18 Nisan 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
25.07.2000

Ekim'de din değiştirme davası açacak












Sabetaycı Ilgaz Zorlu, Müslümün değil, Yahudi olduklarını iddia ediyor





İSTANBULLU genç bir muhasebeci, Türkiye'nin Osmanlı'dan devraldığı 300 yıllık bir vicdan ve din hürriyeti meselesini, tarihin tozlu sayfalarından ve ev içlerindeki gizli sinagog köşelerinden çıkarıp, mahkeme salonlarında taşıyor.

Tarihleri boyunca ne İsrail ne de Türkiye Hahambaşlığı tarafından Yahudi olarak kabul edilen, nüfus cüzdanlarının din hanesinde ‘İslam’ yazan Türkiyeli Sabetay cemaatinin genç üyesi Ilgaz Zorlu, cemaatinin pek çok elit üyesinin aksine Sabetaist olduğunu saklamıyor.

Saklamamakla kalmayıp, gerçek din kimliğinin resmen tanınması için 9 yıldır verdiği entelektüel mücadeleyi adli tatilin sona ermesinin ardından, İstanbul 9'uncu Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yasal çerçeveye oturtmaya hazırlanıyor.

‘‘Ben Musa şeriatına bağlı Kabalist bir Yahudi'yim. Dinler tarihinde bize isnat edilen sıfat Sabetaistliktir. Genel olarak, Selanikli olarak ifade edilen gruba mensubum. Müslüman bir baba ve Sabetaist bir annenin çocuğu olarak ilk ve nihai tercihim bu yöndedir’’ diyen Ilgaz Zorlu, 13 Haziran'da Avukat Salih Döğücü aracılığıyla açtığı nüfus tescili davasında, nüfus cüzdanının din hanesindeki ‘İslam’ ibaresinin ‘Yahudi’ olarak değiştirilmesini talep ediyor.

DİNİ TERCİHİMİ TANIYIN

‘Evet, Ben Selanikliyim-Türkiye Sabetaycılığı’
kitabını yazarak dini kimliğinin tanınmasında ilk cesur adımı atan Zorlu, ekim ayında başlaması beklenen davadan, Sabetaistlerin tarihleri boyunca ilk kez Yahudi olarak varlığının resmen tescil edilmesini, böylece tarihe bir kayıt düşülmesini bekliyor.

Ilgaz Zorlu, Sabetaistlerin varlığını kabule yanaşmayan Türkiye Hahambaşlığı sinagoglarında özgürce ibadet etmek, bayram, düğün, cenaze ve yas gibi özel günlerde dini ritüellerine uygun yaşamak istiyor.

Öldüğünde nüfus cüzdanındaki ‘İslam’ hanesine bakılarak bir Müslüman gibi gömülmek istemediğini söyleyen Ilgaz Zorlu, ‘‘Bugün bana ‘Selanik'e dön o zaman' deseniz, dönmek istemem. Ben Türkiyeli bir Yahudi'yim. Burası benim memleketim. Memleketimi seviyorum. Tek istediğim dini tercihimin resmen tanınması’’ diyor.

Ilgaz Zorlu’nun avukatlığını üstlenen Salih Döğücü, din değiştirme davalarında tecrübeli bir avukat. Şimdiye kadar nüfus cüzdanının din hanesinde ‘Hıristiyan’ ibaresini ‘İslam’ olarak değiştirmek isteyen Türk vatandaşlarının davalarını üstlenmiş. Avukat Salih Döğücü, İslam ibaresini Yahudi'ye çevirmeyi talep etmesi bakımından Ilgaz Zorlu'nun davasının bir ilk olmasına karşın, diğer din değiştirme davalarından bir farkı olmadığını söylüyor. ‘‘Ben Müslüman'ım ama hangi dinden olursa olsun insanların din ve vicdan özgürlüğünü savunmaktan onur duyuyorum’’ diyen Avukat Döğücü ‘‘Hukuk tekniği açısından fark yok. Dinlerin bağlı bulunduğu teşkilatların vereceği cevaplar arasında farklılık olabilir’’ diyerek Zorlu davasının hassas bir noktasına dikkat çekiyor.

Çünkü İslam dinine geçmek isteyenin müftülükten aldığı onayı, Zorlu'nun Türkiye Hahambaşlığı'ndan alması gerekiyor. Hahambaşlığın şimdiye kadar varlığını bile kabule yanaşmadığı Sabetaist cemaatine mensup Ilgaz Zorlu'nun talebine vereceği yanıt merakla bekleniyor.

Avukat Döğücü ‘‘Laik bir ülkede yaşıyoruz. Kimse sen dinini değiştiremezsin diyemez. Talebimiz kabul edilecek’’ diye iddialı konuşuyor.

ÖZÜME NASIL DÖNEBİLİRİM?

Musevi cemaatinin tanınmış araştırmacı yazarlarından Moşe Grosman, hahambaşlığının tutumu hakkında şu ipucunu veriyor:

‘‘1924 yılının Ocak ayında Hahambaşı Hayim Moşe Becerano ‘Sabetaycılar'la Yahudiliğin ne derece ilgisi olduğunu' soran gazetecilere şöyle bir yanıt veriyor: ‘Ben dinler konusunda çok tetkikat yaptım, ancak bu Selanikliler konusunda bilgim yoktur. Herkes ne kadar biliyorsa ben de o kadar biliyorum.’’

Türkiye'deki Musevi cemaatinin Sabetaycılar hakkında hiçbir şey bilmediğini söyleyen Moşe Grosman, ‘‘En azından benim dönemimde kendilerinden hiç söz etmediler. Bize kendilerini tanıtmadılar’’ diyor. Musevi cemaatinin Zorlu'nun kendi aralarına katılmak için attığı bu adıma henüz hiçbir tepki göstermediğini belirtip, ‘‘Davanın sonucunu bekleyip gelişmeleri göreceğiz’’ diye konuşuyor.

Yahudi kanı taşıdığını, hayatını Moşe'nin (Hz. Musa) getirdiği ilahi şeriata göre tanzim ettiğini, Koşer bir hayat yaşadığını belirtip, ‘‘Hal böyle iken siz beni Musevi kabul etmeyeceksiniz, Müslümanlar nasıl ve niçin Müslüman kabul etsin. O zaman ben kimim, neyim ve özüme nasıl dönebilirim?’’ diye soran Ilgaz Zorlu'nun ait olmadığını söylediği dini kimliği Müslümanlık'tan çıkıp, ait olduğunu iddia ettiği dini kimliği Yahudiliği'ni tescil ettirme mücadelesi sadece Türkiye'de değil, başta İsrail olmak üzere ABD ve diğer ülkelerdeki Yahudi ve Sabetay cemaatleri tarafından yakından izlenecek.


Sabetaycılar'ın 300 yıllık tarihi


Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın Mayıs 1998'de Tiryaki Dergisi'nde yayınlanan araştırmasına göre, İzmirli bir Yahudi olan Sabetay Sevi, 17'inci yüzyılda heyecanla beklenen Mesih olduğunu ilan ettiğinde, yaşadığı İzmir'in sınırlarını aşan bir ilgi gördü. Kabala mistisizminden etkilenerek yola çıkan Sevi'nin, diğer Yahudiler üzerinde nüfuz kazanmaya başlaması hahamları telaşlandırdı.

SABETAY SEVİ YARGILANDI

Hahamların şikayeti üzerine devreye, Osmanlı yönetimi girdi. Sabetay Sevi yargılandı. Ölüme mahkum edileceğini anlayınca, Müslümanlığı kabul etti. Kendisine inananlarla birlikte hadiselere sebep olduğu İzmir'i terkederek, Selanik'e yerleşti. Sabetay cemaatine Türkler ‘dönme', eski dindaşları Yahudiler ise renkleri değişen bir balık olduğundan ‘Sazanikos' demeye başladı.

Cahit Uçuk'un ‘Bir İmparatorluk Çökerken' adlı kitabında 19'uncu yüzyılda Selanik'te iktisadi ve kültürel bakımdan herkesi geçtiği anlaşılan Sabetaycılar'ın oruç tutup, namaz kıldıkları anlatılıyor.

Selanik'te Kapancılar, Yakubiler ve Karakaşlar olmak üzere 3 gruba ayrılan Sabetaycılar eğitime büyük önem verdiler. Feyziye ve Terakki gibi modern okullar açtılar. Atatürk'ün Selanik'teki ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi (Şemsi Efendi, Ilgaz Zorlu'nun dedesinin dedesi) de bir Sabetaycı ve rivayete göre Şemsi Efendi'nin okulunda Sabetaycı kökenden gelmeyen tek öğrenci de Mustafa Kemal'di.

MÜBADELEYLE GELDİLER

Sabetaycılar, 1924 yılında mübadeleyle Türkiye'ye geldiler. Prof. Dr. Ortaylı'ya göre, ‘‘Osmanlı İmparatorluğu'nda böyle bir millet grubu yoktu. Hele 20'nci yüzyılda kimin Sabetaycı olduğu kayıtla belli değildi. Bilhassa Kemalist laisizm Türk toplumunda bu meseleyi adamakıllı silmiş ve kıyıya itmiştir. Esasen geçmiş asırlarda da Sabetaycılar idare nezdinde Müslüman'dı ve 19'uncu yüzyıl modernleşmesi boyunca bu adı konmamış asimilasyon hadisesiz bir şekilde ilerleme kaydetti.’’

Osmanlı nüfus sayımlarında da Yahudiler arasında değil, Müslümanlar arasında kayıt edildiler. Ancak Varlık Vergisi uygulaması sırasında diğer gayrimüslimler gibi yüksek vergi dilimleri ödediler.

Prof. Dr. Ortaylı'ya göre sayıları geçmişte ve günümüzde kimsenin vakıf olamadığı bir sır. Ilgaz ise mübadele sırasında Türkiye'ye 25 bin kadar Sabetaycı'nın geldiğini, bugün İstanbul, Konya, Ankara, Bursa ve İzmir'de yaşayan cemaat üyelerinin sayılarının 100 bini bulduğunu tahmin ediyor.

ILGAZ ZORLU İSTİSNA

Prof. Dr. Ortaylı, kendilerini henüz açıklamayan ve bu inanç üzerinde bir araştırma yapıp yayınlamayan Sabetaycılar arasında tek istisna ama hakikaten tek istisnanın Tiryaki ve Toplumsal Tarih gibi dergilerde yazan Ilgaz Zorlu olduğunu takdirle belirtiyor ve ‘‘Herhalde son yetmiş yılın laik gelişmeleri ve kent kültürü içinde Sabetaycılık laik ideoloji fakat daha çok laik hayat tarzı içinde erimiştir. Üstelik laisizmin en ateşli öncüleri ve uygulayıcısı da bu grup olmuştur’’ diyor. Ilgaz Zorlu ise Sabetaycılar'ın aslında dışa yansıttıkları gibi Müslümanlığı tam olarak benimsemediklerini ve ev içlerindeki gizli sinagoglarında dini ritüellerini yüzyıllar boyunca sürdürdüklerini söylüyor. Ilgaz Zorlu, Sabetay cemaatinin elit üyelerinin bazılarının inançlı olmadıkları için, bazılarının da sosyal, ekonomik ve siyasi konumlarını kaybetme korkusuyla dini kimliklerini açıklamadıklarını söylüyor. Kendisi gibi ‘normal vatandaş' olup da dini özüne dönmek isteyenlerin de ‘mavi kan' taşıyan Sabetaycılar'ın bu tutumunun kurbanı olduğunu söylüyor.