30 Ekim 2014
normal site için tıklayınız
Anasayfa | Son Dakika | Gündem | Yazarlar | Astroloji | Hava Durumu | Sinema | TV Rehberi
22.03.1998

Dünden Bugüne motokros








Üç kuşak birarada


Kim demiş motokros tehlikeli diye. İşte size kanıtı! Bu fotoğraf üç kuşak motokrosçuları gösteriyor. Gördüğünüz gibi hepsi de sapasağlam. Üçüncü kuşaktan olan Barış Tok 1978 doğumlu, üç yıldır yarışlara katılıyor ve hepsinden de şampiyon olarak çıktı. Antrenörü Süleyman Memnun 1958 doğumlu, ikinci kuşağı temsil ediyor. Birinci kuşak olan Muzaffer Şinikaroğlu ise 1938 doğumlu.






İLK YARIŞ 1969'DA

Türkiye'de ilk resmi motokros yarışı 19 Mayıs 1969 yılında İstinye'de yapılmıştı. Üstelik, motokros motorları henüz Türkiye'ye girmemişken! Bisiklet ve Motosiklet Federasyonu tarafından düzenlenen bu ilk yarışa 12 kişi katıldı. İlk yarış olduğundan kategori ayrımı bile yoktu, 45 tur yapıldı ve o gün Muzaffer Şinikaroğlu, Java motoruyla yarışı ‘‘randımanlı bir şeklide’’ bitirdi ve birinci oldu. O, artık Türkiye'nin ilk motokros şampiyonuydu.

29 YIL SONRA...

Artık şartlar çok ilerlemiş durumda. Türkiye'de motokros yarışları daha sık yapılıyor. Motorlar, yarış sahaları, imkanlar çok değişti. Geçen yıl yapılan yarışı, 20 yaşında bir genç kazandı: Barış Tok. Biz Türkiye' nin ilk şampiyonu Muzaffer Şinikaroğlu ile son şampiyonu Barış Tok'u biraraya getirdik. Muzaffer Bey uzun yıllar önce bıraktığı motorları görünce heyecanlandı. Barış zaten yarış telaşı içinde, antrenmanlarına devam etti.


Türkiye'de ilk motosiklet reklamları da Java tarafından verilmiş. Muzaffer Şinikaroğlu gibi o dönemde motor kullanmaya hevesli olanlar da bu reklamlarda ‘‘rol almış.’’ Yukarıdaki reklam, 1968 yılında Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmış...


REKLAMLARDAKİ ŞAMPİYON

Motokros'un daha yeni yeni telaffuz edildiği yıllardı. Java Türkiye'de motosiklet imalatına yeni başlamıştı. Muzaffer Şinikaroğlu, o dönemde Java'da çalışmaya başladı. O kadar motorun arasında kalınca kendine de bir motosiklet almaya karar verdi. ‘‘Ben de bir tane alayım deyip 125 cc'lik bir motor aldım. Arazilerde, tarlalarda, dağlarda yürümesini de çok seviyordum. Motoru alınca yine oralara gittim. Bu arada motokros denilen bir sporun varlığından haberim bile yoktu. Dağlarda, kırda, bayırda dolaşıyordum. Atlamak zıplamak hoşuma da gidiyordu...’’

İşte böyle başlıyor Muzaffer Bey'in motokros macerası. Motokros'un ne olduğundan doğru dürüst haberi olmadan, kendini yarışın içinde buluyor bir yıl sonra. Ama antrenmanlı bir şekilde. Çünkü sadece keyif olsun diye gittiği dağ, bayır, farkında olmadan onu bu yarışa hazırlıyor. 12 kişinin katıldığı yarışta birinci olan Şinikaroğlu o dönemin bir imkansızlıklar dönemi olduğunu söylüyor: ‘‘Motokros için motor yoktu henüz. Lastik aradık. İstanbul'da bulamadık. Normal bir motoru motokros motoruna çevirmeye çalıştık. Lastikleri kesip, diş açtırdık. Tırnak yaptırdık. Bir iki yarıştan sonra arka zincir dişlisini büyüttük, gücünü arttırdık sonra egzozları değiştirdik. Bütün bunları bir Alman mecmuasındaki fotoğrafa bakarak yapıyoruz. Java fabrikası sonradan bizim hevesimizden dolayı bize destek çıktı.’’

Dört kişilik bir ekip kuruyorlar. Bu ekip daha sonra Java'nın reklamlarına da çıkıyor. Muzaffer Bey sonraki yarışlarda birinciliği tekrar kazanamasa da dereceye giriyor. Muzaffer Bey için bu, garip bir hastalık aslında. İki motosikletini de temizledikten sonra yanına oturup silindir çalışmalarını dinleyecek kadar da çok seviyor onları. Fakat bu kadar çok sevmesine rağmen yalnızca yedi sene, 1975 yılına kadar bu sporla ilgilenebiliyor. ‘‘Evlendikten sonra bıraktım çünkü eşim Nesrin Hanım ya ben ya motorlar demişti.’’

Muzaffer Şinikaroğlu bugün 60 yaşında ama uzun süre spor yaptığından olsa gerek bir hayli genç görünüyor. Hala her yıl Avrasya Maratonu'nun halk koşusuna katılıyor. 23 yıl sonra tekrar motokros sahasında olmak, onu heyecanlandırıyor. Tabii artık eskisi gibi rampalardan atlayamıyor. Ama birkaç hafta çalıştıktan sonra hemen toparlayacağını söylüyor. Onun kullandığı motorlardan çok daha farklı bugün her şey. Kıyafetler, teknoloji ve tabii gençlere sunulan imkanlar....

Süyleyman Memnun Türk motokrosçuların ikinci kuşağından. 11 yıl üst üste şampiyon olduktan sonra krosu bırakıp piste geçiyor. Ama kendi imkanlarından başkalarının da yararlanabilmesini istediği için, yetiştirmek üzere birini seçiyor: Barış Tok.

15 yaşındayken bir reklam ajansında çalışmaya başlayan Barış'ın kros merakı ise çok küçük yaşlara dayanıyor. O önce BMX bisikletiyle, evlerinin arka bahçesinde, topraktan yaptığı rampalardan atlamaya başlıyor. Yağmurda çamurda en sevdiği şey bisiklete binmekmiş. Çalıştığı yerin yanındaki fotoğraf stüdyosundakilerin motosikletlerini görüyor. Sonra onlarla birlikte Kilyos'a gidiyor haftasonları. ‘‘Onlar antreman yapıyordu ben de onlara yardımıcı oluyordum. Bu beş altı ay sürdü. Sonra babam arabasını satıp bana taksitle bir enduro motor aldı.’’

Muzaffer Bey'in dönemiyle Barış'ın dönemi arasında sizin de tahmin ettiğiniz gibi büyük uçurumlar var. Muzaffer Bey her şeyi kendi imkanlarıyla tamamlamaya çalışmış. Bit pazarından bulduğu deri pantolon, mont ve kaskı onun tüm aksesuvarıydı. Gözüne çamur, toprak gelmesin diye de taş yontanların taktığı gözlüğü alıp kullanmış. İkinci ve üçüncü kuşak bunları yaşamıyor. Özel elbiseleri, kaskları, dizlikleriyle gittikçe daha ‘‘güvenli’’ bir spor yapıyorlar. Süleyman Memnun bugünkü farkı şöyle anlatıyor: ‘‘Barış şu anda dünya şampiyonu ile aynı motoru kullanıyor. Balkan Şampiyonası'nda 125 cc'de yarışacak ve şu anda antrenman yapmak için 98 model 250 cc'lik motoru var. Yani büyük motorla antrenman yapıyor, öbür motor da yarışmak için yepyeni bekliyor. O zaman hayal edilemeyecek bir şeydi.’’


BU ARADA KIZ İSTEDİK!

Elinizdeki sayfaları hazırlayabilmek için, pazar günümüzü motokros sahasında geçirdik. Ama itiraf ediyoruz ki, bu organizasyonda ‘‘hayırlı’’ bir ‘‘bit yeniği’’ vardı: Sayfanın fotoğraflarını çeken arkadaşımız Senih Gürmen'le, Muzaffer Bey'in kızı Banu birbirlerine aşıktı. Ne yapıp edip onu babasından istesek, diye düşünürken mesleğimizi kötüye kullandık! Senih bir yandan fotoğraf çekti, bir yandan da kız istedi. Neyse ki Muzaffer Bey'den gelen cevap sadece, ‘‘Verdim gitti’’ oldu. Böylece Senih'le Banu muradına erdi.


BU DA DÖRDÜNCÜ KUŞAK

Motokros'un geçmişi Türkiye'de çok yeni. Sahalarda bugün üçüncü kuşağı görebiliyoruz. Dördüncü kuşak da fotoğrafta gördüğünüz gibi daha iki yaşında. Süleyman Memnun'un oğlu Sinan, şimdilik bisikletiyle onlara eşlik ediyor, motor sesine ve egzoz kokusuna alışıyor. Onun da küçük motoru var ancak binebilmesi için daha beklemesi gerek çünkü ancak beş yaşında başlanabiliyor bu spora.