21 Nisan 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
04.04.1998

Bir devlet bankası

Emin ÇÖLAŞAN

Emin ÇÖLAŞAN








Elimde iki Bankalar Yeminli Murakıbı tarafından yazılmış üç rapor var. Yazan devlet görevlilerinin isimleri Zafer Dedemen ve İbrahim Aydınlı. Raporların tarihi 15 Ocak, 23 Ocak ve 5 Şubat 1998. Yani mürekkebi henüz kurumamış devlet belgeleri.

Bu raporlarda bir devlet bankası olan Halkbank ele alınıp irdelenmiş. Bazı hesaplar, belgeler, bankanın olağanüstü zararı açığa çıkarılmış.

Raporlardan birinde, başta genel müdür Yenal Ansen olmak üzere bu kuruluşun başındaki kişilerin yurtdışındaki usulsüz harcamaları tek tek sıralanıyor.

Birkaç örnek vereyim:

Kişisel harcamalar bankaya fatura ediliyor. Bunlardan bir bölümü, yurtdışındaki işçilerimize ayrılan fonlardan karşılanıyor. Yemek paraları, puro ve çikolata paraları... Bankayla hiç ilgisi olmayan bazı kişilerin otel harcamalarını banka ödüyor. Bu isimler arasında DYP milletvekili Ufuk Söylemez ve DYP adayı, Tansu döneminin Başbakanlık Müsteşarı Ali Naci Tuncer de yer alıyor!

Devlet bankasının parasıyla özel Paris turları yapılıyor, tur için otobüsler kiralanıyor.

Yapılan incelemede, aşağıda dökümünü verdiğim malların da devletin parasıyla yurtdışından satın alındığı ortaya çıkıyor:

Gömlek, oyuncak, sprey, deodorant, örgü, çorap, el çantası, parfüm, puro, içki, şampuan, jel, vitamin, oyuncak...

Rapordaki liste sayfalar boyu devam ediyor ve bunlardan çoğunun yurda giriş çıkış yaparken duty free dükkânlardan alındığı belirtiliyor.

Bankalar yeminli murakıpları, bu harcamaların genel müdür ve diğer ilgili yöneticilere zimmet çıkarılması gerektiğini vurguluyorlar.

***

Bankalar Yeminli Murakıbı Zafer Dedemen ve İbrahim Aydınlı tarafından hazırlanan 5 Şubat 1998 tarihli raporda aynen şu ifade yer alıyor:

‘‘Yöneticilerin, usulsüz harcamaları Banka genel giderlerinden karşıladıkları anlaşılmıştır. Bu işlemlerin 1995 yılında göreve getirilen ve halen görevde bulunan yönetimle birlikte yoğunlaşmaya başlaması ve özellikle 1996 ve 1997 yıllarında suiistimal (yolsuzluk) derecesinde hız kazanmış olması dikkat çekicidir.

Bu paraların rayiç bedel üzerinden ilgililerden tahsili gereklidir.

Banka Yönetim Kurulu Başkanı Yenal Ansen ile Genel Müdür Yardımcısı Barbaros Olcay, banka mali kaynaklarını kendilerinin veya üçüncü kişilerin çıkarları doğrultusunda kullanabilmek için gerektiğinde gerçek dışı belge ve beyanlara dahi başvurabilmişlerdir.

Bazı zamanlar çok küçük sayılabilecek tutarlar için bile bu şekilde gerçek dışı bildirimlere başvurulmuş olması, adı geçen kişilerin güvenilirliği konusunda çekince düşülmesini gerektirmektedir.

Bu nedenle, bankanın trilyonlarca liraya ulaşan kaynaklarını yönetme yetkisinin, güvenilirlikleri konusunda şaibe oluşan bu kişilere bırakılmasının ciddi sakıncalar yaratabileceği ve ağır bir sorumluluk gerektirdiği düşünülmektedir.’’

***

Diğer raporlarda da benzer konular gündeme getiriliyor. Halkbank'ın durumunun pek parlak olmadığı, batık kredilerin giderek artış gösterdiği, trilyonlara ulaşan bu paraların geri alınmasının çok zor olduğu vurgulanıyor.

Raporda batık kredilerin dökümü de veriliyor. Ancak onları burada yazmıyorum.

***

Sevgili okuyucularım, bankalar yeminli murakıplarının işi, bankaları inceleyip raporlarını ilgili makamlara sunmak. Onların elinde soruşturma açmak gibi bir yetki yok.

Ama bankalar yeminli murakıpları, banka hesaplarının gerçek uzmanları.

Hesapları didik didik ederler ve bunu bilinçli olarak yaparlar.

Peki, Halkbank'la ilgili olarak hazırlanan bu son raporlar ne oldu?

Halkbank, Devlet Bakanı DSP'li Hüsamettin Özkan'a bağlı.

Raporlar bitirildi ve kendisine gönderildi. Özkan da bu belgeleri olduğu gibi Halkbank Genel Müdürü Yenal Ansen'e gönderdi!

Bundan sonra ne olacak?

Hiçbir şey olmayacak!

***

Burada sürekli yazıyorum. Devlet bankaları, Türkiye'de hırsızlığın, yolsuzluğun, yağmacılığın, hortumlamanın ve siyasal baskının en somut örneğini oluşturuyorlar.

Bu bankalarda devletin ve milletin trilyonları yöneticilere, eşe dosta, siyasal yandaşlara, particilere ve siyasal iktidarlara peşkeş çekiliyor...

Ama ne acıdır ki, hiçbir iktidarın aklına bunları özelleştirmek gelmiyor... Niçin?..

Çünkü her iktidar partisi, bu yağmadan payına düşeni alıyor.

Size yukarıda açıkladığım Halkbank'la ilgili bankalar yeminli murakıpları raporlarında yer alan cümleler, yenilir yutulur şeyler değil. Ama iktidarlar umursamıyor.

Yağmalama açısından -her iktidar döneminde- diğer devlet bankaları farklı mı?

Ziraat Bankası, Emlak Bankası, Halk Bankası ve tam devlet bankası olmasa bile yöneticileri devlet tarafından atanan ve bir çiftlik gibi kullanılan Vakıflar Bankası arasında ne fark var?

Hepsi de, ülkeyi yönetenlerin babasının çiftliği. Hepsi de arpalık. Özellikle Emlakbank'taki rezalet ayyuka çıkmış.

Türkiye bu devlet bankaları yüzünden batıyor.

Hepsi büyük zarar içinde. Krediler hortumlanmış, eşe dosta, torpilli takımına ve siyasal yandaşlara peşkeş çekilmiş, kimsenin kılı bile kıpırdamıyor...

Devletin bankalarından rezalet fışkırıyor.