24 Kasım 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
25.07.1997

Avukatımdan davacıyım!

Zeynep GÜVEN


Biri size gelip, ‘‘Bu zamanda avukatına bile güvenmeyeceksin arkadaş!'' derse, bu sözler karşısında irkilebilirsiniz, itiraz edebilirsiniz ya da zamana uygun bir cevap verirsiniz: ‘‘Ben babama bile güvenmiyorum ki, avukatıma güveneyim!'' Oysa Eski Roma'da parayla değil, onur için yapılan bir meslekti avukatlık. Yalnızca toplumun en saygıdeğer ve güvenilir bireyleri tarafından icra edilirdi. Babaya bile güvenilmezdi belki, ancak avukata güvenilirdi. Peki şimdi? Şimdi de esas olan avukata güvenmek. Ama avukatları tarafından aldatılan, kendi deyimleriyle ‘‘satışa gelen'' müvekkillerin sayısı da hiç az değil. Şu anda sadece İstanbul Barosu Disiplin Kurulu, çeşitli nedenlerle şikayet edilmiş binin üzerinde avukatla ilgili işlem yapıyor. Ama buna bakıp bütün avukatlar aldatıyor, diye düşünmeyin; kimi avukatlar da aldanıyor, hem de müvekkillerine... Bu dizide hem avukatzedelerin, hem de müvekkilzede avukatların hikayelerini okuyacaksınız...

Mahkeme kapısında işi olanlar sadece yargı sistemiyle boğuşmuyor. Avukatlarıyla davalık olan müvekkillerin sayısı da hiç az değil. İstanbul'da son iki yılda ikibinden fazla avukat baroya şikayet edildi.

İstanbul Beyoğlu'ndaki restoranının kapısına kilit vurmak zorunda kalan Bay E, işinin batağa saplanmasından, 10 milyar liraya yakın zarar edişinden avukatı Bay D'yi sorumlu tutuyor. İddiasına göre avukat hayli varlıklı olan ‘‘karşı taraftan'' para aldı ve davayı serdi!

Bay E, meselesi tüm mahkeme öyküleri gibi karışık. Ama kabaca anlatmak gerekirse işlettiği restorandan mal sahibi tarafından çıkarılmış ve yaptığı masraflar boşa gitmiş. Avukatın ‘‘hiçbir şey olmaz, seni buradan çıkartamazlar'' dediği yerden birkaç ay içinde tahliye edilmiş. Avukat D.T.'nin üç duruşmaya da girmediğini söylüyor: ‘‘İlk duruşmada babasının hastalığını bahane etti, ikincisinde başka duruşması olduğunu söyledi, üçüncüsünde de kaza yapmış. Zaten üçüncü celsede dava sona erdi.'' Bay E, avukatının karşı taraftan para aldığını söylüyor, avukatsa ücretini tahsil edemediğini, müvekkilinin kendisine iftira ettiğini iddia ediyor.

Bay E. ile mülkün görünen kiracısı Bay İ., iş ilişkisine girerken, kontratta yazılı olan ‘‘başka birine kiralanamaz'' maddesini atlamışlar. Avukat ise sanki böyle bir madde yokmuş gibi Bay İ.'nin mülkü Bay E.'ye devrettiğini belirten bir imzalı kağıt almış kişilerden. İşte avukatın müvekkiline yaptığı esas kötülük bu. Avukat bu iddiayı da reddediyor, o sözleşmeden benim haberim bile yok, diyor: ‘‘Davayı kaybeden müvekkilin aklına ilk gelen, avukat bizi sattı, oluyor. Ama bu doğru değil.''

Bu olayı sıradan mı buldunuz? Zaten biz de esas hikayeyi sona saklamıştık. Kardeşiniz avukat olsa, artık mahkeme kapısında sırtımız kolay kolay yere gelmez, diye düşünürsünüz değil mi? Bayan G. de öyle yapmış. Bakın sonra başına neler gelmiş:

KARDEŞİN AVUKATINSA...

Bayan G., aynı zamanda avukat olan erkek kardeşi Bay T.'ye yıllar önce bir vekalet verir. Gerçi Bay T., dolandırıldığına inanan bir müvekkili tarafından bıçaklandığından beri eskisi kadar faal olarak avukatlık yapmamaktadır. Geçimini ablası adına açtığı büfeden ve eşi adına açtığı kahvehaneden kazanmaktadır. Günlerden birgün abla kardeşiyle kendisine babadan miras kalan evin tapudaki durumunu merak eder ve görür ki, kardeşi evin hisselerini kendi üstüne geçirmiş. Bunun üzerine abla kendi adına işletilen büfeyi kapatmaya kalkar.

Avukat olan kardeş de bu gelişmeleri izleyerek ablası kendini vekillikten azletmeden, büfeyi başka bir yakınına kiralar. Üstelik, ayda 800 bin lira gibi çok ucuz bir fiyatla. İşte avukat kardeş Bay T. hakkında ilk disiplin soruşturması bu sebeple açılır. Çünkü kanuna göre avukat müvekkilini zarara sokacak eylemlerden kaçınmalıdır.

Bu gelişmeler üzerine abla Bayan G., tüm ortak malların satışa çıkarılmasına karar verir. Ancak kardeş de boş durmaz ve ablasını, hisselerini üzerine geçirdiği evden tahliye ettirir ve beş yıllık da kira ister. Bu arada satıştan kaçmak için ablası, annesi ve kendi arasında, malların satılmamasını öngören bir sözleşmeyi mahkemeye sunar.

Mahkeme imzanın sahte olduğunu tespit eder. Şu anda Bay T., vekaletini kötüye kullanmak, sahte evrak düzenlemek veya mahkemeye sahte evrak ibraz etmek, avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan büfecilik ve kahvecilik yapmak suçlarından İstanbul Barosu Disiplin Kurulu'nda yargılanıyor.

2080 ŞİKAYET DİLEKÇESİ

Bunlar dosyalardan ulaştığımız bilgiler. Bay T. ise konuyla ilgili görüşme isteğimizi reddetti, telefonu yüzümüze kapattı.

Böyle durumlarda avukatzedelerin kendilerini savunmak için bir değil iki silahları var. Bir tanesi normal yollardan yargıya gitmek ve avukat hakkında ilgili mahkemede dava açmak. Diğeri ve daha etkili olanı, avukatların meslek örgütü baroya şikayette bulunmak... 1994-1996 döneminde İstanbul Barosu'nda toplam 2080 adet şikayet dosyası vardı. Bu dosyaların 853 tanesi, kovuşturma açılmasına yer olmadığı gerekçesiyle görüşmeye alınmadı.

9 AVUKATA MESLEKTEN MEN

Avukatını şikayet etmek isteyen müvekkilin şöyle bir yol izlemesi gerekiyor: Baro başkanlığına dilekçesini veriyor. Bu dilekçe için yönetim kurulunda bir dosya açılıyor ve şikayet edilen avukatın savunması alınıyor. Yine kurul içinden tayin edilen raportör raporunu hazırlayarak yönetim kuruluna sunuyor. 11 kişilik kurul dosyanın görüşmeye değer olup olmadığına karar veriyor. Yönetim Kurulu incelensin derse bu kez olay Disiplin Kurulu'na geliyor. Beş kişiden oluşan Disiplin Kurulu aynen bir mahkeme gibi çalışıyor. Şikayetçi olan müvekkil, avukat ve her iki tarafın tanıkları dinleniyor, deliller inceleniyor ve nihayetinde aklama veya ceza veriliyor. Tıpkı mahkemelerde olduğu gibi burada da temyiz, yani karara itiraz hakkı var. Bir ay içinde taraflardan herhangi biri Türkiye Barolar Birliği'ne itiraz edebiliyor. Barolar Birliği burada bir anlamda Yargıtay işlevi görüyor. Cezalar hiç de öyle yabana atılacak türden değil. Örneğin iki yıl içinde İstanbul Barosu'na kayıtlı dokuz avukat meslekten süresiz men edilmiş. Bunlardan biri çeşitli müvekkillerden dava açmak için ücretini tahsil eden ve daha sonra ortadan kaybolan bir avukat.

Avukatına karşı hakkını arayanlar profilinde Avrupa'da çalışan Türk vatandaşlar belirgin bir yere sahip. İstanbul Barosu Disiplin Kurulu bunun nedenini şöyle açıklıyor: ‘‘Bu vatandaşlar, Avrupa'da hak arama özgürlüğünü sonuna kadar kullanmanın bilincine vakıf olmuşlar. Avukatlarıyla olan ilişkilerinde bu kurumu çok iyi biliyorlar ve kullanıyorlar. Mesela avukatını bir ceza mahkemesine şikayet ediyor, ondan sonra onunla yetinmiyor, Disiplin Kurulu'na da şikayet ediyorlar. Buradaki duruşmalara İsveç'ten, Almanya'dan kalkıp iki üç celsede bir gelen dosya sahipleri var.''


Meğer beni boşamış!

Ayşe Emel Mesci, 30 yıllık tiyatro sanatçısı. Uzun yıllar yurtdışında yaşadıktan sonra Türkiye'ye döndüğünde, kamuoyu onu sanatçı kişiliğinden çok olaylı boşanma öyküsüyle tanıdı. Mesci, 27 Eylül 1994 günü Şişli Adliyesi'nde, kendisinin haberi olmadan eşi Sarp Kuray'dan boşandığını söylüyor: ‘‘Eski avukatım A.Y. ile 70' li yılların ortalarında tanıştık. O zamanlar yargılandığım THKP-C davasında savunmamı yapıyordu. 12 Eylül'den sonra yurtdışına çıktım. 1993 tarihinde tekrar Türkiye'ye dönmeden önce A.Y.'ye herhangi bir olay karşısında beni savunması için vekaletname gönderdim.''

Mesci Türkiye'ye geldiğinde eşiyle ayrılık konusu gündeme gelir. Bu konuyu sakin kafayla düşünmek istediğini söyler: ‘‘Bu arada avukat A.Y. benden ısrarla yeni bir vekaletname istiyordu. Gerekçe olarak da burada yokken benim haklarımı korumaya gerek olabileceğini söylüyordu. Meğer Türkiye'ye gelmeden gönderdiğim vekaletle Beyoğlu Adliyesi'nde bir boşanma davası açmış. Ancak hakim genel vekaletnameyi kabul etmeyince özel bir boşanma vekaletnamesi almak için uğraşıyormuş. Bana eğer vekalet vermezsen herhangi bir boşanma davası açarlarsa senin hakkını koruyamam, dedi. Ben de vekaleti, pek de içime sinmeyerek verdim.'' Beyoğlu'ndaki hakim Ayşe Emel'i görmeden boşanmayacağını söyler. O sırada Mesci Paris'tedir. Hakim Mesci'nin döneceği tarihten birkaç gün sonrasına, 1 Kasım'a gün verir: ‘‘Ancak bu arada A.Y. bir dava da Şişli adliyesinde açmış. Oradaki hakim de şahit istemiş. Sarp Kuray'ın şoförü şahitlik yapmış ve beni orada 27 Eylül'de boşamış. Üstelik temyiz haklarından da men edilmişim. 19 Ekim'de Sarp Kuray ve A.Y ile buluştuk. Çocuklar ve kendim için bir takım şeyler istedim, ancak anlaşamadık. A.Y. de, o zaman ben de sizi boşamıyorum, dedi. Oysa ben çoktan boşanmışım. Resmen tiyatro oynamışlar önümde. Boşandığımı televizyon muhabirleriyle birlikte öğrendim.''

Şimdi Mesci'nin avukat A.Y. aleyhine açtığı davalar ve İstanbul Barosu'ndaki disiplin soruşturması devam ediyor. A.Y. ise bu konuda fazla konuşmak istemediğini, ifadelerini gazetelerde değil, mahkemelerde verdiğini söylüyor: ‘‘Ayşe Emel rahatsız bir kadın, bu dava ile eğleniyor. Ona soracağım tek bir şey var. Neden bu davayı bitirmiyor, sürekli ileri tarihlere erteliyor? Yakında herşey açıklığa kavuşacak.''