25 Kasım 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
20.02.2000

Hüseyin Çağlayan Kimdir bu adam?









Biz kendisinden uzun zaman habersiz kaldık. Sadece yolu Londra'ya düşenler ya da öyle veya böyle 'ben modayı yakından takip ederim' diyenler adını biliyordu. Ancak Hüseyin Çağlayan olayı çok uzun zaman önce İngiltere'de patlamıştı. Hatta yeni Rıfat Özbek olarak görülmesi bundan yedi sene önce gerçekleşmişti...

Şimdi, New York ile Londra arasında sürekli mekik dokuyan, İngilizler başta olmak üzere Fransızların da tercih listesinde adı geçen ‘‘yaratıcı modacılar’’ arasında yer alıyor. Galliano, Alexander Mc Queen gibi ‘‘uçar kaçar’’ kabul edilen, dolayısıyla ‘‘moda eleştirmenleri’’ tarafından tapılan; hal böyle olunca da tasarımları minimum 10 bin pounddan satılan isimlerden biri oldu.

Çağlayan aslen Kıbrıslı. 12 yaşındayken Londra'ya gelmiş. Bilinçli bir şekilde modacı olmak istemiş ve St. Martin’s School of Art'a gitmiş. Rıfat Özbek gibi birçok ünlü modacının okulundan diplomasını aldıktan sonra 93'te hedefleri için çalışmaya başlamış. Önce Soho'da ufak tefek dükkanlarda tasarımlarını satmaya başlamış. Birgün Londra'da moda dünyasında şöhretin yolunu açan Bronx'da (Harrolds Mağazası'nın karşı sokağında) birkaç tasarımı satışa çıkmış. Yükselişi sürekli devam ederken de geçtiğimiz sene, yılın en iyi İngiliz Modacısı seçilmiş.

Moda eleştirmenleri tarafından tasarımda tutarlı, ama kareorafisi ile olay yarattığı söylenen Çağlayan, mütevazi tavrıyla basın tarafından çok sevilmiş durumda. Öyle ki son olarak Londra Moda Haftası'nda İTKİB'in ‘‘Red Line’’ projesi çerçevesinde gerçekleştirdiği ‘‘Göç’’ konulu defilesiyle de tüm dünya basınında olay yarattı.

Türkiye'de atölye kurmayı düşünen, genç Türk tasarımcılarıyla çalışma planları yapan Çağlayan, bu projeyle birlikte Türkiye ile yeniden bağ kurmaktan oldukça memnun. Yani... Artık İngilizler kadar onu tanıma fırsatımız olacak...


Modacının gece hayatı


Aslında Çağlayan'ın gece hayatı yok. Gündüz hayatı bile yok. Zaten benim yaşamım ‘‘uçakta geçiyor’’ diyor. Yeni açılan barları, restoranları hiç bilmiyor. Defileden defileye gerçekleşen kutlama partilerinin nerede yapılacağından son dakikaya kadar habersiz. Bunları bilen basın danışmanı Anita. Anita partiye esas olarak o defile ekibinin davet edildiğini belirtiyor. O yüzden de ‘‘trendy’’ mekanları araştırdığını söylüyor.

Bu seneki partilerini gerçekleştirmek için Momo'yu tercih ettiklerini söylüyor Anita. Momo'ya gelince... Burası bir Fas restoranı. Üst katı havalı, alt katı daha da havalı. Çünkü orası esas olarak gündemdeki parti mekanı. Londra'da Heddon Street'teki Momo'daki partide gece boyunca safranlı tavuğun başı çektiği lezzetler tadılıyor.

Partide Çağlayan'ın özel konukları esas bölüm olan ortası semaverli minder bölümünde oturuyorlar: Anne Seli, yeğenler ve ‘‘Göç’’ temalı defilesinin enstrümansız canlı müzik yapan Bulgar Halk Müziği Korosu üyeleri...

O neler anlatıyor?


Ne kadar başarılı olduğunun farkında mısın deniyor, ama değilim aslında. Benim için önemli olan bir projeyi en iyi biçimde yapabilmek.

İTKİB'in projesinde yer almak benim için muhteşem. Dice Kayek ve Atıl Kutoğlu'nun yanı sıra benim de adımın burada yer almasından gururluyum. Türkiye ile her anlamda yeniden bağ kurmak istiyordum.

Evet, halen Türkiye'de mankenler tasarımdan daha önde geliyor. Çünkü Türkiye'de kadının cinselliği şu anda en önde yer alıyor. Bence bu ataerkil kültürümüzden gelen bir şey. Kadına cinsel bir yaratık olarak bakmak.

Ben bir feminisitim . Çünkü kadınların daha üstün olduğuna inanıyorum. Benim için cinsellik o kadar önemli bir şey değil. O kişinin bedeni değil, ruhu seksiliği yaratır. Modacı ise ruhu yaratamaz.


Aileye bak olayı çöz


Çağlayan'ın defilelerinden birine yolunuz düşerse aynı zamanda ailesini tanıma fırsatını yakalarsınız: Baba Ata Çağlayan her yerdedir. Şimdi ki eşi Maria'da onun yanında. Neşeli bir adam olarak en sosyal haliyle sizinle konuşmaktan kaçınmaz: ‘‘Biz ailece yaratıcıyız. Ben restorancıyım. Babam da öyle. Kıbrıs'ın ilk restoranını Lefkoşa'da 1928'de açmıştı’’ derse şaşırmayın. Anne Seli de her yerdedir. Uzun zaman önce ayrılan karı-koca iyi anlaştıklarını söyleseler bile pek yan yana gelmemeye gayret ederler. Hatta ‘peki öbürü Hüseyin hakkında ne dedi’’ derler. Sonrasında Hüseyin babasını tarif ederken ‘‘Evet çok tatlıdır, ama annem inanılmazdır. En tatlısı odur’’ der.

Defile sonrası önce kuliste özel röportajlar ve çekimler gerçekleşir; sonrasında salon boşalır ve aile biraraya gelir: Baba ve eşi ellerinde turşu, köfte ve yaprak sarmalarıyla gelirken, anne önden, diğer akrabalar arkadan kutlamak için sıraya girerler.