçe

Saat 09.05. Atatürk, birden gözlerini açtı. Başını sert bir hareketle sağ tarafa çevirdi; sonra tekrar önceki durumuna getirdi. Ve son nefesini verdi.

Soyak, hıçkırıklarını zaptedemiyordu. Karyolanın yanına diz çöktü. Atatürk'ün sağ elini sevgiyle ellerinin içine aldı, öpdü ve yüzüne sürdü. Ardından Tekçe de aynı eli alıp, öptü, yorganın altına koydu.

Bu sırada Dr. M. Kemal gözlerini kapatıyor, M. Kamil de ‘G.M.K.’ markalı beyaz bir mendille çenesini bağlıyordu.

Soyak, gözyaşlarını silip odadan çıkarken, doktorlar da son nöbet defterini imzaladılar:

‘‘Saat 09.05'te vefat etmişlerdir.’’

Doktorlar, odadan ayrılırken, Atatürk'ün yakın arkadaşı Salih Bozok da kapıdan fırladı. Tutmaya çalıştılarsa da başaramadılar. Koşarak odasına gidip valizinden tabancasını aldı. Kalbine dayadı, ‘‘Başkomutan yaversiz gidemez!’’ diye haykırarak tetiği çekti. Bereket, mermi hedefini bulamadı. Hemen hastaneye taşıdılar.

Ankara'dan gelen Başvekil Celal Bayar, üst katta bekliyordu. Haberi alınca, Şükrü Kaya ile birlikte beyanname hazırlamaya başladılar. Doktorlar da bir rapor yazdılar. Rapor saat 10.00'a doğru radyodan açıklandı: ‘‘Saat 9'u 5 geçe büyük Şefimiz derin koma içinde terk-i hayat etmişlerdir.’’

TURGUT ÖZAKMAN

Bu da yalan

‘Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele / Yalanlar, Yanlışlar, Yutturmacalar’
kitabının yazarı Turgut Özakman, Atatürk'ün iki saat önce öldüğü iddiasını ‘‘Kapı dururken kapı mandalıyla uğraşmak’’ olarak nitelendirdi. Özakman, ‘‘Bunu ortaya atmalarının nedeni, ‘Bu kadar küçük bir konuda yalan söylenirse, kimbilir diğer konularda ne yalanlar vardır' demek istiyorlar’’ görüşünü dile getirirken, Atatürk’ün 09.05'te öldüğünü ifade etti. Özakman, ‘‘Doktor doktor kalksana / Lambaları yaksana / Atam elden gidiyor / Çaresine baksana’’ şiirini Atatürk öldüğünde ortalığın karanlık olduğuna gerekçe gösteren kimi yazarlara da, ‘‘Bu, 1938'de yazılmış bir şiir değil. 1945'lerde ortaya çıktı. Bu kanıt olamaz’’ karşılığını verdi.


Bayar saati değiştirdi mi?

Atatürk saat kaçta öldü? Bu soruyu Çetin Altan, 28 Eylül 1997 tarihli yazısında ortaya attı: ‘‘Gazi'nin dokuzu beş geçeden iki saat önce öldüğünü eski başbakanlardan Ferit Melen yakınlarına söylemişti. Ben de onlardan duydum ve o zaman yazdımdı bunu. Kimsenin dikkatini çekmedi. Gazi'nin aramızdan ayrıldığı dönemde Başbakan olan Celal Bayar, her 10 Kasım'da yapılacak anma törenlerini, memurların işe başlama saatine göre ayarlamayı daha uygun görmüş ve Gazi'nin gerçekteki ölüm saatini, dokuzu beş geçe olarak değiştirmişti. Böyle bir saat kaydırması kazara Avusturya'da, yahut Fransa'da, yahut İngiltere'de yapılmış olsa, üç kuşak boyunca kimbilir ne incelemelere, ne yayınlara yol açardı.’’

Altan'ın bu yazısı o günlerde epeyce yankı yapmıştı. Ama bu iddia doğru muydu? Eski Başbakanlardan Ferit Melen, artık hayatta değil. Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy da ‘‘Sanmıyorum’’ dedi:

‘‘Bunu ilk defa duyuyorum. Böyle bir şey olmaması lazım. Niçin iki saat gizlensin? Gerçek neyse o açıklanmış. Bunun hiç mantıki bir nedeni yok.’’ Gürsoy, bir noktaya dikkat çekti: ‘‘Hem Ferit Melen, o dönemde milletvekili bile değildi. O nereden bilsin?’’

Gerçeği en iyi bilen son saatlerine tanık olan doktorlar olsa gerek. Prof. Dr. Bedii Şehsuvaroğlu, araştırmasında, Dr. Neşet Ömer İrdelp'in yazılı hiçbir hatıra bırakmamasına dikkat çekiyor; nedenini İrdelp'in oğluna dayanarak aktarıyor: İnönü, kendisine, ‘Senden bir ricam var, katiyyen hatıratını yazma’ demiş. O da, ‘Hiç niyetim yok’ cevabını vermiş. İrdelp, kendisi yazmadığı gibi, arkadaşı Dr. M. Kamil Berk'in tuttuğu anıları da elinden alıp, yoketmiş. İrdelp'in kızı da, Şehsuvaroğlu'na, 1949-50 senelerinde ‘‘Bir hırsızlık süsü verilerek evlerinin arandığını, hatırat olup olmadığının araştırıldığını’’ söylemiş. Bunların Atatürk'ün iki saat önce ölmesi konusuyla ilgisi olabilir mi?

Hiçbir şey çelişmiyor

Öyle olsaydı, diğer doktorların da anılarını yazamamaları gerekirdi. İrdelp'in notlarını aldığı Dr. Berk, daha sonra konferanslarda herşeyi anlatmış. Öbür doktorlardan Akil Muhtar, Prof.Dr. Nihat Reşat Belger ve Dr. İ. A.Özkaya da ayrıntılı anılar yayınlamışlar. Bu anılarda da ölümün iki saat önce olduğuna dair hiçbir karanlık nokta göze çarpmıyor. Atatürk öldüğü sırada odada olan Soyak, Bozok ve Kılıç Ali'nin anılarında da iddiayı destekleyen bir unsur yok.

Atatürk'ün ölümüne ilişkin en önemli kaynaklar doktorların tuttuğu nöbet defterleri. İlk yayınlanan defterlerde son 10 gün boş. Asıl defterler ilginç biçimde yıllar sonra yayınlanabilmiş. Defterlerin kaynağı da Celal Bayar. Özel Şahingiray, ‘Son nöbet defteri’ adlı kitabı 1955'te yayınlarken, defterleri Bayar'ın özel arşivinden aldığını belirtiyor. Şahingiray, Bayar'ın defterleri 17 yıl gizlemesinin nedenine değinmiyor; defterlerin ‘daha realist görüşle tetkik imkanları’ sağlayacağını vurguluyor. Bayar'ın açıkladığı son defterlerle, doktorların yıllar önce yazdığı anılar tam bir uyum içinde. Dakikalar, verilen ilaçlar, anlatımlar. Hiçbiri çelişmiyor. Bu durumda, Atatürk'ün iki saat önce öldüğü konusunda ortada inandırıcı bir veri kalmıyor. Aşağıdaki kaynakların tamamı Atatürk'ün 09.05'te öldüğünü ifade ediyor:

Hep Atatürk'ün Yanında (Salih Bozok-Cemil S.Bozok), Atatürk'ün hastalığı (Ruşen Eşref Ünaydın (Prof.Dr.Nihad Reşad Belger'le mülakat), H. R. Soyak'ın Anıları, N. N. Tepedelenlioğlu'nun Anıları, Kara haber nasıl duyuldu? (11 Kasım 1938 Ulus-Sabahattin Sönmez), Atatürk'le bir ömür (Sabiha Gökçen), Atatürk'ün nöbet defteri-Atatürk'ün son nöbet defteri (Özel Şahingiray), Atatürk'ün hastalığı (Belleten Sayı 204-Bilal Şimşir), Yakın Tarihimiz.

Atatürk'ün son saatlerini bu kaynaklara dayanarak öyküleştirdik.