21 Ekim 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
07.10.1997

Kamu bankaları

Emin ÇÖLAŞAN

Emin ÇÖLAŞAN


Dikkat ediniz, devlete ait olan bütün kurum ve kuruluşların özelleştirilmesinden her gün söz ediliyor. Gelmiş geçmiş bütün hükümetler özelleştirme olayına verdikleri büyük önemi vurguluyor!

Ama bunlardan bir tanesi ortaya çıkıp kamu bankalarının özelleşmesinden söz etmiyor. Böyle bir girişim hiçbiri tarafından başlatılmıyor.

Hangileri o kamu bankaları?

Ziraat Bankası, Emlak Bankası ve Halk Bankası.

Tabii bunlara ek olarak kamunun sözünün geçtiği Vakıflar Bankası falan var. Ancak görünüşte o bir özel banka! Şekerbank da aynı durumda.

Yani devletin dolaylı ve dolaysız yönettiği ve egemen olduğu kapı gibi 5 banka olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye'nin özel koşulları var. Devletin elinde elbette bir banka olmalı.

Ziraat Bankası.

***

Kamu bankalarını özelleştirmek hiçbir siyasal iktidarın işine gelmez... Çünkü bunlar her iktidarın arpalığıdır. Siyasetçiler şu veya bu biçimde oralardan yemlenirler. Örneğin iktidar partilerinin milletvekillerine büyük krediler oralardan pompalanır.

Kredi borcu altına sokulan milletvekili, artık kendi genel başkanının esiridir. İstifa edemez, aleyhte konuşamaz. Boyunduruk altına girmiştir.

Kamu bankasına emir verirsiniz: ‘‘Benim bakanlığa 30 araba al...’’ Arabalar alınır, Vakıfbank, Emlakbank'ın yaptığı gibi!.. Sonra arabalar ortalıktan kaybolur!

Bu bankalar büyük paralarla oynar. İktidar torpillilerine bunlardan hortumlama yapılır. Hortumlama işlemini örneğin Emlakbank, arsa ve konut dümeniyle yapar.

Şu günlerde Emlakbank'ın elinde tam 30 bin adet lüks konut birikmiş. Bunların satılması yıllar alacak. Peki bunlardan kim vurdu? Arsaları satanlar mı, konutları yapan müteahhit firmalar mı, başkaları mı? Kim?

Vakıfbank'ın Refahyol döneminde Refah'a sağladığı olanakları biliyoruz. O dönemde DYP ve Refah, kamu bankalarını paylaşmışlardı. Halk ve Emlak DYP'nin, Vakıf ise Refah'ın payına düşmüştü!

***

Evet, bu kuruluşlarda çok büyük para var. Dolayısıyla, her devrin siyasal iktidarları bu olanaktan yararlanıyor. Kimin torpillisi, kimin yakını ve partilisi varsa, kapağı buralara atıyor. Örneğin Oğuzhan Asiltürk'ün kardeşi, Refahyol döneminde hemen Vakıfbank'ta çok üst düzey ve çok iyi paralı bir yere getirildi.

Her dönemde böyle binlerce örnek sıralamak mümkün. Bunlardan daha büyük arpalık olur mu?

Bir emirle bir DYP milletvekilinin şirketlerine 10 milyon dolar kredi verdiniz mi, iş biter!

DYP'yi destekleyen batık bir gazetenin patronuna da iyi bir kredi çıkardınız mı, destek sonsuza kadar sürer.

Bu gibi batıklara özel bankalar kredi vermez, çünkü onlar işlerini iyi bilir. Ama devlet bankaları kesenin ağzını -siyasi emirle- açar.

***

Ben bu devlet bankaları işini Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na benzetiyorum. Biliyorsunuz, hâkim ve savcıların her türlü atama, terfi, sicil ve ceza işlemine karar veren bu yedi kişilik Kurul'un başkanı Adalet Bakanı'dır. Bu yöntemle Kurul ve dolayısıyla yargı, siyasetin emrine sokulmuştur.

Muhalefette olan her parti, bu durumun değişmesi için nutuklar verir. Ama ne zaman ki iktidar olur, geçmişte söylediklerini unutur!.. Çünkü bu kez yargıya kendisi hükmetmeye başlar.

Devlet bankalarının durumu da böyledir. İktidar olan hiçbir parti bunların özelleşmesinden söz etmez. Geçmişte söylediklerini unutmuştur, çünkü o bankaları artık kendisi kullanmaktadır. Hortumlamanın yönü değişmiş, kendine dönmüştür.

Böylesine büyük arpalıklardan vazgeçecek babayiğit iktidar Türkiye'de olabilir mi? Trilyonlara hükmetmekten zevkli bir iş var mıdır?

Ülkemizde siyaset bu amaçla yapılmıyor mu?

Hepsinin amacı siyasal ve parasal güce egemen olmak değil mi?

Bal tutan parmağını yalamıyor mu?

Emlakbank'
ın elinde 30 bin adet lüks konut birikmiş. Bunları satmak mümkün değilmiş. Üç beş arsa simsarını, birkaç müteahhidi zengin etmek uğruna memleketin kaynakları birilerine peşkeş çekilmiş.

Kimin umurunda?

Yakın geçmişte devlete ait Anadolu Bankası vardı. Turgut Özal döneminde bunu batırdılar. Trilyonlar uçtu gitti. Hani sorumlusu? Bir kişiden hesap soruldu mu? Bir kişi ceza aldı mı?

Onun için, hiç kimse piyasaya çıkıp ‘‘özelleştirme’’ nutukları atmasın. Böylesine laçka, hırsızlığa ve yolsuzluğa ödün veren bir düzende bu palavralara karnımız tok. Öyle birkaç göstermelik özelleştirme ile bu iş yürümez.

Ey iktidar, sen bu devlet bankalarına çözüm buluyor musun kardeşim? Türkiye işte o zaman nefes alır.

***

Emin Çölaşan'ın notu: Sevgili okuyucularım, biz dört gazeteci arkadaş, bu geceden başlayarak her salı saat 21.05'te NTV kanalında sizlerle birlikte olacağız.

Yavuz Donat, Sedat Ergin, Fatih Çekirge ve Emin Çölaşan.

Hürriyet, Milliyet
ve Sabah'tan dört gazeteci.

Bize öneride bulundular. Düşündük, aramızda tartıştık ve kabul ettik... Çünkü NTV iyi, düzgün, saygın ve çok izlenen ciddi bir kanal oldu.

Salı geceleri canlı yayında Türkiye'de o haftanın olaylarını, perde arkasını, kulisleri, yazmadığımız ve yazamadığımız ilginç şeyleri size aktarmaya çalışacağız. Bazen güncel bir konuyu ve kişileri ele alıp irdeleyeceğiz. Bunları size olayların göbeğinde yaşayan ‘‘Ankara gazetecileri’’ olarak ve bir ‘‘arkadaş sohbeti’’ çerçevesinde sunacağız.